İDA’NIN ÇOCUKLARI ALTINCILARI KOVACAK

Yazar Gökçe Uygun – Cumhuriyet

5 Nisan’da Çanakkale’de
‘Kazdağları’nda ve Madra Dağı’nda Altına Hayır’ mitingi yapılacak

“Kazdağları ve Madra Dağı Çevre Platformu” Yürütme Kurulu Üyesi, eski Orman Mühendisleri Odası Genel Başkanı Salih Sönmezışık, “Kazdağları savunması vatan savunmasıdır” diyor. Salih Sönmezışık’ın, bölge halkı, yerel yöneticiler ile sivil toplum örgütlerinin verdiği mücadele ve bundan sonraki gelişmelere yönelik Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan röportajı;

– Kazdağları’nda altın aranmasına neden karşı çıkıyorsunuz?

Çünkü altın çıkarmak madencilik değil, kimyasal bir işletmeciliktir. Geride dönüşü olmayan ekosistemler bıraktığı için kamu yararı taşımaz. Altının kullanım alanı çok az.. Ancak bunun karşılığında çıkarıldığı bölgeyi, ot dahi bitmeyecek şekilde tahrip ediyor.

Canlı yaşamı tehdit altında

– Peki altının özellikle siyanürle aranmasına mı karşısınız?

Aslında siyanür dışında yöntemler de var, ancak çok pahalı olduğu için tercih edilmiyor. Siyanürlü ya da siyanürsüz farketmiyor.. altın aranan dağlar 400-500 metre derinlikte, 1 km çapında ay kraterleri gibi yerler haline getiriliyor. Altının toz haline getirilişinden sonra ortaya çıkan ağır metaller havaya, suya karışarak canlı yaşamını tehdit ediyor.

– Türkiye’de Kazdağları dışındaki yerlerde de altın madenciliği siyanürle mi yapılıyor?

Evet.. her yerde öyle. Ancak Kazdağları’nın önemi, dünyanın en önemli yaşam alanlarından biri olmasından kaynaklanıyor. Mitolojideki adı İda olan bölge, en önemli 200 karasal ekosistemden biri. En önemli flora cenneti. Burada 101 familyaya ait 906 bitki çeşidi var ki bunların 43’ü endemik (yalnızca o bölgede yetişen). Üstelik hepsi de neo-endemik, yani evrim sürecini henüz bitirmemiş. En acılı savaş ve aşkların yaşandığı yer. Kısacası İda, tarihsel, toplumsal, ekonomik ve kültürel değerleri ile bambaşka bir yer.

Yasa değişince hızlandılar

– Mücadelenin ne zaman ve nasıl başladığını anımsatır mısınız?

AKP’nin iktidara gelişiyle birlikte Maden Yasası değiştirildi, ulusal ve uluslararası şirketlerin altın arama faaliyetleri hız kazandı. Bu değişiklik ile ormanlar, ağaçlandırma sahaları, özel koruma bölgeleri, milli parklar, meralar, sit alanları, su havzaları, kıyı alanları, turizm bölgeleri, askeri yasak bölgeler ve şahsa ait özel alanlar madencilik faaliyetine açıldı. Yani Çankaya Köşkü ya da Anıtkabir’in altında maden olduğu bilinse ve bir şirket başvursa, bunu engelleyemeyiz. Çünkü buna yasa izin veriyor.

– Altın arama faaliyetleri süreci, yasadan sonra nasıl ilerledi?

Yasa çıkar çıkmaz madenciler, altın şirketleri Türkiye’ye hücum etti. Ancak Kazdağları’nda ilginç bir gelişme oldu. Yasadan yaklaşık 1 ay sonra, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çanakkale’de dünyanın dev şirketlerine bir brifing verdi. Bakanlık yetkilileri 1 gün boyunca Kazdağları’nın potansiyelini sunumlarla anlattılar, koordinat vererek nerede altın var, nerede hangi maden var diye… Bu toplantıdan bir ay sonra da bütün şirketler Kazdağları’na hücum etti. 2004 yılında 21 ruhsat verildi ki, bunun 14’ü altın ruhsatı. O zaman biz buna karşı çıkmaya başladık, sempozyum düzenledik, halkı bilgilendirdik.

– Yasa ile şirketlere verilen bazı imtiyazlar var sanırım…

Evet, 5 yıl vergiden muafiyet, elekrik, su, sigorta primi ve KDV’de yüzde 50 indirim hakkı kazanıyorlar. Altın arama safhasında şirketlerden Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu istenmiyor. Ayrıca şirketler bu aşamada rezervin yüzde 10’unu Türkiye’ye sormadan yurtdışına götürebiliyor.

Ot bitmeyen topraklar

– Bölgedeki altın arama ve işletme faaliyetlerinin çevresel zararlarını özetler misiniz?

