HERSH, NASRULLAH’LA YENİ ORTADOĞU’YU GÖRÜŞTÜ

Yazar saafonline 23.03.2007

Newyorker Dergisi yazarı Seymour M. Hersh, Lübnan Hizbullah’ı hareketi lideri Hasan Nasrullah’la Yeni Ortadoğu Projesi’ni görüştü:

Yeniden yönlendirme -4

Hasan Nasrullah’la buluşma
Geçtiğimiz aralık ayında sıcak bir geceydi. Beyrut şehir merkezinin birkaç kilometre güneyinde bombalanmış bir mahallede Amerikan hükümetinin yeni stratejisinin Lübnan’a neler getireceği konusunda bir fikir edindim. Hizbullah Lideri Hasan Nasrullah saklanmaktaydı; ama benimle röportaj yapmaya razı oldu. Buluşmamız, için son derece karmaşık ve gizli kapaklı bir güvenlik organizasyonuyla gerçekleşti. Karartılmış bir aracın arka koltuğunda Beyrut’ta bir yeraltı garajına götürüldüm. Burada bir cihazla üzerimi taradılar. Daha sonra ikinci bir araçla diğer bir bombalanmış kapalı garaja götürüldüm. Buradan yine başka bir araca binerek transfer edildim.
Tüm bu önlemler İsrail’in geçen yaz Nasrullah’ı öldürmeyi planlaması dolayısıyla alınmıştı. Ama şimdi Nasrullah Arapların da hedefi haline geldi. Özellikle Ürdün istihbarat ajanları ve el-Kaide ile bağlantılı olan Sünni mücahitler… (Hükümet danışmanı olan dört yıldızlı bir General, ABD ve İsrail desteğiyle Ürdün istihbaratının Hizbullah’a karşı çalışmalara girebilmek için Şii gruplarına sızmaya çalıştığını söyledi. Ürdün Kralı 2. Abdullah Irak’ta İran’a yakın Şii bir hükümetin kurulmasıyla bir Şii hilalinin ortaya çıkacağı konusunda ikazda bulunuyor.)
Geçtiğimiz yaz Nasrullah’ın bir Şii olarak İsrail’e karşı yürüttüğü savaş, onu hem Sünniler hem de Şiiler arasında tüm bölgede bir kahraman haline getirmişti. Son aylarda ise birçok Sünni onu Arap Birliği’nin bir simgesi değil mezhep savaşının bir katılımcısı olarak addetmeye başladı.
Dini kıyafeti ile beni karşılayan Nasrullah’ın evi son derece sadeydi. Danışmanlarından birisi Nasrullah’ın geceleri bu evde kalmadığını söyledi. 33 günlük savaşı tetikleyen iki İsrailli askerin kaçırılması emrini verdiğinden beri bu böyle. Nasrullah, İsraillilerin tepkisini önceden ölçemediğini söyleyerek “biz sadece değiş tokuş amacıyla tutsak yakalamaya çalıştık; tüm bölgeyi savaşa sürüklemek gibi bir niyetimiz yoktu” dedi.
Nasrullah, Bush hükümetini İsrail işbirliğinde İslam toplumu içerisine “fitne” sokarak, bu noktada da medyayı kullanıp Arapları birbirine düşürmeye çalıştığını iddia etti. Nasrullah, Amerika’nın Irak’taki savaşının mezhep gerilimini artırdığını; ancak Hizbullah’ın bu gerilimin Lübnan’a yayılmasını önlemeye çalıştığını öne sürdü.
Nasrullah, Başkan Bush’un bölgenin yeni bir haritasını çizme niyetinde olduğunu belirtiyor: “Irak’ı bölmek istiyorlar. Irak’ta iç savaş var. Etnik ve mezhep temizliği yürütülüyor. Irak’taki günlük adam öldürmeler ve zorunlu göçler Irak’ı üçe bölme projesi çerçevesinde gelişiyor. Bir ila iki yıl içerisinde Sünni, Şii ve Kürtlere ait bölgeler tamamen ayrışacak. Bağdat’ta bile Sünni ve Şii olmak üzere iki ayrı bölge oluşacağı söyleniyor.”
Nasrullah şöyle devam ediyor: “Başkan Bush, Irak’ın bölünmesini istemediğini dile getirdiği zaman kesinlikle yalan söylüyor. Şu anda yaşanan olaylar kesinlikle Bush’un Irak’ı böldüğünü gösteriyor. Bir gün gelecek ve ‘Benim yapabileceğim bir şey yok. Iraklılar ülkelerini bölmek istiyorlar. Ben de Irak halkının isteklerine saygı duyuyorum’ diyerek işin içerisinden çıkacak.”
Nasrullah aynı zamanda Amerika’nın Lübnan ve Suriye’yi de bölmek istediğini söylüyor: “Eğer bu plan gerçekleşirse Suriye de iç savaşa ve kaosa sürüklenecek. Sünni, Alevi, Hıristiyan ve Dürzi devletler ortaya çıkacak. Ama Şii bir devletin çıkıp çıkmayacağı kesin değil. İsrail’in geçtiğimiz yaz Lübnan’ı bombalamasının nedenlerinden birisi de Şii bölgelerin imha edilmesi ve Şiilerin zorla Lübnan’dan göç ettirilmesiydi. Esasında Lübnan ve Suriye Şiilerinin Güney Irak’a kaçması amaçlanıyordu.”
