VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

Gelinen Yerde Devrimci Birlik ve Beraberliğin Sağlanması Zorunluluğu ve Atılması Gereken Adımlar Üzerine (genişletilmiş yazı)

Bizce, teorinin olmayışı, devrimci bir akımın var olma hakkını ortadan kaldırır ve onu eninde sonunda kaçınılmaz olarak siyasi iflasa mahkûm eder. (onlara) göre ise, teorinin olmayışı, ‘birlik için’ en mükemmel ve en elverişli bir durumdur.” Lenin
Önsöz
Birlik ve beraberlik konusu genellikle güçler dengesindeki değişimlere ve dengelerde değişim ortamlarının varlığına, ve bu şartların somut gereksinmelerine bağımlı olarak ortaya çıkan, ancak hep subjektif bir talep olmayı aşamayan bir konu olmuştur. Bunun nedeni ise konuya diyalektik ve gerçekçi yaklaşmama ve “birlik” sorunun temelinde yatan problemin özünde ne olduğunun doğru değerlendirilmemesi olmuştur. 
Tarihe baktığımızda, en çok şikayet edilen “ bin parçaya bölünmüşlük” , mücadelenin yükseldiği dönemlerde, bölünmüşlüğün asgariye inerek büyük bir sorun olmaktan çıktığını görürüz. Hareketlerdeki ve devrimci önderliklerdeki bu odaklaşmayı “kendiliğinden” ciliğe, ve- ya da bir kaç önderliğin çabasına bağlamak Marksist diyalektikten uzak bir değerlendirmedir. Devrimci önderliklerdeki odaklaşmalar gerek kitlelerin kendiliğinden mücadelelerinde pratik içine girip siyasi bilinç edinmesi ve gerekse hareketler içinde ve arasındaki ideolojik mücadelenin yoğunlaşmasının –birbirine bağımlı olan- bir sonucu olarak ortaya çıkar. Kısacası, birlikler ve beraberlikler kendiliğinden , ilkesiz ve bireylerin yarattığı bir sonuç değil, pratik mücadele sürecinde siyasi bilincin ve (şüphesiz ki buna direk bağımlı olarak) teorik mücadele sürecinde ideolojik birliğin (genellikle sayısı minimuma inmiş birliklerin) sağlanmasının bir sonucu olarak ortaya çıkar. 
Bu anlamda birlik ve beraberliğin sağlanması,  1) işçi sınıfının teorisinin, yani Marksizm Leninizm’in özümlenmesine, bilinçli , ilkeli ve uzlaşmaz bir şekilde anti-Marksist düşüncelere karşı verilen mücadeleye
2) işçi sınıfı ideolojisi temelinde örgütlenmenin ve örgütlülük içinde çalışmanın zorunluluğu anlayışının yaygınlaşmasına ,
3) işçi sınıfının mücadelesinin sosyalizm mücadelesi ile birleştirilmesi gerekliliğine bağımlıdır. 
Bu temelde gelişmeyen birlikler suni ve ayakta kalamayacakk birlikler olmayı hiç bir zaman aşamamıştır ve aşamaz.
