VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

GERMEYİN GERDİRMEYİN

0 75

Yazar: Alper Akçam

Gündem seçim maddesine doğru giderken sosyal medyanın da ateşi çıktı…
Halktan insanların bu sayfalarda kendini tanıtmaya, anlatmaya, ülkede olup biteni soğukkanlılıkla anlamaya çalıştıklarını, bu olanağı kullandıklarını gördükçe çok seviniyorum.
Tersi şeyler de oluyor… Benim güzel köylülerim geçim meselesi üzerinden başlattıkları bir tartışmada taraf oluyorlar. Kim kime iş vermiş, kim kimin adamıymış gibi söylemler üzerinden bir gerginlik başlayıverdi birden…
Hemen söyleyeyim; gereksiz tartışmalar yapıyorsunuz çok sevgili kardeşlerim… Bu ülkenin politikacıları, yöneticileri halktan toplanan vergilerle görev yapıyorlar; kullandıkları kaynaklar babalarının değil, milletin malıdır. Arada bir kısmını da kendi ceplerine, kasalarına aktarıyorlar; görüyoruz, duyuyoruz. Yetkili yerlerde oturanlar siyasi düşüncesine bakmadan da herkese iş olanağı bulmak zorundalar; kimse beni şu işe soktu, bu elimden tuttu diye kimseye kulluk etmek zorunda değil. Bu konuda ayıp ediyorsunuz.

Politikacıları değerlendirirken de çalışan sınıflardan mı yanalar, yan gelip yatarken, alinin şapkasını veliye velininkini aliye giydirirken malı götürenlerden mi yanalar, ona bakın.
Bir zamanlar bu ülkede Şeker Fabrikaları, Et Balık Kombinaları, Süt Kurumları, Tekel, Şişe Cam, Paşabahçe, Sümerbank vardı. Köyümüzden ortaokul, lise mezunu birçok kardeşimizin buralarda çalışıp ekmek yediklerini, emekli olduklarını biliyoruz. Nerede şimdi o iş olanakları? Kim kapattı, kim sattı bunları… Şuna iş olanağı sağlamış, buna yardımcı olmuş da kendisi nasıl bir politika gütmüş; kimlerden yana olmuş…
Üretenler, çalışanlar, alın teriyle helal ekmek yiyerek yaşayanlar, yöneticilere, çalışmadan emir buyuranlara kulluk etmek zorunda değil; herkes kendi alın terini yiyor… Politikada, siyasette köşe başlarını tutanlar, aracılık yaparak halkın emeğini gasp edenler, bu arada kendilerine adam seçenler değil, üretenler yönetmelidir ülkeyi. Bu kadar dar bir alandan bakıp size görevi gereği bir şey yapmış gibi görünürken tüm ülkeye zararı dokunmuş politikacıları övmek zorunda değilsiniz… Önce ülkenizi, önce insanınızı, önce geleceğimizi düşünün, kendi küçücük ufkunuzu değil…

Akşam haberleri izliyordum. En yetkili kişi konuşuyor ekranda; sahilleri, ormanlık alanları betonlaştırmaya çalışanlar olduğunu söylüyor, kapitalizme ver yansın ediyor. Kulaklarıma inanamıyorum. Kendimden kuşku duyuyorum birden; ben mi yaptırdım sarayları, ben mi kestirdim on binlerce ağacı, ben mi ta Trabzon’a kadar ormanları yok edip Katarlı biraderlere kaşâneler yaptırdım diye. İstanbul’un göbeğine saplanmış hançerler gibi duran, Zorlu gibi hayatı kilitleyen garabetlere ben mi izin verdim diye?
Bırakın politikacılar için birbirinizi yemeyi sevgili insanlarım.
Bir ömrü doğrudan olmasa da dolaylı olarak ülke politikasının içinde geçirdim. Halkımın gerçekleri sorgulaması, kendine doğru bir yol bulması için bir aydın olarak üzerime düşeni yapmaya çalıştığım gibi, bir hekim olarak da çantalar dolusu ilaçlarla köyüme gittim her fırsatta… Hastalarına baktım, aralarında tırpan çektim, tarla yığdım, arabacılık yaptım.
Almanya, o köyün yetiştirdiği, ömrünü halk davasına adayarak geçirmiş, zindanlarda yatmış, sürgünlere uğramış babam Dursun Akçam’ın adını oradaki sığınmacı ve azınlık halklara verdiği kültürel destek nedeniyle Hamburg’da bir kıyıya verdi; onu ölümünden sonra da onurlandırdı. Kendi köyünün, Ölçek köyünün seçilmişleri onun adına kurulacak bir ormana yer vermeyi kabul etmedi. Çamlıçatak (Gölebert) köyünden aldık orman yerini. Kaç kişi biliyor bunu ve kaç kişi utanıyor bu durumdan?
Her yıl Dursun Akçam anısına, Ardahan’da tamamen kendi sınırlı olanaklarımızla kurduğumuz, insanımıza özgürce okuma, çalışma, kendini ifade etme olanağı olsun diye yaptırdığımız Kültürevi’nde Kültür Sanat Günleri yapıyoruz. Oraya gelen köylülerimizin sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor; çoğu da benim çocukluk arkadaşlarımdır.
Bir ömrü geceli gündüzlü çalışarak, birilerine yardımcı olabilme kaygısı içinde geçirdim. Milletvekilliği, belediye başkanlığı gibi makamlarda da hiç gözüm olmadı. Kesin seçilebileceğim konumlarda teklifler de geldi; geri çevirdim.
Şunu açıkça söyleyebilirim ki, bu ülkede köylülerimin adları uğruna kavga ettikleri politikacılardan dürüst olanlarının tamama yakını sol politikalar içindeki insanlardır. Cumhuriyet kurucuları ve o dönemin kültür insanları, Mustafa Kemal, Mustafa Necati, İsmail Hakkı Tonguç, Nafi Atuf Kansu; Hasan Âli Yücel ve benzerleri hiç ceplerini, servetlerini, çocuklarının şirketlerini düşünmediler, çocuklarını sahte raporlarla askerden kaçırmadılar… Şimdi de sol politikanın içindeki aydınlarımız bu geleneği sürdürüyor. Bunları görebilmek o kadar zor mu?
Bırakın bana iş verdi, köylümde ihtiyaç sahibi olanlara yardım yaptı gibi yaklaşımları. Neden yoksuldur köylümüz, neden muhtaç olsun o insanlar? Neden dünyanın en güzel sütünü litresi doksan kuruştan satmak zorunda kalıyor üreticimiz? Neden kimse üretici örgütlenmesinden söz etmiyor? Neden üreten değil de yöneten, aracılık yapan kazanıyor hep?
Bunları düşünün biraz… Bir de hoşgörülü olun. Başkaları için birbirinize düşman kesilmeyin.
Germeyin, gerdirmeyin; gününüz aydın olsun…

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et! Oku