HİPER İŞSİZLİK

Yazar Mustafa Sönmez – sendika.org 2007 yılına ait istihdam ve işsizlik verileri yayımlandıktan sonra, yaklaşmakta olan 2008 dünya krizinin yıkıcı etkileri ile birlikte en büyük kabusun işsizlik olacağı bir kez daha ortaya çıktı.

İşsizlik, zaten birkaç yıldır kemikleşen ve sözde büyüme oranlarına karşın azalmayan bir sorundu. 2007’de zirve yaptı, 2008’de en korkulu rüya olacak… IMF destekli yüksek faizlerle çekilen sıcak paraya (düşük kurla desteklenen) dayalı çarpık büyüme döneminin en önemli kamburu istihdam yaratmaması oldu. Ekonominin reel olarak yıllık ortalama yüzde 7.3 oranında büyüdüğü 2002-2006 döneminde, toplam istihdam ancak yıllık ortalama yüzde 0.7 oranında arttı. İstihdam düzeyindeki artışın sınırlı kalmasında, döviz kurunun düşük tutulması ile emek yerine makina tercihi yapılmasının, yani istihdam dostu olmayan bir döneme girilmiş olmasının yanısıra, köylülüğün çözülmesi, tarımdan önemli işgücü kaybı rol oynadı. Mazot, gübre, tarktör, yem vb. fiyat artışlarını göğüsleyemeyen tarım kesimi, IMF-DB ikilisinin getirdiği tarıma destek yerine köstek politikalarının da etkisiyle hızla kırlardan kente göç ettiler.

2002-2006 döneminde, toplam istihdam yıllık ortalama yüzde 0.7 artarken, tarım dışı sektörlere bakıldığında istihdamın ancak yıllık ortalama yüzde 3.9 oranında artığı; tarım sektöründe istihdamın 1 milyon 370 bin kişi azaldığı görüldü.

Bu 5 yılda, her yıl tarım sektöründe ortalama 274 bin kişilik istihdam azalışı yaşandı, sanayi, hizmetler ve inşaat sektörlerinde ise sırasıyla her yıl ancak 91 bin, 317 bin ve 62 bin kişilik istihdam yaratıldı.

2007 yılı ise istihdam açısından iyice talihsiz bir yıl olmuştur. 2006 Kasım’ında 21 milyon 235 bin olarak belirlenen istihdam 2007 Kasım’ında 20 milyon 867 bine gerilemiş yani yüzde 4,5-5 büyüme kaydedilen 2007’de istihdam artmak yerine yüzde 1,7 oranında gerilemiştir.

2007’de istihdamda gerilemenin yine en çok tarım sektöründe olduğu görülüyor. 368 bin kişlik istihdam kaybının yüzde 95’i tarımdan. Tarımdaki çözülmenin 2007’de sürmesine ek olarak tarımda küçülme de istihdam kaybını artırmış. Ama yüzde 5’in üstünde büyüme yaşayan sanayi istihdam yaratmak yerine 52 bin kişiyi işsiz bırakmış. İnşaattan da 45 bin kişi işsiz kalmış.

İstihdamın 20-21 bin bandında dolaşmasına karşılık, işgücünün, dolayısıyla işsizliğin ne kadar olduğu hep tartışma konusu. Resmi işsizlik oranı yüzde 10’da katılaşmış durumda. Bu bile Türkiye’yi OECD ülkeleri arasında en yüksek işsizlik yaşayan ülkelerden biri yapmaya yetiyor.

Gerçek İşsizlik yüzde 20

Yüzde 10’luk resmi işsizlik bile Türkiye’yi yüzde 8 dolayındaki AB işsizliğinin ve yüzde 6,6’lık OECD işsizliğinin üstünde gösteriyor.