Özellikle AFL-CIO, NED, Soros örgütleri , Avrupa birliği vb., gibi emperyalist kurumlardan destek ve bağışlar alarak kurulan sivil toplum örgütleri, haber siteleri, kuruluşlar ve bunlarla dolaylı ya da dolaysız bağlantıları olan sözde solcu aydın! ve önder! bireylerin çabalarıyla oluşturulan birlikler! işçi sınıfının çıkarlarının ve sosyalizm mücadelesinin birlikleri olamaz.
Devrimcilerin kendi arasında ve devrimcilerle emekçi halk kitleleri arasındaki bağların güçlenmesi , yani “Birlik ve beraberliğin sağlanması”, teorik bilinçlenmeye, pratiğe dökülen teorik mücadeleye, örgütleme , örgütlenme ve örgütlenme içinde çalışmaya, ve Marksizm’in özüne sadık kalarak mücadelenin sosyalizm mücadelesi ile birleştirilmesine direk bağımlıdır.
Giriş
Devrimci mücadele pratiğinde, başka hiç bir talebe bağımlı kılınmaması gereken, Marksizm’in vazgeçilemez, taviz verilemez en temel teorilerinden birisi, işçi sınıfının ve onun mücadelesinin çıkarlarının önde tutulmasıdır. Yani işçi sınıfı demokrasisi mücadelesinin çıkarları ne ondan soyutlanmış parti ve grup çıkarlarına, ne de şu ve ya bu reformlar uğruna mücadeleye tabi kılınamaz. Tam tersine, reformlar ve diğer demokratik talepler yönünde her pratiğin devrimci demokrasi mücadelesine tabi kılınması gerekir. Bunun aksi, revizyonizmin bir türü olan oportünizmdir. Ve Türkiye’de yaşanan acı gerçek de budur. 
İşçi sınıfının mücadelesi çıkarları doğrultusunda somut şartların somut değerlendirilmesinin yapılması ve bu değerlendirmeler ışığında gerekli olan pratiklere girilmesi devrimci önder ve önderliklerin sorumluluğudur. 
Genelde ve özelde Türkiye’deki devrimci ilerici toplum, işçi sınıfının ideolojik ve pratik eğilimi yerine, “kendilerine yabancı bir toplumsal öğe tarafından”, yani batı eksenli burjuva liberal aydınlar tarafından etkilenmektedir. İşçi sınıfının ideolojisi ve önderliğinin eğilimi ile burjuva liberal eğilim uzlaşmaz karşıtlıklara sahiptir. Bunun ikisinin ortasında tavır alan, ikisi arasında yalpalayan bir eğilim, oportünizmin batağında olan bir eğilimdir. 
Lenin`in kendi dönemine yaptığı değerlendirmenin bir tekrarı olarak, Türkiye’deki Devrimci Marksist hareket içinde son otuz yıl içinde gelişen ve yaygınlaşan “Ekonomist” akım da “kendilerine yabancı bir toplumsal öğe tarafından” etkilenmenin bir sonucudur. İşçi sınıfının çıkarları mücadelenin sadece bir yönüne – sendikal faaliyetlere, ve demokratik taleplere yoğunlaşması ile göz ardı edilmiş, ya da bunlara tabi kılınmış bir siyasi ortamda, bu yoğunlaşmayı “Mutlak” laştıran, yeni bir “teori” haline getirmeye çalışan oportünist ve