VATAN POSTASI
Yaşamımızı savunmak üzere,duygu,düşünce ve davranış birliğini gerçekleştirmek için varız.

HER GENERAL, ATATÜRK DEĞİL!.. PEKİ, HER GENERAL, KENAN EVREN Mİ?

0 3

Yazar Sinan Tartanoğlu – Sosyolog

 

Osmanlı Devleti’nde de Türkiye Cumhuriyeti’nde de ordu ile siyaset her zaman iç içe. Örnek çok:

Tüm Osmanlı padişahları aynı zamanda başkomutan… Seferlere katılırlar. Padişahların isimlerinin önüne gelen ve şan, şeref ifade eden unvanlaraskerlikle, orduyla ilgili: Yıldırım Bayezid, Fatih Sultan Mehmet gibi…

Bab-ı Ali baskını ordunun hükümete el koyması vakası.

Birinci Meşrutiyet, Abdülhamit baskısına karşı ordu desteği ile, yani bir kısım generalin önayak olmasıyla girişilen isyanların sonucu.

Ordu, yeniçerilerden bu yana, Osmanlı siyasetinde önemli bir unsurdur. Padişah devirmek gücünü kendinde görmüş, hatta Anayasa hazırlamıştır.

Osmanlı Devleti yıkılmak üzere; devletin eski gücüne kovuşması için birtakım reformların yapılması gerektiği geç de olsa anlaşılmış. Ve ilk köklü reformlar askeri alanda yapılmış. Çünkü Osmanlı Devleti de bir ordu-devlet.

Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı’nın yeniden güçlenebilmesi adına kurulan Harbiye’den mezun.

Tıpkı Osmanlı Devleti’nin son dönemine damgasını vuran Enver Paşa gibi…

Yani Osmanlı’nın son döneminin en önemli generali de, Osmanlı’yı yıkan devrimin general lideri de aynı okuldan mezun.

Askeri ve siyasi başarıda Kemal Paşa’nın yanına bile yaklaşamayacak, bu yüzden onu hastalık derecesinden kıskandığı söylenen Enver de generaldir. Mustafa Kemal de…

Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlarının neredeyse yarısı asker kökenli…

Yani, Türk ordusu ile Türk siyaseti birbirinden ayrı düşünülemez. Çünkü Türk milleti, bir ordu-millettir. Ordu-millet olmanın anlamını da, Türk ordusunun siyasete etkisini çok görenler anlayamaz. Türk ordusu, tarihte devlet kuran ve bu devleti yüzyıllarca yaşatabilen iki ordudan biri… Diğeri de Prusya. Bu anlamda tarihte kurulan tüm Türk devletleri, birer ordu-devlet.

Mustafa Kemal Atatürk, eşine az rastlanır bir askeri dehaya sahip. Ancak aynı zamanda tarihte az rastlanır niteliklere sahip bir politikacı. Kurtuluş Savaşı sırasında devrimin kademe kademe gelişmesine rehber olan Milli Sır (yani Osmanlı’nın yerine laik cumhuriyetin kurulması), Mustafa Kemal’in askeri ve siyasi dehasının en açık göstergesi. Devrimin, halk ve kimi odaklarca kabul edilemeyecek adımlarının, tam zamanı geldiğinde uygulanmasını sağlayan; o ana kadar da lider kadrosunun dahi bilmediği Milli Sır, Türk Devrimi’nin tam başarıya ulaşmasında kilit öneme sahip.

İsmet Paşa… Kurtuluş Savaşı’nın başarıya ulaşmasında üstlendiği görevleri layıkıyla yerine getirmiş önemli bir general. Lozan’da da büyük bir siyasi başarı göstermiş.

Ama hiçbir zaman Mustafa Kemal ile kıyaslanmaktan kurtulamamış. Zaten kendi ifadeleriyle de sabit: Kemal Paşa kadar üstün bir deha sahibi değil. Bu İsmet Paşa bile yaklaşık 50 yıl Türk siyasetine yön vermiş.

Her iki Paşa da ordu ile siyaseti her zaman denge içinde tutmayı başarmış.

Ancak…

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin anayasal görevi, çok kısa bir ifadeyle, vatanı iç ve dış düşmanlardan korumak. Dış düşmanı tanımlamaya gerek yok. İç düşman ise Kemalizm’in, Cumhuriyet rejiminin düşmanı. Rejim tehlikedeyse, Cumhuriyet’in getirileri tehlikedeyse ordu, siyasete müdahale eder. Bu bir kural… Ordu-millet ve ordu-devlet olmanın bir zorunluluğu.

En azından o dönem için öyleydi.

