“İNSAN DEĞİL İŞÇİSİNİZ!”

Yazar Ufuk Çizgisi Dergisi’nden
12 03 2007
Gözetleme ve izlemenin moda haline geldiği bir sistemde yaşıyoruz. Teknoloji geliştikçe, teknoloji ürünlerinin kullanımı arttıkça daha da kolaylaşan ve ucuzlayan gözetleme ve izleme sistemleri yalnızca ordu, polis ve istihbarat servislerince değil eğitim ve sağlık kurumları, anne-babalar, hayvan sahipleri de dahil birçok kesim tarafından kullanılmaya başlandı.

Sokakların, bankaların, alışveriş merkezlerinin, hatta artık simitçilerin bile kameralarla gözetlendiğini biliyoruz. Telefonlarımızın dinlendiğini, internet trafiğimizin izlendiğini de. Çoğumuz artık bunları yadırgamıyor bile. Öyle düşünmesek de hayatımızın birer parçası haline geldi bu teknolojiler. Elbette izleme ve gözetleme “meşrulaştıkça” kullanımı artıyor, kullanımı arttıkça daha da “meşrulaşıyor”. Sözkonusu olan işçiler ve patronları olunca bu “meşruluğun” boyutunu hemen tahmin edebiliriz. Ücretli kölelik ordusunun neferleri, köle sahibi patronları tarafından nasıl uygun görülürse öyle davranmalıdırlar! Uygun görülmeyen davranışların tespiti için de gözetim şart!

“İşçi patrona aittir!”

“Geçen yıl, çalışanlarından biri telefon açıp hasta olduğunu söyleyince Sacramento’daki Monument Güvenlik’in CEO’su Scott McDonald araştırmaya karar verdi. 400 güvenlik görevlisi ve devriye sürücüsüne, şirket telefonlarındaki GPS teknolojisi aracılığıyla izlenmelerini sağlayacak Xora adlı programı yüklediğini söylemişti. Web üzerinden çalışan, çalışanları çalışma alanlarından çıktığında hatta hızlı sürdüklerinde bile patrona alarm gönderen bir yazılım. Patronun çalışanlarını daha verimli şekilde yönlendirmesine de olanak sağlamıştı. McDonald giriş yaptığında program ona işçisinin tam olarak nerede olduğunu söylemişti; yatağında burun çekmiyordu. ‘Madem hastasın, şu anda 80 hızla, doğuya, Reno’ya doğru nasıl geliyorsun?’ diye sordu patron. Uzun bir sessizliği -bir işin sonu sessizliği-, ‘Beni yakaladınız’ izledi.”

Böyle başlıyor Time dergisinin yazısı. “Üçkağıtçı”, “aylak” çalışan gözüpek patronundan kurtulamadı! Ve o klişe cümleyle devam ediyor yazı: “İşte yaptığınız her şey patronun işidir.” İşçilerini gözetleyen patronların şiarı olan bu cümleye malzeme yapılan örneklere bakınca insanın, “Vah gariplerim, ne yapsınlar işçilere de güvenilmiyor ki” diyesi geliyor: “Hastayım” diye kandırıp işe gelmeyenler, işteyken chat kanallarında ya da internet sitelerinde vakit harcayanlar, porno sitelere girenler, şirket sırlarını satanlar, patronu ya da ailesi hakkında terbiyesiz şakalar yapanlar, işyerinin imkanlarını kişisel çıkarları için kullananlar, tembellik yapanlar vs. vs.

Eh tablo böyle olunca bırakalım mahkemeleri, işçilerin kendileri bile bu duruma karşı çıkmayı aklından bile geçiremiyor. Geçirenler de pek bir şey yapamıyor. Lakin yapılan araştırmalara göre şu ana kadar, haklarına saldırı olduğu için patron aleyhine açtıkları davalardan hiç ama hiçbirinde işçiler lehine bir karar çıkmamış.

İşte izleme ve gözetlemenin, “reddedilemeyecek” gerekçelerinden belli başlıları:

  • Patronlar işçilerin işte kullandıkları sistemlerin (telefonlar, bilgisayarlar gibi) yani üretim araçlarının sahibidirler.

  • Patronlar işçilerinin üretimlerinden sorumludurlar. Yani onları izlemek hakları hatta görevleridir.

  • Patronlar işçileri için güvenli bir çalışma ortamını garanti etmelidirler. Örneğin cinsel tacizi önleyebilmelidirler. Ve eğer bir işçi başka birine karşı şiddet uyguluyorsa patron bunu tespit edebilmeli ve önleyebilmelidir.

  • Patronlar, firmanın ticari sırlarının ya da fikri mülkiyetinin paylaşılmasını ya da satılmasını tespit edebilmeli, önleyebilmelidir.

Bu gerekçeler patronları işyerlerinde, fabrikalarda olup biten her şeyi izleme, gözetleme “hakları”na kavuşturuyor. Kullanılan araç ya da yöntem ne olursa olsun, işçiler izlendiklerine dair uyarılmışlarsa bu iş tamamen yasal oluyor. Yöntem ve araçların çeşitliliği tamamen patronların hayal gücüne bağlı, hiçbir sınır yok.