burjuva liberaller kendilerine zehirlerini saçmak için gerekli “eğilim” ortamını da yaratmışlardır. Gelinen yerde, Marksizm maskesi altında oportünistler ve burjuva liberallerin, eski burjuva düşünceleri yeni bir etiketle kitlelerin kafasına sokmakta oldukça ileri adımlar atmış olduklarını görmemek imkânsız gibidir. Günümüzde moda haline gelen Troçkizm ve (Marksist maskeli) burjuva liberalizmi , Bernstein’cılıktan , Kautskyizm’den ve sözde “Marksizm’in Eleştirisi”nden dem vurarak kendi eğilimlerinin kitlelere yayma pratiğinin, odaklanmış, somut verileridir. 
Bu “eğilim” in etkisi ile devrimcilerin kendi arasında ve emekçi kitleler ve devrimciler arasındaki bağlar zayıflamıştır. Bu anlamda ilk ve acil görevlerden birisi bu bağların sağlamlaştırılması yönünde adımlar atılmasıdır.
Devrimci teori olmadan, Troçkist, Revizyonist, Burjuva Liberal teorilere karşı mücadele verilmeden, devrimci bağlar oluşamaz 
Devrimci bağların kopuşunun en önemli ve temel kaynaklarının başında, revizyonistlerin, burjuva liberallerin, burjuva milliyetçilerin ve her türlü döneklerin, gerek “dogmacılık” suçlamalarıyla, gerek “tarihi geçmiş”, “reel sosyalizm”, “Marksizm`in krizi” vb. gibi kavramlarla saldırmayı bırakmadığı “devrimci teori” nin neredeyse yok denecek kadar eksikliği ve ezberciliğidir. 
Lenin revizyonistlerin ve karşı devrimcilerin yüzlerindeki maskenin düşmesini kendi zamanı için açıklarken, sanki günümüzü yaşamışçasına bir benzerlik içinde getiriyor konuyu. “Devrimci Maceracılık” yazısında şöyle diyor Lenin ; “Devrimciler ile, ‘Marksizm’in eleştirisi’ bayrağı altında kafalarını uzatan oportünistler arasındaki bölünme, Sosyalist-Devrimcilerin (siz bunu karşı devrimci anlayın ) gerçek yüzünün açığa çıkarılmasında bize yardımı dokundu.” 
Diğer bir yazısında Lenin in vurguladığı “Eleştiri özgürlüğü”, hiç kuşkusuz, günümüzün en moda sloganı ve tüm ülkelerde sosyalistler ve demokratlar arasındaki tartışmalarda en sık kullanılan slogandır. “(…) Artık eskimiş ‘doğmacı’ Marksizm’e karşı ‘eleştirel’ bir tutum benimseyen bu ‘yeni’ eğilimin özü, Bernstein tarafından yeterli açıklıkta sunulmuş ve Millerand tarafından sergilenmiş bulunmaktadır (…)” sözleri, günümüz burjuva liberallerin ve döneklerin, dönekliklerini maskelemek için arkasına saklandıkları *Marksizm’in Marksist eleştirisi* gibi eğilimlerin özünü açıklıyor. 
Lenin`in aynı yazının devamındaki şu uyarı ve değerlendirmesi, günümüzdeki benzer eğilimlerin kaynağı konusunda fikir veriyor: 

