IMF ZİRVESİNE ‘DİRENİSTANBUL’…

Yazar Mustafa Sönmez – Cumhuriyet

Her kriz, son tahlilde yoğunlaşmış bir sınıflar mücadelesidir. Her krizin sonunda birileri kazanır, birileri kaybeder. Müthiş bir çöl fırtınasının ardından oluşan yeni kum tepeleri gibi, krizle beraber topografya da değişir. Kriz, kurbanlar almadan bitmez, yeni bir istikrarı yakalayamaz. Bu sınıf mücadelesi, hem sermaye ile emek arasında cereyan eder hem de sermayenin kendi arasında.Sermayenin kendi arasındaki çekişme;yeni iflaslar,el değiştirmeler,tekelleşmelerle, üst düzlemde de IMF-DB gibi kurumlarda koltuk paylaşımının değişimiyle yaşanır. Politik düzeyde ise iki kanlı paylaşım savaşı görmüştür yaşlı dünyamız. Her tür fil tepişmesi, çimlerin üstünde yapılır ve bugüne kadar da bu tepişmeden çimler ezilerek, savaşlar yaşayarak, milyonların mahfıyla en büyük zararı görmüşlerdir. Bu krizde de ezilenler, derlenip sürece müdahil olamazsa, kaçınılmaz son gerçekleşecek, bir kez daha “Yenenler, yenilenlerin dikişsiz, ak gömleğinde silecekler kılıçlarının kanını.”


Dünyayı çoraklaştırarak, insanları kullaştırıp köleleştirerek sermaye birikimini sürdüren ve bundan sonrasında da, bunun dışında bir seçeneği olmayan dünya kapitalizminin, İstanbul’daki IMF-Dünya Bankası zirvelerinden de daha barışçı, daha paylaşımcı, daha insani ve olup bitenlerden ders çıkarmış bir yaklaşımın çıkması ham hayal…

1980 sonrasında neoliberalleşerek, küreselleşerek, piyasalaşarak sermaye birikimi krizini aşmaya çalışan emperyalizm, finansallaşma oyunu ile de düşen kârlarını yükseltmeyi denedi ve bir dizi balon yaratarak ömrünü 2008’e kadar uzattı ama patlayan son balon, ortalığı fena dağıttı.

IMF’nin 3.5 trilyon dolar olarak hesapladığı bu enkazı, bu dağılmayı yine IMF, hangi araçlarla, hangi uzlaştırıcı formüllerle toparlayabilir ki? IMF’den bir finansal mimari bekleniyor ama nasıl olacak, bilen yok. Yeni balonların, yeni türev piyasası serüvenlerinin, spekülatif atakların nasıl önleneceği konusunda bir netlik yok, ön uyarı sistemleri yok, güvenceler yetersiz. Mortgage balonunu hangi balonun izleyeceği bilinmiyor, ama kimse, artık balonlaşma ve patlama olmaz da diyemiyor.


İstanbul’da buluşacak IMF-DB zirvesinin en büyük korkularından biri “korumacılık”, içe kapanma… Piyasalaşmanın dışladığı, gölge etme başka ihsan istemez diye küçülttüğü “ulusal devlet”, bankalar batmaya başlayınca, hatta yangın reel kesime sıçrayınca, yeniden yangını söndürmeye çağrıldı ve trilyonlarca dolarlık devlet destekleri ile yangın kontrol altına alınmaya çalışıldı ama henüz sönmüş değil. Yangına sıkılan su ise, işsiz, sosyal güvencesiz bırakılmış sokaktaki insandan esirgenerek kullanılan kaynak. Dolayısıyla, daha bu “kurtarma operasyonları”nın hesabının görüleceği günler gelecek. Yeniden istihdam kapıları açılmadıkça, her ülkede kavgalar büyüyecek. Bu baskı altında, her ülke hükümeti, “aynı gemideyiz” mavalını bırakıp kendi ülke burjuvazisinin derdinde. Bu da en çok korkulan “ekonomik ulusallaşma”ları getiriyor. Koruma duvarları yeniden yükseltiliyor, koydukları global kurallara aldırış etmeden, “benden sonrası tufan” diyerek oldubittilere getiriyorlar birçok şeyi. ABD’nin Çin lastiğine getirdiği yüzde 35’lik vergi, geleceğe dair büyük ticaret savaşlarının işaret fişeği aslında…


ABD, büyük kriz öncesi gibi, hep tüketen ve tüketimini Çin’e finanse ettiren yolun bittiğini gördüğü için, içeride tasarrufu ve üreterek ihracatı çıkış yolu seçmiş gibi… Bunu yapabilmesi ise, Çin’in pazarlarını açmasına bağlı. Biliyor ki, Çin’in döviz birikimi yeterli, pazarı geniş… ABD’den, onu düştüğü çukurdan yukarıya çekmesine yardımcı olacak ithalatı yapabilir Çin… Ama Çin sormadan edemiyor: “Bunu neden yapayım? Karşılığında benim çıkarım ne olacak?” Ama, ABD, yeniden sermaye birikiminin yatağını bulamazsa, Çin için de iyi değil. Sonunda bir yerlerde uzlaşacak, yeni işbölümlerine gidecekler, ama nerede? Bu masa başında uzlaşarak mı olacak, yoksa sesler, tansiyonlar yükselerek farklı düzlemlere mi geçilecek?..


IMF-DB, rayından çıkmış dünya kapitalizmi trenine yeni ve sağlam bir ray döşemek, filler arasındaki homurtuları yatıştırıp ya da en azından tepişmelerin düzen çitleri içinde kalmasını sağlayacak çözümler peşinde. Bunu yapmaya yetecek ne kadar kaynakları ve imkânları var? Bulunacak önlemler ne kadar kalıcı ve dayanıklı olacak?

Tüm bu “yeni mimari”nin, sayıları 200 milyonu aşan dünya işsizlerine yeniden iş vereceği günler ne zaman gelecek? Şirket kurtarmaya ayrılan kaynaklar, sağlıktan, eğitimden, barınmadan esirgenince sokağın tepkisi ne olacak, siyasi tercihler ne yöne bükülecek? Politik rüzgârlar, şimdilik milliyetçi, yabancı düşmanı, faşizan hareketlerden yana esiyor. Almanya’daki son seçim sonuçları, sol için, barış, eşitlik, özgürlük beklentisi olanlar için iyiye işaret değil.

Yine de direnistanbul!.. Dayan, tırnak ile diş ile, umut ile düş ile…