Her şey mübah…

İşte yaygın olarak kullanılan araç ve yöntemlerden bazıları:

  • İşçilerin emaillerini, chat görüşmelerini, dosya paylaşımlarını, kısacası tüm bilgisayar kullanımı ve internet aktivitelerini gözetleyen ve depolayan bilgisayar yazılımları. Kullandığınız email şirkete ait olmasa da durum değişmiyor. Patron, işyerinde olduğunuz sürece bilgisayarlarla yaptığınız her şeyi izleyebiliyor.

  • “Key logger” (Tuş kaydedici) programlar. Bu programlar bilgisayar klavyesinden girilen her tuşu kaydediyor. Yani yazıp da kaydetmediğiniz ya da birilerine göndermeden sildiğiniz yazı ve mesajlar dahi bir yerlere kaydediliyor.

  • Telefon izleme ve dinleme aygıtları. İşyerinde kullanılan telefonlar tamamen dinleniyor. Kullanılan sistemlerden bazıları telefonda sesiniz yükseldiğinde ya da örneğin konuşmanızda patronunuzun adı geçtiğinde patronu uyarıyor. GPS destekli cep telefonları sayesinde bulunduğunuz yer tam olarak tespit edilebiliyor. Hatta hangi yöne, ne hızla hareket ettiğiniz bile bulunabiliyor.

  • Gözetleme kameraları. Fabrika ya da işyerinin her yerinde kullanılabiliyor. Buna işçilerin soyunma odaları, duşları, ziyaretçilerini ağarladıkları misafir odaları gibi “özel” alanlar da dahil.

  • “Zeki” kimlik kartları. Özel çiplerin yüklü olduğu bu kartlar sayesinde işçinin o anda tam olarak nerede bulunduğu, hareket halindeyse ne yöne gittiği tespit edilebiliyor. Yeni nesil işçi kartlarıyla işçinin yüzünün o anda hangi yöne dönük olduğu bile tespit edilebiliyor.

Başta ABD ve Avrupa olmak üzere oldukça yaygın olarak kullanılan bu sistemler, teknolojinin gelişmesi ve ucuzlamasıyla paralel olarak gittikçe yaygınlaşıyor. Gözetim, dinleme ve denetim için ne ustabaşılara ne de patron yalakalarına ihtiyaçları var artık. Ordunun, polisin, istihbarat servislerinin, kendilerine göre “teröristleri”, muhalif kurum ve kişileri, “suç potansiyeli” olan bölge ve insanları, kısacası hemen herkesi izlemek, dinlemek, gözetlemek için kullandığı hemen her teknolojiyi patronlar işçilerine karşı kullanıyor. Hem de hiçbir şekilde sorgulanmadan, istedikleri rahatlık ve esneklikte.

Asıl tehdit örgütlenmeye

Kapitalizmde yalnız üretim araçları değil işçiler de mesai saatleri içerisinde, hatta birçok durumda dışında da patronun “malıdır”. Onu istediği gibi kullanmak, izlemek ve gözetlemek de onun “en doğal hakkı”dır. İşçilerin her hareketinin gözetlenmesi ve denetlenmesi “iş verimini artırmak” şeklinde ifade edilen, işçileri “sıkıp suyunu çıkarma” koşullarına sokmaktan ibaret değil elbette. Patronlar topladıkları (hatta uydurdukları) bu bilgiler sayesinde herhangi bir işçinin işine rahatlıkla son verebiliyor ya da en iyi ihtimalle bu tehditle daha ağır koşullarda çalıştırabiliyorlar. Bunu yapmalarını engelleyecek hiçbir yasal düzenleme de yok.

İşyerleri ve fabrikalardaki gözetim ve denetimin işçilerin kişisel hakları üzerindeki etkileri üzerine birçok şey söylenebilir. Fakat başta biz devrimciler ve işçi sınıfı örgütçüleri olmak üzere tüm işçi sınıfını bekleyen çok daha büyük riskleri var.

Kuşkusuz bu risklerden en büyüğü ve önemlisi işçi sınıfının örgütlenme mücadelesidir. Son yılların sendikal örgütlenme mücadelelerinin birçoğu daha elle tutulur bir örgütlenme yaratılamadan patronun durumdan haberdar olup öncü işçileri işten atmasıyla son buluyor. Bahsettiğimiz izleme ve gözetleme sistemlerinin işçiler üzerindeki patron denetimini ne kadar artırabileceği açıktır. Üstelik artık öncü işçileri işten çıkarmak için bahane bulması için çok uğraşması da gerekmeyecek. Hangi işçinin hangi saatlerde, nerede, başka hangi işçilerle, ne kadar süreyle görüştüğü (hatta böyle giderse ne konuştuğu) da dahil birçok bilgiye rahatlıkla ulaşabilecek patronlar.

İşsizlik kırbacı altında boyun eğilen bu sistemlerin getirecekleri konusunda işçileri bilinçlendirmek ve önüne geçmek için mücadele etmek en asli görevlerimizden biri olmak zorundadır. Yoksa içeride patron, dışarıda polis gözetimi altında örgütlenme yapabileceğimiz tek bir yer bile kalmayacak!

Kaynak: Ufuk Çizgisi dergisi / 18 Eylül 2006 | Sayı: 46