“(…) Gözlerini bilerek kapatmayan bir kimse, sosyalizm içindeki bu yeni ‘eleştirel’ eğilimin, oportünizmin yeni bir türünden ne daha fazla ne de daha az bir şey olmadığını görmemezlik edemez. Ve eğer insanları kuşandıkları parlak üniformaları ya da kendilerine verdikleri gösterişli unvanlarıyla değil de, eylemleriyle ve gerçekte savundukları şeylerle değerlendirirsek, ‘eleştiri özgürlüğünün’, sosyal-demokrasi içinde oportünist bir eğilim özgürlüğü, sosyal-demokrasiyi demokratik bir reform partisine dönüştürme özgürlüğü, sosyalizme burjuva düşüncelerini ve burjuva unsurlarını sokma özgürlüğü anlamına geldiği apaçık ortaya çıkacaktır (…)” 

Lenin`in teorisizlik konusundaki eleştirisini, bölünmelere eleştirinin neden olduğu gibi safça görüşleri olanların da anlaması açısından, olduğu gibi aktarmakta yarar var. 

“ (…) Vestnik Russkoy Revolutsiy’in 2. sayısında Sosyalist-Devrimciler bir teorik ilke açıklamasıyla ortaya çıkmaya karar verebildiler ve ‘Dünyanın Gelişimi ve Sosyalizmin Buhranı’ adlı imzasız bir başyazı yayınladılar. Teori meselelerinde tam bir ilkesizlik ve yalpalama konusunda (ve ayrıca bunu parlak laflar ardına gizleme sanatı konusunda) açık bir fikir edinmek isteyen herkese bu yazıyı şiddetle tavsiye ederiz. Bu son derece kayda değer yazının bütün içeriği, birkaç kelimeyle ifade edilebilir. Sosyalizm dünya çapında bir güç haline gelmiştir; ama artık sosyalizm (= Marksizm), devrimcilerin (‘bağnazlar’) oportünistlere (‘eleştiriciler’) karşı açtığı mücadele sonucunda bölünmektedir. Biz Sosyalist-Devrimciler ‘elbette’ oportünizme hiçbir zaman yakınlık duymadık, ama bizi bir dogmadan kurtaran eleştiriden büyük sevinç duyuyoruz; biz de bu dogmanın revizyona tabi tutulması için uğraşıyoruz ve henüz eleştiri yoluyla (burjuva – oportünist eleştirisi hariç) ortaya koyacak hiçbir şeyimiz yoksa da, henüz kesinlikle hiçbir şeyi revizyona tabi tutmamışsak da, teoriden kurtulmuş olmamız bize yarar sağlamaktadır. Bu bize her şeyden fazla yarar sağlamaktadır, çünkü teoriden kurtulmuş insanlar olarak, genel birliği kararlılıkla savunuyor ve ilkeyle ilgili bütün teorik tartışmaları şiddetle mahkûm ediyoruz. Vestnik Russkoy Revolutsiy (N° 2, s. 127) bütün ciddiyetiyle şunu ileri sürüyor: ‘Ciddi bir devrimci örgüt, her zaman bölünmeye yol açan tartışmalı sosyal teori meselelerini çözmeye çalışmaktan vazgeçmelidir; ama bu elbette teorisyenleri kendi çözümlerini aramaktan alıkoymamalıdır’ Ya da daha açık bir şekilde söyleyecek olursak: bırakın, yazarlar yazsın, okurlar da okusun ve onlar bu işlerle uğraşırken, biz de geride kalan boşluğa kına yakalım (…) ” 

Revizyonistlerin ve “dogma” yaygaracı liberallerin, “teorisizlik” görüşünün tam tersine, Lenin ”sosyalizmin buhranı, ciddi sosyalistlerin en azından teoriye bir kat daha önem vermelerini, daha kararlı bir şekilde kesin tavır almalarını ve kendileri ile yalpalayan ve güvenilmez unsurlar arasında daha kesin bir sınır çizgisi çekmelerini zorunlu kılmaktadır” diyor. 
Ve teori ve birlik konusunda iki farklı ve zıt görüşü şöyle açıklıyor

“Bizce, teorinin olmayışı, devrimci bir akımın var olma hakkını ortadan kaldırır ve onu eninde sonunda kaçınılmaz olarak siyasi iflasa mahkûm eder. (onlara) göre ise, teorinin olmayışı, “birlik için” en mükemmel ve en elverişli bir durumdur.”