Altın işleme sırasında 3 gram altın elde edebilmek için 3 ton su kullanılıyor. Yani dünya susuzluğa giderken su kaynaklarımıza el koyacaklar. Tarım ölecek, insanlar aç kalacak. Şirketler gittikten sonra bize üzerinde ot bile bitmeyen topraklar kalacak. Bize hiçbir ekonomik girdisi olmadığı gibi maliyet de yaratacak. Çünkü yapılan bir hesaplamaya göre şirketler gittikten sonra bölgeyi arındırmak için 1.4 trilyon dolar harcamamız gerekecek. Farzedin ki bu para bulundu. Asıl önemli olan ise Kazdağları’nın eski haline dönmesi için 400 yıl gerekecek. İşte bu nedenlerle karşı çıkıyoruz.

– Kazdağları’ndaki son durum nedir?

Sayı sürekli artmakla birlikte şu an 21 şirket 37 bin 802 hektar alanda fiilen altın arıyor, 100’ün üzerinde şirket de ruhsat aldı. Kazdağları’nın tamamı, yani 258 bin hektarın ruhsatlandırıldığı söyleniyor. Bu, Bergama’nın 11 bin katı.

Yasa sömürü ve vurgun yaratıyor

– Bu mücadelenin siyasi boyutu hakkındaki görüşünüz nedir?

Krize giren kapitalizm, geri kalmış ülkelerin kaynaklarını sömürmek istiyor. Bence Kazdağları’ndaki altın faaliyetleri, Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye’deki yeni ayağı. Ha Ortadoğu’nun petrolü, ha İda’nın altını… Şöyle bir durum var; altın, yanında uranyum gibi çok stratejik bir maddeyle beraber çıkar. Uranyum da altından daha değerlidir. Ayrıca şunu da gözardı etmemek gerek; bu uluslararası altın şirketleri, çıkardıkları altının sadece yüzde 3’ünü bize bırakacaklar ki o da beyan ederlerse! Eğer altını dışarıda rafine ederlerse de (ki çoğu bunu tercih ediyor) o zaman uranyum da yurtdışında kalacak ve altının da sadece yüzde 1’i Türkiye’de kalacak. Dolayısıyla Maden Yasası, bir sömürü ve vurgun yaratıyor. Türkiye’nin alanı 767 bin kilometrekare, bunun 155 bin kilometrekaresi ruhsatlandırıldı madencilere. Yani ülkenin yüzde 60’ı yabancıların elinde.

– Peki Maden Yasası’na karşı ne yapıldı?

CHP, 2004’te yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Ama mahkeme yaklaşık 4 yıldır bu konuyu gündemine bile almadı. CHP’nin başvurusuna sahip çıkmasını istiyoruz.

– Taleplerinizi özetler misiniz?

“Kazdağları ve Madra Dağı Çevre Platformu” olarak, siyanür liçi yöntemiyle altın işletmeciliğine Türkiye’nin her bölgesinde karşıyız. Türkiye’de altın aranmasına derhal son verilsin, verilen ruhsatlar iptal edilsin. Nihai hedefimiz de Maden Yasası’nın iptal edilmesi ve kamu yararları doğrultusunda yeni bir yasa hazırlanmasıdır.

3. kurtuluş savaşı

– Bu taleplerinizi 5 Nisan Çanakkale mitinginde bir kez daha dile getireceksiniz. Mitinge nasıl hazırlanıyorsunuz?

Kazdağları bölgesinin belediye başkanları, hukukçular, çevre örgütleri, meslek odaları ve akademisyenlerden oluşan Kazdağları ve Madra Dağı Çevre Platformu’nca düzenlenecek bu miting, Türkiye’de şimdiye dek yapılmış en büyük çevre mitingi olacak. Çok geniş katılım yaşanacak.. sanatçı Sadık Gürbüz de konuşmalardan önce küçük bir dinleti sunacak. Ancak işi yalnızca çevresel boyuta indirgemek, bunu halkın gözünde romantizme kaydırmak demek. Olayın siyasi boyutu çok önemli. Mitingde, Truva Savaşı ve Çanakkale Savaşı’nın ardından 3. bir Kurtuluş Savaşı başlatacağız. Kazdağları savunması vatan savunmasıdır. Kazdağları’nın çocukları, altıncıları kovacak. Platform olarak tüm yasal haklarımızı kullanarak eylemlerimizi sürdüreceğiz.

– Eyleme komşumuz Yunanistan’dan da yetkililerin katılacağı belirtiliyor, neden?

Çünkü Midilli’ye su, Kazdağları’ndan gidiyor. Midilli halkı bu konuda bizden daha kaygılı. Bu nedenle de mitinge destek verecekler. Kazdağları, yalnızca ülkemizin değil, dünya mirasıdır. Kazdağlarını korumak da bu mirasa sahip çıkmaktır.