Nasrullah ekliyor: “İsrail bu bölünme sayesinde küçük ve sakin devletlerle çevrelenmiş olacak. Suudi Arabistan Krallığı da bölünecek ve bu bölünmeler Kuzey Afrika devletlerine kadar sürecek. Küçük etnik ve din merkezli devletler oluşacak. İsrail bölgenin en güçlü devleti olarak çevresindeki etnik ve din merkezli ülkelerle barış içerisinde olacak. İşte yeni Ortadoğu!”
Bush hükümeti, Irak’ın bölünmesinden bahsetmeyi reddediyor. Beyaz Saray, Lübnan’ın geleceğinde Hizbullah’ın zayıflatılmış, silahsızlandırılmış ve önemsiz bir politik konumda bulunmasını öngörüyor. Beyaz Saray’ın yeni stratejisinde büyük bir mezhep çatışması var.
Nasrullah “ABD, bizimle konuşarak bölge için yararlı bir Amerikan politikası belirleyecekse biz konuşma taraftarıyız. Ancak bu toplantılarda bize politikalarını empoze edeceklerse boşuna kürek çekiyorlar. Ama bize saldırılmadığı sürece Hizbullah milisleri sadece Lübnan sınırları içerisinde kalacak ve Lübnan ordusu güçlendirildiği zaman silahsızlanacak. Biz İsrail’le yeni bir savaş başlatmak istemiyoruz. Ancak yılsonunda ikinci bir İsrail saldırısı bekliyoruz ve buna hazırlanıyoruz” diyor.
Nasrullah, Sinyora hükümeti düşene veya koalisyonun siyasi taleplerini yerine getirene kadar Beyrut’taki sokak gösterilerinin devam edeceği konusunda ısrarlı. Nasrullah şöyle söylüyor: “Pratik olarak bu hükümet ülkeyi yönetemiyor. Emirler verebilir; ama Lübnan halkının çoğu bu emirlere itaat etmeyecek, hükümeti yasal görmeyecektir. Sinyora, uluslar arası destek sayesinde halen iktidarda duruyor ama bu Lübnan’ı yönetebileceği anlamına gelmiyor.”
Nasrullah, Bush hükümetinin sürekli Sinyora hükümetini överek muhalefete yardım ettiğini söylüyor. Böylece Sinyora hükümetinin Lübnan halkı, Arap ve İslam halkları nezdindeki prestiji zayıflıyor. Nasrullah’la nasıl baş edileceği konusunda Bush hükümeti de ikiye bölünmüş durumda.
Ulusal İstihbarat Direktörü John Negroponte Ocak ayında Senato’nun istihbarat komitesine vermiş olduğu veda brifinginde Hizbullah’ın İran’ın terör stratejisinin merkezinde olduğunu söyledi. Negroponte Hizbullah’ın veya İran’ın yaşamı tehdit altında olduğu takdirde örgütün ABD varlıklarına saldırılarda bulunabileceğini; Lübnan Hizbullah’ının kendisini Tahran’ın ortağı olarak gördüğünü belirtti.
2002 yılında Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Richard Armitage, Hizbullah’ı “teröristlerin A takımı” olarak nitelendirdi. Armitage son zamanlarda durumun daha da karmaşık hale geldiğini söylüyor. Armitage’a göre Nasrullah Lübnan’da büyük bir politik güç kazandı. Yine Armitage’a göre Nasrullah, halkla ilişkiler ve politika oyunları konusunda Ortadoğu’nun en zeki adamı. Armitage, “Benim açımdan hala bir kan davası var” diyerek katledilen Albay ve deniz piyadelerinin yatakhanelerinin bombalanmasına işaret ediyor.
Uzun zamandır Lübnan’da CIA ajanı olan Robert Bear, Hizbullah’ı eleştirerek Hizbullah’ın İran sponsorluğunda terör bağlantılarının bulunduğunu ileri sürmekteydi. Ancak şimdi Sünni Arapların nihai bir savaşa hazırlanmakta olduklarını ve Lübnan’daki Hıristiyanlarınsa korunmaya ihtiyaç duyduklarını belirtiyor. Eskiden Fransa ve ABD bunu yapardı; ama şimdi Hıristiyanları Nasrullah ve Sünniler koruyacak.
Bear şunları söylüyor: “Ortadoğu’nun en önemli öyküsü Nasrullah’ın bir sokak insanından liderliğe, bir teröristten devlet adamına giden büyüme öyküsü. İsrail’le olan savaşta Şiilerin terör eylemlerine de girişmedi.”
İstihbarat ve diplomatik çevreler Hizbullah’ın sürekli olarak İran’a bağlı olduğunu biliyorlar. Ancak İran adına Nasrullah’ın Hizbullah’ın menfaatlerinden ne kadar vazgeçeceği meçhul. Lübnan’da hizmet yapan eski bir CIA görevlisi Nasrullah’ı bir Lübnan olgusu olarak nitelendiriyor ve “evet, İran ve Suriye Hizbullah’a yardım ediyorlar; ama Hizbullah bunun ötesine geçti” tespitinde bulunuyor. CIA görevlisi Nasrullah’ın “80’li ve 90’lı yıllarda Beyrut’taki CIA bürosu gizli kapaklı telekulak operasyonlarıyla Nasrullah’ın telefon konuşmalarını dinliyordu. O zaman Nasrullah herkesle teması olan ve başka çetelerle anlaşmalar yapabilen bir çete lideri” olduğunu söylüyor.

Çeviri: Murat Erduran – Furkan Torlak