HALK ÖRGÜTLERİNE VE CUMHURİYET KURUMLARINA AÇIK MEKTUPLAR

Yazar: Kuvayi Milliye Dergisi
(Kuvayi Milliye Dergisi’nin Mayıs-Haziran 2001tarihli 28. sayısından)
Demokratik Kitle-Meslek Örgütlerimize Açık Mektup
Bir süre önce tarafınıza da gönderdiğimiz, daha sonra dergimizin 27. sayısında yayınladığımız “Ulusa Çağrı”mızdaki önerilerimiz, örgütlerinizi dolaysız ilgilendirdiği halde, bugüne kadar olumlu ya da olumsuz herhangi bir yanıt alabilmiş değiliz.
Kuşkusuz, bize yanıt vermek gibi bir ‘yasal’ zorunluluğunuz da yok.
Ancak; sizin de malumunuz olduğu gibi, yeraltı-yerüstü tüm maddi değerlerimiz, enerji kaynaklarımız, sanayimiz, tarımımız, hayvancılığımız, tarihimiz, coğrafyamız, teknolojik birikimimiz, insanımız, ekonomik ve demokratik örgütlülüğümüz, siyasi birikimimiz, gelenek-göreneklerimiz, kültürel varlıklarımız, folklorumuz uluslararası finans-kapital ve yerli ortakları tarafından topyekun bir hisse senetli işgal ile yok edilmek istenmektedir. İşte bugünlerde, siz halk örgütleri liderlerine; halk kesimlerimizin doğal ve meşru haklarından, yaşam hakkından kaynaklanan çok önemli görev, sorumluluk ve zorunluluklar düşmektedir. Böylesine tarihi bir misyondan hiç kimse kaçamaz, kaçınamaz…
Halkımızın ve ulusumuzun; sınıfsız, sömürüsüz, mandasız, ezensiz ve ezilensiz bir ebedi barış ve kardeşlik dünyası kuruluncaya dek var olabilmesi ve üzerine düşen görevleri yerine getirebilmesi sizlerin, bugün halkımızın ulusal çıkarlarını korumakta göstereceğiniz kararlı dirence ve ezilen – sömürülen diğer halkların demokratik kitle-meslek örgütleri liderleriyle kuracağınız dayanışmaya bağlıdır…
Hiçbir küreselleşme “nimet”i ya da örtüsü bu gerçeği gizleyemez…
‘Ulusa Çağrı’mızın bir kez daha okunup yeniden değerlendirilmesi dileğiyle saygılarımızı sunarız…
Cumhurbaşkanlığı’na, Genelkurmay Başkanlığı’na ve MGK Genel Sekreterliği’ne Açık Mektup
Bir süre önce tarafınıza da gönderdiğimiz, daha sonra dergimizin 27. sayısında yayınladığımız “Ulusa Çağrı”mızdaki öneriler, kurumlarınızı öncelikle ve ivedilikle ilgilendirdiği halde, bugüne kadar olumlu ya da olumsuz herhangi bir yanıt alabilmiş değiliz.
Kuşkusuz, bize yanıt vermek gibi bir ‘yasal’ zorunluluğunuz da yok.
Ancak; sizin de malumunuz olduğu gibi, hiç kimsenin dilinden düşürmediği “Aziz Vatan”, “Son Türk Devleti” ve “Yüce Türk Milleti” içli dışlı örgütlü güçlerce açık-seçik parçalanmak ve yok edilmek üzere. İşte bugünlerde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan ve anayasalarından gelen çok önemli görev, sorumluluk ve zorunluluklarınızın olduğu, az-çok bilinçli her yurttaş tarafından bilinir. Aydınlarımızı ve halkımızı harekete geçirip örgütleyecek güç de, aynı ulusal görev, sorumluluk ve zorunluluklardır. Bu tarihi misyondan hiç kimse kaçamaz, kaçınamaz…
Vatan dediğimiz topraklar tarihte kıtaları kapsayan değişikliklere uğramıştır. Bundan sonra da şu veya bu şekilde değişebilir.
Tarihöncesinde devletsiz olarak da, tarihte çeşitli niteliklerde devletler kurarak da halk olarak varlığımızı sürdüre geldik.
Halkımızın ve ulusumuzun; sınıfsız, sömürüsüz, mandasız, ezensiz ve ezilensiz bir ebedi barış ve kardeşlik dünyası kuruluncaya dek var olabilmesi, ne vatan ne de devlet olgularına birinci derecede bağlıdır. Ancak; gelenek ve görenekleriyle, kültürüyle, üretim ve üreyim nitelikleri ve yordamlarıyla, folkloruyla bir halk ve ulus olarak tarihi-evrensel kimliğimizi, sentezimizi yitirirsek, varlığımızı sürdüremeyiz, yok oluruz…
Bu kayıp; sadece bir halkın ve ulusun yok oluşu değil, aynı zamanda dünya tarihinin bir bölümünün de silinmesi, yitirilmesi demek olan evrensel bir kayıptır.
Hiçbir küreselleşme “nimet”i ya da örtüsü bu gerçeği gizleyemez…
‘Ulusa Çağrı’mızın bir kez daha okunup yeniden değerlendirilmesi dileğiyle saygılarımızı sunarız…