Teorik bilincin ve bu tür burjuva akımlara karşı mücadelenin önemini Rus Sosyal-Demokrat Hareketi İçindeki Reformculuk yazısında Lenin şöyle özetler, “işçi sınıfı içinde devrimci sosyal-demokrasiye karşı reformcu savaşımın yoğunlaştırılması, uygar dünyanın her yerinde, tüm ekonomik ve siyasal durumdaki değişmelerin kesinlikle kaçınılmaz bir sonucudur. İşçi sınıfı hareketinin büyümesi, zorunlu olarak, saflarına, belli sayıda küçük-burjuva unsurları, burjuva ideolojisinin büyüsüne kapılmış, bu ideolojiden kendilerini kurtarmayı beceremeyen ve sürekli olarak bu ideolojiye kayan kimseleri çekmektedir. Bu savaşım olmaksızın, bu devrim öncesinde, (devrimciler ve oportünistler) arasındaki ilke sorunlarına açık-seçik bir ayrım çizgisi çekmeksizin, ve bu devrim sırasında oportünist küçük-burjuva unsurlar ile proleter, yeni tarihsel gücün devrimci unsurları arasında bir kopma olmaksızın, proletarya tarafından toplumsal devrimin gerçekleştirilmesini düşünemeyiz. “
Lenin “Teorik Mücadelenin önemi” yazısında “Çalışan yığınların hareketlerinin süreci içerisinde kendi başlarına formüle edecekleri bağımsız bir ideolojiden söz edilemeyeceğine göre, tek seçenek şu oluyor -ya burjuva ideolojisi, ya da sosyalist ideoloji. İkisi arasında bir orta yol yoktur (çünkü insanlık “üçüncü” bir ideoloji yaratmamıştır ve ayrıca da sınıf karşıtlıklarıyla parçalanmış bir toplumda sınıf-dışı ya da sınıf-üstü bir ideoloji söz konusu olamaz. “ der , yani bir orta yol ya da üçüncü bir ideoloji olmadığına göre yaklaşım temel de 1) işçi sınıfının kendi kendine zamanla siyasi bilinci elde edeceği kendiliğindencilik anlayışı ve pratiği işçi sınıfının ekonomik talepleriyle sınırlayan ekonomist görüşler, yani revizyonizm 2) Siyasi bilincin oluşturulması için işçi sınıfı içinde mücadele verilmesi gerektiği anlayışı ve pratiği ekonomik taleplerle sınırlamayan görüş yani Marksizm olarak iki zıt kutupta odaklaşır. 
Bu anlamda Teorik bilincin önemi bir ülkedeki hareketin ekonomizm ve reformizm ile sınırlanması ile sosyalizm mücadelesiyle birleştirilmesi arasındaki farkta kendini gösterir. Marksist maskeli reformistlerin ve burjuva liberallerin, Marks’ın; “””İşçi sınıfının kurtuluşu işçi sınıfının kendi eseri olması gerekir…”” sözlerini bütününden kopartıp, temel alarak , profesyonel devrimciliğin, örgütlenmenin ve öncü partinin önemini dışlayan çarpıtmaları ve demagojileri ne yazık ki günümüz pratiğinde bu eğilimin hakimiyetini kanıtlamakta. Bu nedenledir ki Türkiye’de, Lenin in “Siyasal sınıf bilinci, işçilere, ancak dışardan verilebilir” sözlerinin anti Marksist olduğu kimilerince açıkça, kimilerince ise maskeli bir şekilde savunulabilmektedir. Marksizm’i Leninizm’den ayırmak onu devrimci özünden boşaltıp, burjuvazinin kabullenebileceği bir içeriğe dönüştürmek isteyen revizyonistlerin ve burjuva liberallerin durmak bilmeyen çabaları olmuştur, ve olmaya devam edecektir. 
İşte bu nedenledir ki teorik bilinç olmadan revizyonizme karşı mücadele olamaz, revizyonizme karşı mücadele olmadan devrimci bir mücadele olamaz, devrimci mücadele olmadan da devrimciler arası ve devrimcilerle kitleler arası bağların güçlenmesinden bahsedilemez. 
Bu anlamda; emperyalist sözde – demokratik fonların da desteğiyle, yaygın bir şekilde sözde – sosyalist teorik tartışma konferansları ve günleri düzenleyen karşı devrimci grupların çalışmalarını etkisiz hale getirmek, ve devrimci birliğin oluşmasını sağlamak için temel olan ideolojik birliğin sağlanması için TEORİK eğitime ağırlık vermek, bu konuda tabanın anlayabileceği içerikte yapıcı tartışmalar, teorik eğitim grupları, konferanslar, günler vb., düzenlemek, sol gazete ve yayınlarda bu eğitime bölüm ayırılması , atılması gereken en önemli adımlardan birisini oluşturmaktadır.

