VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

HAZİRAN’DA SILA YOLLARI,…

Son zamanlarda olağanüstü bunalımlı ve buhranlı günler yaşıyorum. Neredeyse iki aydır beni bugünlere taşıyan hayat bağlarında büyük sarsıntılar oldu, arka arkaya gelen darbeler depremler gibi vurdu…
Ve bir Haziran şafağında ben yine sıla yollarına düştüm. Çocukluğumun ve gençliğimin sıla yolları gibi… Memleketim Ardahan dışında geçirdiğim okul yıllarında günleri tek tek sayarak, takvim yapraklarını çevirip zamanın akışını hızlandırmaya çalışarak Haziran’ı iple çeker, sonra da olağanüstü heyecanlar, yürek çarpıntıları ve tarifsiz sevinçler içinde yollara düşerdim. Kuzeydoğu yaylalarının zengin doğal coğrafyası, kır çiçeği örtüsü, sarıçam ormanları, başı puslu dağları ve en büyük yaşam sırrı paylaşmak olan imececi insanları beni kendisine çekerdi. Otobüsler, uçak yolculukları yoktu o zamanlar; kara tren pencerelerinden adım adım izlemekten büyük haz duyduğum tüm Anadolu toprakları, o toprakların bir parçası olmuş köyler, kasabalar, istasyonlar, istasyonlardaki su çeken tulumbalar, kapkara gözlü çocuklar, akasya ağaçları, yaz güneşinin vurduğu yer yer badanaları dökülmüş sarı duvarlar, mutluluğun resmini yapan bir usta gibi içime işlerdi. Erzurum’dan sonra hava serinlemeye, yamaçlar çiçeklerle, çiğ düşmüş çimenlerle bezenmeye başlardı. Sarıkamış’ta taze otlar üzerinde mutlulukla kuyruk sallayarak karın doyuran sürülerin, kuyruğu çemreli köpeklerin, kepenek giymiş çobanların ve dupduru suların şarkılar söyleyerek aktığı derelerin eşlik ettiği Sarıçam ormanları karşılardı bizi… Ardahan’da, Ölçek köyüme ulaştığımda da “derdin alam oğul”, “kadan alam”, “adlaran ölem” diyen, etekleri süt kokulu neneler, bibiler, yengeler beni bağrına basardı…
O kadınlar, başkasına yedirirken kendisi doymayı, yorgunluğa, yokluğa, yoksulluğa kafa tutup her yeni günün uç veren taze şafağında evin gerisindeki ocakta tüttürdükleri ateşle hayatı yenilemeyi bana öğrettiler. O kadınlar, çoktan toprak oldular, devri daime katıldılar, ama bana çok emanetler bıraktılar…
Ağlayıp sızlamaya hakkım yok; bu kadar sıkıntının içinde ne derneğiymiş, ne dernek yemeğiymiş, ne vakfıymış, ne kültür sanat günleriymiş, ne yazısıymış, ne şiiriymiş diyerek yakınmak bana göre değil… O kadınlar yoksa, hiçbir karşılık beklemeden yanımda olan güzel dostlarım var şimdi.
Ardahan’daki Dursun Akçam Kültürevi, on beş yıldır küçücük olanaklarla, ocağını sıcak, kapısını açık tutuyor… Her zorluğa karşı, her türlü dedikoduya, yalana, baskıya karşı, iyilikle, güzellikle, kardeşlikle direniyor; yaşama gülerek, gülümseyerek bakmanın, çoksesliliğin, umudu diri tutmanın sembolü olmayı sürdürüyor. Ardahan’da, sayıları bir elin parmakları kadar olan güzel insanlarla birlikteyim şimdi. Dursun Akçam hepimizin babası artık… Birlikte, yokluklara kafa tutmanın, onurlu bir yaşam sürdürmenin, hayatı derinliğine kavrayarak yeni şeyler üretmenin hazzını tadıyor gibiyiz belki de…
Dursun Akçam Kültürevi kömürle çalışan ısınma sistemini doğalgaza dönüştürüyor; bazı bölümlerde küçük değişiklikler yapılacak, yıpranan bölümler onarılacak, tabelası yeniden boyanacak ve 28 Haziran’da yapacağımız 15. Dursun Akçam Kültür ve Sanat Günleri’ne hazır olacak…
Dün akşam Dursun Akçam Kültürevi’nun bahçesinde, on beş yıl önce diktiğimiz, şimdi 20 metreye varmış boylarıyla göğü kucaklayan ladinlerin altında çay içtik, sohbet ettik.
Haziran güzel bir ay; Haziran herkes için kendi sılasının yolu olsun; herkes için sıkıntılı günlerinde dayanak olacak dostluklar kursun…
Ne diyeyim. Haziranınız kutlu olsun…

Yazar: Alper Akçam

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorumlar