GÜNÜMÜZÜN NEO-LİBERAL KAHRAMANI: KASABA TEFECİSİ

Yazar Analitik Monthly Review

Hindistan, Batı Bengal’deki Kharagpur’da yayınlanan Analitik Monthly Review, Monthly Review’nun kardeş dergisi. Bu yazı AMR’nin Eylül 2007 sayısının editör notu olarak yayınlanmıştır.
Ülkemiz medyası, 1991 sonrası ekonomik “reformlarının” çoğunluk açısından yol açtığı korkunç ve yıkıcı sonuçlarla, yönetici grupların dayandıkları gerçek kırsal-sınıfsal temelleri gizlemek ve inkar etmek için gösterdiği çabayı herhangi bir gerçek hakkında göstermiyor. Yine de gerçek bazen tek bir aydınlatıcı öyküyle birlikte açığa çıkabiliyor. Bu örneklerden birisi Hindistan Rezerv Bankası (RBI) tarafından oluşturulan bir uzman teknik grubun kırsal tefeciliğin uygun bir yasa aracılığıyla meşru hale getirilmesi hakkındaki son önerisi oldu.
1947 sonrasının, köylü isyanlarından çekinen ve bir derece Marksist eğitimden de geçmiş olan Kongre Partisi hakimiyetindeki hükümetleri, tarım sektörüne uygun kredi kaynaklarının sağlanmasına yönelik bazı önlemler almışlardı. 1960’ların sonlarında ise naksalit devrimci hareketinin ilk başta elde ettiği başarı, bir tehdit duygusuna yol açtı [Naksalit hareket: Hindistan Komünist hareketindeki Sovyet-Çin bölünmesi sonrasında Batı Bengal’deki Naksalbari köyünden başlayarak ülkeye yayılan çeşitli Maocu akımlar; ç.n. Daha fazla bilgi için bakınız: “Recent developments in the Naxalite movement – communists in India”, Tilak D. Gupta, Monthly Review, Eylül 1993)] 1970’de yapılan banka ulusallaştırmalarının ardından, kırsal alana yönelik bankacılık geliştirildi ve yasama organı, kooperatif bankalarını teşvik etmeye başladı. Tefecilerin kırsal borçlar içindeki payı 1971 ile 1991 arasında hızla yüzde 36.1’den yüzde 17.5’e düştü. Ama 1991’den itibaren neo-liberal ekonomik önlemlerin yürürlüğe konulması ve Monsanto tohum, ilaç ve gübre şirketi gibi ulus ötesi girdi şirketlerinin sömürüsünün pekişmesiyle birlikte, çiftçiler daha da güvencesiz bir duruma düşürülüp kredilere daha da bağımlı hale geldiler. Serbestleştirmeyle birlikte bankacılık sektöründeki kar odaklı rekabet yaygınlaştı ve maliyetlerin azaltılması bankalar açısından daha da büyük bir önem kazandı. Bankaların kırdaki şubeleri bundan zarar gördüler: işlem maliyetleri yüksek, borçların geri ödenme oranları düşüktü. Dikkate alınması gereken bir başka nokta ise şu oldu: Dünya Bankası tarafından yapılan bir araştırma kırdaki bankalarda yolsuzluğun ayyuka çıktığını ve rüşvetin kredilerin yüzde 20’sine ulaştığını gösteriyordu. Ekonomiye neo-liberal “reformların” dayatılması tefecinin köye muzaffer biçimde geri dönüşüyle sonuçlandı. Yakın zaman önce yapılan bir Hindistan Borç ve Yatırım Araştırmasına göre, tefecilerin kırsal hanelerin toplam nakit borçları içindeki payı 1991’deki yüzde 17.5’ten, yapılan son araştırmanın tarihi olan 2002’de yüzde 29.6’ya yükseldi. Bu eğilim devam ediyorsa ki devam ettiğini düşünmek anlamlıdır, bugün tefecilerin çiftçi haneler üzerinde 1971’dekinden daha güçlü bir denetime sahip oldukları söylenebilir.
Tefecinin ekonomi ve toplum içindeki rolü iyi bilinir. Burada bazı temel noktaları vurgulamak istiyoruz (“Karın Faiz ve İşletme Karı Olarak Bölünmesi. Faizci Sermaye” Kapital Cilt III Bölüm V’den):
“Üretim araçlarının dağınık olduğu yerde tefecilik paraya dayalı serveti merkezileştirir. Üretim tarzını değiştirmez, ama kendisini ona bir asalak gibi sıkı sıkıya yapıştırır ve onu mahveder. Kanını emer, onu güçten düşürür ve yeniden üretimi daha da acınası koşullar altında sürüp gitmek zorunda bırakır. İşte, üretim araçlarının mülkiyetinin bizzat üreticiye ait olmasının, aynı zamanda politik statünün, yani yurttaşın bağımsızlığının temelini oluşturduğu atik dünyada, tefecilere karşı duyulan popüler nefret de buradan kaynaklanır”.
“Tefecilik kapitalizm öncesi üretimde yalnızca, güçlü temelleri ve aynı biçim altında sürüp giden yeniden üretiminin üzerine politik örgütlenmenin bina edildiği mülkiyet biçimlerini tahrip ettiği ve çözülmeye uğrattığı ölçüde devrimci bir etkide bulunmuştur. Tefecilik, Asyatik koşullar altında, ekonomik çürüme ve politik yozlaşmadan başka hiçbir şey üretmeksizin uzun süre devam edebilir.”
“Faizci sermaye, kişiler ya da sınıflarla bağlantılı olarak, ya da borçlanmanın kapitalist üretim tarzına uygun biçimde gerçekleşmediği ve gerçekleşemeyeceği koşullarda; borçlanmanın, rehinci dükkanında olduğu gibi kişisel ihtiyaçtan kaynaklandığı koşullarda… ya da üreticinin, hala doğrudan üretici, kendi üretim araçlarının sahibi olan küçük çiftçi ya da zanaatkar gibi kapitalist nitelikte olmayan üretici olduğu koşullarda; nihayet, kapitalist üreticinin kendisinin, kendi kendisini istihdam edenleri andıracak kadar küçük ölçekte faaliyet gösterdiği koşullarda, tefeci sermaye biçimine bürünür”.
Kapitalizm öncesi ilişkilerle feodal ilişkiler varlıklarını sürdürürler ve tefeci sermaye de ilk fırsatta kendisini yeniden açığa çıkartır. Son RBI raporu Andhra Pradeş’te tefecilerin kırsal borçlar içindeki payının bugün yüzde 53.4’e ulaştığını göstermektedir. Anhra Pradeş Hükümeti Çiftçi Refahı Komisyonu’nun seçilmiş köylerde yapılan bir ankete dayalı raporuna göre, tüm tarımsal borçların üçte birinin faiz oranları yüzde 45’in üzerindedir. “Mikro finans” sahtekarlığı, medyanın müsrifçe savurduğu övgülere karşın hiç bir işe yaramamaktadır. Geçen yıl Andhra Pradeş mikro finans sektöründen borçlanan 20 kadar çiftçinin intihar etmiş olması gerçeğinin gölgesi bütün bu övgülerin üzerini örtmektedir. Dört mikro finans kurumu da hükümet müfettişleri tarafından yüzde 40’ı aşan faiz oranları uyguladıkları gerekçesiyle mahkemeye verildiler.
Anayasa eyaletlere, borçlanmayla ilgili düzenlemeler yapma yetkisi vermektedir ve ayrıca 1918 tarihli Tefecilik Yasası ile 1978 Faiz Yasası da Hindistan çapında yürürlüktedir. Bu zengin yasal düzenlemeler borçların zorla geri ödetilmesinde taciz yöntemlerinin kullanılmasını yasaklamakta ve kırdaki tefecilerin kayda geçirilmesini ve faizlerin sınırlandırılmasını gerekli kılmaktadır. Ancak RBI raporu yasaların uygulanmadığını, tefeciler ve yetkili makamlarca görmezlikten gelindiğini ve uygulanan cezaların da anlamsız derecede düşük olduğunu göstermektedir. RBI raporunda polisin daha ağır ceza verilmesi için baskı yaptığı tek örnek Kerala’dan alınmıştır: “Polis tefeciler tarafından uygulanan baskı taktikleri nedeniyle yaşanan intihar vakalarından endişe duymaktadır”. Tefecilerin yasal olarak zorunlu biçimde yapılması gereken kayıt ve bildirimlerinin “kesintiye uğradığı” ve 1980’lerden bu yana herhangi bir bilginin bulunmadığı Bihar’daki durumsa daha tipiktir. Yaygınlaşan çiftçi intiharları dalgası eşliğinde kırsal Hindistan boyunca ortaya çıkan yeni yasadışı tefeci hakimiyetinin damgasını taşıyan bu senaryoda, başında süper ünlü yüksek düzey bürokratların bulunduğu RBI “uzman teknik grubu”, Bihar yaklaşımını benimsemektedir. Yasalar tefecilere zahmet veriyorsa, o halde yasalar değiştirilmelidir.