Devrimci bir örgütün ve Devrimci bir örgütlülüğün içinde olmanın önemi

Tarihte tek bir sınıf bile, bir hareketi örgütleyebilecek ve yönlendirebilecek siyasi önderlerini, seçkin temsilcilerini üretmeden iktidarı kazanmamıştır.” V.İ. LENİN

İnsanlık tarihinin hiç bir döneminde lidersiz, öndersiz ve örgütsüz, hiç bir devrim ve hatta reform gerçekleşmemiştir, gerçekleştirilemez. 
Teorik bilgisizliğin ve Marksist teoriye karşı burjuva liberal saldırıların tabandaki devrimci unsurlarda yarattığı eğilim, örgütsüz lük anlayış ve pratiğinde kendisini bulmuştur. Mücadele içinde doğan liderler ve önderlikler, buna bağımlı olarak da örgütlülük olmadan devrimci bir mücadeleden söz edilemez. 
Lenin ne yapmalı yazısında “Her türlü “teoricilik” teorisinden uzak olan bazıları ise, “siyasal bir devrimi gerçekleştirmenin” olanaklı ve zorunlu olduğunu, ama bunun, proletaryayı sıkı ve inatçı mücadele içerisinde eğitmek üzere güçlü bir devrimciler örgütü yaratmayı gerektirmediğini söylediler. Yapmamız gereken tek şey, o eski dostumuza, “erişilebilir” sopaya sarılmaktır“ sözleri, ve devamındaki…. Biri oportünist, öteki “devrimci” olan bu iki eğilim, egemen olan amatörlüğe boyun eğmektedir; bunlar amatörlükten kurtulunabileceğine inanma-makta ve ilk ve zorunlu pratik görevimizin, siyasal mücadeleye gerekli enerjiyi, oturmuşluğu ve sürekliliği sağlayabilecek olan bir devrimciler örgütünün yaratılması olduğunu görememektedirler.” sözleri devrimci örgütün ve örgütlülüğün önemini ortaya koymakta. 
Lenin’in örgütlülük üzerine Bir Program Açıklaması Profession de Foi yazisinda ki şu sözleri konuyu özetliyor..

”Kişi, tarihte, kendiliğinden örgütsüz patlamalar şeklinde başlamayıp da daha sonra söz konusu sınıfın aydınlanmış temsilcilerinin bilinçli müdahalesi olmadan örgütlü bir şekle bürünen ve siyasal partiler yaratmayan tek bir popüler hareket (halk hareketi) veya sınıf hareketinin tek bir örneğini bulabilir mi?

Her ne kadarda teorik siyasi bilinç, örgütlenme ve örgütlülük içinde mücadele konusuna ayrı ayrı değinmeye çalışsak da, bunlar birbirinden , ve en önemlisi sınıf mücadelesinin sosyalizm mücadelesiyle birleştirilmesi Marksist gerekliliğinden ayrı ele alınıp pratiğe geçirilemeyecek unsurlardır. Ne teorik çalışma , ne sınıf mücadelesinin sosyalizm mücadelesiyle birleştirilmesi, ne de örgütlenme ve örgütlülük içinde çalışma birbirinden kopuk ve bağımsız değildir, tam tersine birbiriyle iç içe geçmiş bir şekilde ele alınması ve pratiğe yansıması gerekir. Sadece örgütlülüğün olması o mücadelenin sosyalist mücadeleye bağımlı kılınmasını garantilemez. Günümüzde olduğu gibi kendiliğindenci, ekonomist bir mücadele ile sınırlı olabilir. Sorun gene dönüp dolaşıp Teorik bilinçte kendini gösterir. 
Bu anlamda devrimci birliğin oluşturulmasında, teorik çalışmaya bağımlı olarak üzerine düşülmesi gereken en önemli adım, devrimci örgütleme ve örgütlenmenin, örgütlenmeler içinde mücadele vermenin öneminin en geniş taban kitleleri tarafından kavranması , kendiliğinden hareketlerin önderlik altına alınması ve mücadelenin ekonomizm hastalığından ve sınırlanmasından kurtarılması yönündeki teorik ve pratik çalışmalardır.
Sosyalizme ulaştırma hedefinde mücadeleyi örgütleyip yönlendirecek ve önderlik edecek, en geniş halk kitlelerini kendi yörüngesine çekecek yeteneğe sahip bağımsız ve devrimci bir partisi olmayan işçi sınıfının mücadelesi , mücadelenin burjuvazinin çizdiği sınırlar içinde, ekonomik talepler uğruna mücadele olma niteliğini aşamaz . Kendiliğindencilik, reformizm ve Sınıf Mücadelesinin Sosyalizm mücadelesiyle birleştirilmesi