İsmet Paşa’dan, belki de 27 Mayıs’tan sonraki elli yıl içinde ne olduysa oldu, ya Türk halkı ordu-millet olma vasfını yitirdi; ya da TSK anayasal görevini unuttu.

Bu noktada son zamanlarda sık tartışılan bir konuyu açıklamak gerekiyor. Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı eserinde, devletlerin ayakta kalabilmek için kendilerine sanal ya da gerçek düşmanlar yaratması gerektiği tezini ortaya atmıştır.

Şimdi, bu tez ile TSK’nin sergilediği iki örneği birleştirelim.

Örnek:

12 Mart. Sokaklar karışık. Bir iç savaş ortamı. Uluslararası sermaye komünizme savaş açmış. Bu ortamda, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Huntington’un tezini doğrulayarak, ayakta kalabilmesi için kendine bir düşman bulması lazım. Artık dünyaya ayak uyduruluyor ve tüm Türkiye Komünist tehdit altında!!! İstihbarat da hazır: Bir takım subaylar komünist bir darbeye hazırlanıyor!!! Ülke, rejim gitti gidiyor!!!

Tüm bu tehlike çanlarını susturmak için, bir muhtıra!.. Çatışma yatışıyor.

Örnek, Kenan Paşa… Ülke yine çalkalanıyor. Nasıl oluyorsa, (Huntington’un deyişiyle) “ayakta kalmamızı sağlayan” Komünizm belası(!) yine başımızda… Bu sefer belayı başımızdan ve içimizden def etmek için daha kesin çözümler ortaya konulmalı. Ordu ve siyaset kol kola giriyor. Siyaset kanadı 24 Ocak Kararları’nı uygulamaya başlıyor yani siyaset kendisine düşen görevi böyle yerine getiriyor. Karışık sokaklar daha da karıştırılıyor ki, düşman tam olarak belirsin, orduya da iş düşsün…

Çok kan dökülüyor. Ve Kenan Paşa görevini yapıyor. Darbeyi indiriyor. Askerlikten istifa ediyor. Cumhurbaşkanı oluyor. Liberal bir anayasa hazırlıyor.

Bu hadiseler ordu ile siyasetin, sermayenin çıkarları söz konusu olduğunda ne kadar da iyi çalıştıklarının göstergesi. Birlikte atılan bu adımlar sonucunda, Komünist belaya(!) karşı surlar dikilmiş oluyor. Türkiye tam anlamıyla liberal ekonomiye geçiyor.

Huntington’un tezi hayata geçmiştir. 1972 ve 1980’de Türkiye jeopolitik konumu dolayısıyla safını belirlemek, yani ayakta kalabilmek adına ihtiyaç duyduğu düşmanı yaratmış, olması gerektiği(!) yere gelmiştir.

Ordunun siyasetle gereğinden fazla içli dışlı olduğunu haykıranlar, sermaye babanın(!) sıcak evinde, kavgasız gürültüsüz anlaşan uslu çocuklar gibi (our boys!!!), içli dışlı bir şekilde liberal ekonomiye geçişten şikâyetçiler mi?

Bu iki örnek, ordunun anayasal görevini unutmadığının ama durumdan vazife çıkarıp değiştirdiğinin, cumhuriyeti koruyup kollamanın yerine sermayeye kol kanat germeyi, onun adına tetikçilik yapmayı koyduğunun kanıtı. Bir başka anlatımla sermaye baba “ööööle” dediği için 12 Mart ve 12 Eylül’de sol kesilmiştir; ama şimdi de yine sermaye baba “ööööle” dediği için şeriata dokunulmaz…

Bu iki örnek, kafalarda bir soru işareti yaratıyor. Hatta bu iki örnek o sorunun cevabı:

Türk Ordusu, darbeyi rejim tehlikeye düştüğünde mi yapar? Yoksa sermaye tehlikeye düştüğünde mi?

Cevap… Evet, 1972’den itibaren, ordu sermaye tehlikeye düştüğünde, “sermaye baba” emrettiğinde darbe yapıyor. Tehlikeyi def ediyor. Sermaye, silahlı koruma altında rahata kavuşuyor. Zaten söz konusu silahlar da sermaye etiketli değil mi?!

Rejimin tehlikede olması, Cumhuriyet’in korunup kollanması, işin sadece kılıfı… Yani minare çalınıyor. Anayasal görev ise minareye kılıf olarak geçiriliyor.

Gelelim son dönemin generallerine. Hilmi, Yaşar ve İlker Paşalara…

Hilmi Paşa, yeri geldiğinde hükümetle şairane bir şekilde el ele. Neredeyse dost…

Hatta bu dostluk “destanlara”(!) da konu olmuş da haberimiz yokmuş. Emekli olunca yine aynı hükümet işbaşındayken öğreniyoruz.