Türkiye’de 15 yaş üstü nüfus 48-49 bin dolayında belirlenmesine karşılık, bunun ne kadarının işgücünü oluşturduğu tartışma yaratıyor. TÜİK’in hanehalkı işgücü anketlerinde, 49 milyon dolayındaki 15 yaş üstü nüfusun ancak 23 milyon dolayı işgücü sayılıyor. Bu da her 100 kişiden 48-49’unun çalışıyor ya da çalışıyor olmak istemesi demek. . Dolayısıyla Türkiye’de işgücüne katılma oranı yüzde 48 dolayında, hatta 2007’de yüzde 47’ye gerilemiş durumda. Oysa işgücüne katılma oranı OECD ve AB-15’te yüzde 65’in üstünde.

TÜİK, son 1 haftada iş aramamışları, mevsimlik işçileri işgücü kabul etmiyor. Bunların sayısı 2007’de toplam 2 milyon 50 bin kişi. Dolayısıyla, resmi işsiz olarak açıklanan işsiz sayısı ise 2 milyon 350 bin ve resmi işsizlik oranı da yüzde 10,1. Oysa, TÜİK’in tanım tartışması nedeniyle işgücünden saymadığı işgücü(dolayısıyla işsiz) sayısı dikkate alınsa, resmi işgücü (23.217+2050) 25.267 kişi olacak, işgücüne katılma oranı yüzde 51; resmi işsiz sayısı da 4 milyon 400 bin olacaktı. Bu da yüzde 10 olduğu iddia edilen işsizlik oranının aslında ( 4400/25257) yüzde 17,4 olması demek. Aslında , eksik istihdamdakileri de işsiz tanımına katmak gerekir ve bu yapılırsa sayı (4400+650) 5 milyon 50 bine çıkar. Bu da gerçek işsizlik oranının yüzde 20’yi bulması demektir.

2007 verileri, işsizlikte yine okkanın altına kadınların gittiğini bir kez daha gösteriyor. Erkekler dünyasında iş bulmayan kadın hızla evine çekiliyor. Ev kadınlarının sayısı bir yılda 237 bin artmış görünüyor. Sanayi sektöründe kadın istihdamının 60 bin azaldığını görüyoruz. Anlaşılan, çember daralınca, tensikata öncelikle kadınlardan başlanıyor. Ya da işe alırken öncelik erkeklere veriliyor.

İşsizlik artışının özellikle vasıfsız ,eğitimsiz, işgücünde arttığını gözlemliyoruz.

Proleterleşme hızlanıyor. Yıllık ücretli sayısının 2007’de de 363 bin arttığını, buna karşılık kendi hesabına çalışan sayısında 145 bin düşüş olduğunu görüyoruz.

Krizin ek yükleri…

2008 global krizin etkileri hissedilmeye başladıkça işsizlikte artış yaşanması, bugün tarım dışında resmen yüzde 12, gerçekte yüzde 20 olan işsizliğin daha ileri boyutlara çıkıp hiperleşmesi çok mümkün. Tarımdaki çözülme devam edecek. Tarım dışı sektörlerde , hedeflenen yüzde 5’lik büyüme gerçekçi değil ve bu durum, yeni istihdam bir yana, mevcut istihdamda bile düşüşleri gündeme taşıyabilecek.

Her yeni işsizlik, haneye yeni yoksulluklar taşınması demek. AKP iktidarının IMF güdümlü politikalarla, ekonomiyi taşıdığı kısırlık, tıkanmışlık ve onun ürettği büyük işsizlik sorununa şimdi bir de dış çalkantıların yükü binecek ve bu ilk elde emeği ile geçinenleri tehdit edecek. İşi risk altında olanlar sadece mavi yakalılar değil, hizmetler sektöründeki bir dizi beyaz yakalı için de işinden olma riski artıyor.

Ortaya çıkması olası enkazların yükünün altında yine, vur abalıya misali, emek kesiminin kalmaması, daha adil politikalar geliştirilmesi için elbirliği gerekiyor.

İşini kaybetme riski taşayanlar kadar, mevcut 5 milyonu aşkın işsizin kriz koşullarında neyle geçineceklerini, hayatlarını nasıl idame ettireceklerini dert edinmek ve yoksulluğa karşı mücadele, sosyal politikalar üretmek, gelirin daha adil bölüşümünü talep etmek gerekiyor.