“Proletaryanın ekonomik mücadelesini desteklemek” burjuva siyasetçinin görevidir; sosyalistin görevi, ekonomik mücadeleyi sosyalist hareketi ve devrimci işçi-sınıfı partisinin başarılarını daha da ilerletmek için sevk etmektir. Sosyalistin görevi, sosyalist işçi-sınıfı kitlelerinin siyasi ve ekonomik mücadelelerinin çözülmez kaynaşmasını daha da ilerletmektir.” Lenin, Bir Program Açıklaması Profession de Foi

Girişte vurguladığım gibi Türkiye’de, sol maskeli burjuva liberallerin bilinçlenmeye ve Marksist Leninist teorilere karşı açık ya da gizli saldırıları, dogmacılık vb., suçlamalarla gençlikte ve kitlelerde yarattıkları “teorisizlik”, “teorik yazılara ilgisizlik” eğilimi sadece tabanda değil, önderlik iddiasında olan bir sürü parti ve örgütlerinde yayınlarında kendini açık bir şekilde göstermekte. Çoğu parti ve grupların yayınlarına, yazarların yazılarına baktığımızda bilinçli bir şekilde Marksın, Lenin’in isimleri ve teorilerinin dışlandığını, yazılmasından kaçınıldığını görmemek için çok saf olmak gerekir. 
Devrimci sollardaki bu “dışlama” ya ters olarak, Marks ve Lenin’in isimlerini , içeriğinden, paragraftan, hatta cümlenin tamamından cımbızla koparılıp seçilmiş alıntılarını, genellikle sosyalist teorileri çarpıtmayı, kitlelerde teorisizlik eğilimini yaratmayı kendine görev edinmiş (ya da ettirilmiş) sol maskeli dönek ve burjuva liberal aydın!! kesimin basın ve yayınlarında, yazılarında yaygın bir şekilde görmek mümkün. 
Aynı şekilde Türkiye’de gerek sol ve hatta Marksist sol!, gerekse sözde-sol basında, emperyalist düşünce yaratma kurumlarında görevli, bu kurumlardan destekli olan yazarlardan tutun, batılı burjuva liberal, Troçkist, Euro komünist vb., anti-Marksist, reformist yazarların “değerlendirme” lerinin yoğun bir şekilde çevrildiği ve yayınlandığı da gözden kaçmayacak bariz bir gerçektir. 
Bunlar Türkiye’deki devrimci mücadelenin Marksist Leninist teorilerden ne kadar uzaklaştığının, teorik ilgisizliğin, hazırlop-culuğun, bilinçsizliğin, teorik öndersizliğin ve işçi sınıfının mücadelesinin sosyalizmi hedef alma, yani devrim yerine, ne kadar reformizme dönüştüğünün genel görüntülerinden örneklerdir. 
Teorik bilincin, teorik mücadelenin önemi , devrimcilikle reformistlik arasındaki farkı belirlediği gibi, örgütlenme – örgüt içinde çalışmaya bağımlı olarak, reformlar için mücadele ile bu mücadelenin devrimci mücadeleye bağlanması konusunda reformist ve devrimci yaklaşımında da kendisini açıkça ortaya koyar.
Rabochaya Gazeta ya makaleler yazısında Lenin’in “Marksizm, bir devrimci sosyalist partinin görevinin, kapitalistlere ve onların çanak yalayıcılarına, işçilere düşen payı artırmak için yalvarmak ve komplolar düzenlemek değil, fakat proletaryanın, nihai amacı siyasi iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesi ve sosyalist bir toplumun kurulması olan, sınıf mücadelesini örgütlemek ve bu mücadeleye önderlik etmek olduğunu aydınlığa çıkardı.. “ sözleri , kendiliğindenci, ekonomist ve reformist hareketlerle, devrimci hareket arasındaki sınıf mücadelesinin sınırlanması ve sosyalist mücadeleyle birleştirilmesi konusundaki farkı açıkça belirtmekte. 