Bildik tozlu “piyasa” propagandası bir kez daha önümüze sürülmektedir, ama bu kez zamanımızın piyasa “reformu” kahramanı köy tefecisidir: “Çalışma tarzları, borçlularıyla kurdukları karşılıklı kişisel ilişkiler, gayrı resmi yaklaşımları, acil finans olanağı sunmaları vs., onları köydeki en önemli borç vericiler haline getirmiştir. Borçlu-dostu ‘her zaman, her yerde, herhangi bir miktarda’ [borç verme] siyasetleri, köydeki konumlarını güçlendirmiş, böylece bankaların rollerini azaltmıştır. Borçluların ihtiyaçlarına uygun sayısız kişiye özel ürün çeşitleri sunmaktadırlar”. Ve bazı köy tefecileri de, tıpkı yakın akrabaları olan süper star yüksek riskli yatırım fonu yöneticileri gibi, yaratıcı ürünler geliştirmek suretiyle piyasa ilişkilerinin içsel potansiyelini açığa çıkarttılar; “Karnataka ve Rajastan’daki bazı ödünç vericiler, 100 günlük kredi biçiminde yeni bir ürün devreye soktular. Buna göre, 1,000 rupilik ana para, (önden) 120 rupilik bir faiz miktarı kesilerek ve sonraki 100 gün için günlük 10 rupi faizle borç veriliyor. Toplanan faiz yılda yüzde 44’e ulaşıyor”. Raporun vardığı sonuç kimseyi şaşırtmamalıdır: “’Piyasa gerçekliğini’ ihlal eden faiz oranlarına sınır getiren yasalar iptal edilmeli ve para ödünç verenlere kayıt olmaları için teşvik edici ayrıcalıklar sağlanmalıdır”.
Tefeciler artık “Akredite Kredi Tedarikçileri” haline geleceklerdir. Bankalar ise bu duruma çiftçilere değil tefecilere verecekleri kredilerle katkıda bulunacaklardır. Doğal olarak, bu avanslara da daha sonra bankalar tarafından verilen öncelikli sektör borçları muamelesi yapılacaktır. Çiftçilerin kredi talebinin 54 milyar rupi olduğu tahmin edilmektedir (2000 tarihli Hindistan Borç ve Yatırım Araştırması’na göre) ve bu miktar, girdi maliyetlerindeki yükselmeyle birlikte sürekli artmaktadır. Küresel kapitalist mali sektörün sınırsız kar açlığı noktasından bakıldığında, bu, yüksek bir getiri oranı olan son derece karlı bir borç piyasasıdır.
RBI’nin önerisi, Vijaya Bankası Yönetim Kurulu Başkanı tarafından sevinçle karşılandı: “Para ödünç verenlerle yapılacak her türlü anlaşma bankaların kırdaki ve tarımdaki müşteriler gibi bazı niş katmanlara ulaşma işlem maliyetlerini aşağıya çekecektir. Evet, kırsal ekonomideki gelir düzeyi artmaktadır ve para ödünç verenler bunu bankalara kanalize edebilirlerse, iş dünyası da orada olacaktır”.
Burada Hindistan yöneticilerinin eski ve yeni yüzleri ortaya çıkmaya başlamaktadır. Köyde (çoğunlukla aynı kişi olan) toprak sahibi ve tefeci, egemen partilerin dayandıkları tabanı oluştururken, Chidambaram ve ortakları [Hindistan maliye bakanı; ç.n.] Blackstone ve Citibank’taki patronlarına hesap vermektedir.
Yine de, Hindistan’daki çoğunluk açısından yaşanan gerçeklik, derin köklere sahip feodal ilişkilerin yaygın kapitalizm-öncesi kalıntıları tarafından koşullanmış olan marjinal bir ekonomideki güvencesiz hayattır. Maliye bakanının emperyal kapitalist piyasa ideolojisi şimdi kırda esas olarak köy tefeciliği biçimine bürünmekte, bu durum da birçok çiftçi açısından intiharı bile tercih edilebilir bir seçenek haline getirecek denli büyük bir sefalete neden olmaktadır.
Burada önemli bir gerçek bir kez daha açığa çıkıyor: Emperyalizme karşı verilecek mücadele kırdaki devrimci dönüşümlerle kopmaz bağlara sahiptir.
Mrzine.org’deki orijinalinden sendika.org tarafından çevrilmiştir.