Hilmi Paşa “destana” ilişkin öyle şiir gibi bir cevap veriyor ki hükümetle aralarındaki dostluğun bozulmadığını anlıyoruz. Kimse yanlış anlamasın. Hatırlayalım, Kenan Paşa ressam(!) çıkmıştı. Hilmi Paşa da şair, edip!… Yani, söz konusu destanın Ergenekon’la falan alakası yok. Olsa olsa, Hilmi Paşa Destanı…

Yaşar Paşa ise göreve, hükümetle kavga ederek geliyor. Hatta Kemalist olmadıklarını gururla haykıranları çok sinirlendirecek bir iş yapıyor: E-muhtıra. Ne demekse? Darbe ne demek bilmesek!…

Herkes zannediyor ki hükümetle ordu, bir fırsatını bulsalar birbirlerini bir kaşık suda boğacaklar. Yani… Ordu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde rejimi en çok tehlikeye sokan hükümeti her an bir darbeyle devirecek…

Bazıları bunu bekliyor; bazıları ise bundan korkuyor…

Ancak darbe olmuyor. Belki, orduyla hükümet arasında şairane, destansı bir ilişki yok ama, “seviyeli” bir beraberlik var. Bunun kanıtları da var.

Sadece bir iddia…

Ergenekon, muvazzaf subayları da kazana atmak üzere. Ya da hükümet orduyu bununla tehdit ediyor. YAŞ’ta bu iş masaya yatırılıyor. Bu arada da iktidar partisine açılan dava sonuçlanmak üzere. Hükümetle ordu anlaşıyor. İktidar Partisi kapanmıyor. Ergenekon da muvazzaf subaylara kadar uzanmıyor.

İkinci ve birincinin gerisinden gelen iddia ise iktidar partisi kapatılırsa, dünyayı saran ekonomik krizin Türkiye’de engellenemeyeceği… Yani iktidar partisi kapatılma davasına kadar çok başarılı ekonomik politikalara imza atmış da, kapatılırsa hepimiz aç kalacakmışız!..

xxx

Yaşar Paşa, görevi süresince dört kez suikasta uğramış. Yaşamı tehlike altındaymış…

Olabilir. Devlet kendisine, herkesin kolay kolay telaffuz dahi edemeyeceği kadar değerli, zırhlı bir araba almış. Bu da olabilir. Yaşar Paşa’yı emeklilik hayatında bu araç koruyacak.

Türk milletine ve Türk ordusuna yaşamı boyunca hizmet etmiş bir Paşa’nın korunması açısından, değil bir trilyon 100 trilyonluk araba feda olsun. Vergilerimle payıma düşeni ödemeye razıyım. Ancak, bu arabayı vergisiyle alan vatandaşlardan biri olarak şunu sormaya da hakkım var:

Yaşar Paşa dört kez suikasta uğramış da, neden tam da hükümetle el sıkıştığı iddialarının kol gezdiği bir dönemde söz konusu zırhlı araba kendisine alınmış? Neden kurtulduğu ilk suikasttan hemen sonra alınmamış? “Kara Kuvvetleri Komutanımızı”, Genelkurmay başkanımızı niye muvazzafken değil de emekli olunca korumaya kalkıyoruz?

İddiaların haklılık payı büyük gibi görünüyor: Sermaye hükümetle kol kola. Bu hükümet düşerse sermaye tehlikede…

Görünen o ki ordu yine sermayenin yani hükümetin yardımına koşuyor ve elini veriyor.


Profesör Doktor Alpaslan Işıklı’nın, Yeni Orta Çağ adlı kitabında yaptığı bir alıntı ve bu alıntıya koyduğu ekin, Türkiye siyaseti için büyük önem taşıdığını düşünüyoruz:

Atatürk döneminde Türkiye’ye sığınan bilim adamlarından Prof. Hirsch, 12 Eylül döneminde YÖK’ü eleştiren bir yazısında “her general Atatürk değildir” diyor.

Işıklı Hoca ise ekliyor: Her general Kenan Evren (de) değildir.

Ordunun siyasetteki rolü tüm Türk tarihi boyunca büyüktür. Ordu devrim yapar. Ordu gerekirse darbe yapar, gerekirse uyarır.

Ancak bu gerekliliği doğuran şartların doğru yorumu generallere kalmıştır.

Bu yüzden her general Atatürk değildir. Her general Kenan Evren de değildir.

Umarız, İlker Paşa, hangi tarafta olduğunu doğru belirlemiştir.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.