Lenin in “Siyasal sınıf bilinci, işçilere, ancak dışardan verilebilir” sözlerinin ezberci değerlendirilmesi, Teorik bilinç tek başına, pratikte bir örgütlülük için ve örgütlülük içinde olmadığı ve dahası mücadele sosyalizm mücadelesi ile birleştirilmediği sürece içi boş bir slogan, mücadeleden entellektüel bir kaçış, mücadeleyi reformist bir içeriğe dönüştürmenin demagojisi haline dönüştürmekle sonuçlanmaya gebedir, ve 80 lerden sonra günümüze kadar da doğurduğu bu ekonomizm ve reformizmdir.
Lenin’in “Siyasal sınıf bilinci, işçilere, ancak dışardan verilebilir” sözleri , sözlük anlamında işçilerin dışardan teorik eğitilmesiyle sınıf bilincini kazanacağı doğrultusunda değildir. Lenin’in burda söylemek istediği , bu siyasi bilincin “ancak iktisadi mücadelenin dışından, işçilerle işverenler arasındaki ilişki alanının”, yani sendikal mücadelenin dışında, kendilerinin de ayrılmaz bir parçası olduğu bütün mücadele alanlarındaki faaliyetleri ile gerçekleşebileceğidir. Lenin “Bu bilgiyi elde etmenin mümkün olduğu biricik alan, bütün sınıf ve tabakaların devletle ve hükümetle ilişkisi alanı, bütün sınıflar arasındaki karşılıklı ilişkiler alanıdır….” sözleriyle açıkca belirtmiştir.
Yani işçi sınıfının siyasi bilinci, onun mücadelesinin sosyalizm mücadelesiyle birleştirilmesi pratiği içinde oluşturulabilir. Yoksa mücadele reformizmin, yani burjuvazinin mücadelesinin ve onun sınırları içinde kalmaya mahkumdur..
Sonuç
Devrimciler arası ve devrimcilerle emekçi halk yığınlarının arasındaki bağların güçlenmesi, yani birlik ve beraberliğin sağlanması, işçi sınıfının sosyalizm mücadelesinin subjektif şartlarının olgunlaştırılması yolundaki mücadeleye, yani bilinçlenme, örgütlenme ve örgütlülük içinde çalışma düzeyinin yaygınlaşıp güçlenmesi yönünde yaşama uygulanan pratiklere bağımlıdır. 
Birliğin oluşması, devrimciler arasında ve devrimcilerle kitleler arasındaki bağların güçlenmesi, emekçi yığınların eylemini yükseltecek örgütlenme ve örgütlülük içinde çalışmalara direk bağımlıdır. Aynı şekilde bu, kitlelerin mücadelesinin sadece ekonomik ve demokratik güncel talepler le sınırlanma-masına, sosyalizm mücadelesiyle kopmaz bir şekilde birleştirilmesine bağımlıdır. 
Teorik eğitim ve teorik mücadele , devrimci mücadelenin temelini oluşturur. Teoriye ilgisizlik devrimci mücadeleye ilgisizliktir. Marksist Leninist temel teorilere dogma olarak yaklaşanlar, gericiliğini ve karşı devrimci özlerini Marksist maskesi arkasına saklayarak Marksizm’i eleştirdiğini zanneden dönekler, dar kafalılar, küçük burjuvalar , ya da burjuva liberallerdir, ve bunlar devrimci birlik ve beraberliğin sağlanmasının önündeki en büyük engeli oluştururlar. 
———————————– Erdoğan Ahmet Mart 6, 2011
Not –yazının redaksiyonunu yapan sayın Ahmet Hikmet Köseye emeği için teşekkür ederim.

İlk yorumunuz

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Devamı