FİNANS-KAPİTAL TAHAKKÜMÜNÜN ÜÇÜNCÜ İKİYÜZLÜLÜĞÜ; İLK YABANCI SERMAYE "İNKILABI"

Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı   
(Sosyalist Gazetesi, 2 Şubat 1971)

İlk Yabancı Sermaye “İnkilâbı”
Türkiye Finans-Kapitalinin üçüncü gizli faaliyeti: Bütün ruhu ve kalıbı ile teslim olduğu uluslararası finans-kapitale ne denli kaynaşık bulunduğunu halktan ve milletten saklamak çevresinde toplandı. Ve doğrusu, mahkemede herkesin gördüğü dişi deveyi, şahit gösterip erkek diye karara bağlatan Emeviye Saltanatı’nın bu özbeöz mirasçısı ülkede, bu ikiyüzlülük hiç de büyük marifet sayılamazdı.

Bu aldatış nasıl yapılıyor? Bayağı, hiç utanmazca varı yok gibi göstererek yapılıyor. Türkiye’de kapitalist sınıfını bir anda 39 binden 150 küsur bine çıkarmak nasıl yoku var etmekse, yurdun iliklerine işletilmiş uluslararası finans-kapitali yok etmek de, aynı kaygısızlıkla, onun tersi yapılarak beceriliyor. Yabancı sermaye mi? Ne haddine! Kemalist Türkiye’ye yabancının tırnağını sokacak olanın alimallah alnını karışlarız!
Bir katilin cinayetini saklayışı, yerli finans-kapitalin uluslararası finans-kapital izlerini yok edişi yanında pek masum bir davranış sayılabilir. 1908-19 Meşrutiyet burjuvazisi, “müslüman dini aşikâre” yolundan, kendisini yüzdeyüz uluslararası finans-kapitalin (yedi düvelin) açıkça emrine adamıştı. Onun için 5 yılda koca İmparatorluk hemen bütün Avrupa ve Afrika gövdelerinden budandı. İkinci 5 yıllık, İlk Emperyalist Evren savaşında, İmparatorluğun Asya (Arap-İslâm) dalları değil, Küçükasya (Anadolu) gövdesi bile tırpanla doğrandı.
Komprador Meşrutiyet burjuvazimizin kılı bile kıpırdamadı. Yani “memleketi takım takım bolşeviklere” mi sunacaktı? “Memleket”; ya Hürriyet ve İtilâfPartisi’nin İngiliz Mandası, yahut İttihat ve Terakki Partisi’nin (Alman yenilince) Amerikan Mandası ülküsüne adanacaktı. Fakat biraz gerçeğe bakan yerli millî burjuvazi; mandalaşmakla, ortada Türkiye denilecek bir şeyciğin kalmadığını sezmekte gecikmedi. Onun için finans-kapitalin İstanbul’u kendi topu tüfeği ile işgal etmesine gık demedi de, maşa gibi kullandığı Yunan’a İzmir’i işgal ettirişi önünde ayaklandı. Hele Yunan Bursa’ya girdiği gün, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde; “şeytan da oluruz, bolşevik de oluruz!” çığlığını koparmaktan geri kalmadı.
Blöf tuttu. Uluslararası finans-kapital, Anadolu’nun “Şûrâlar Hükümeti” kurmaması için Yunan önünde tarafsız kaldı. Aslında uluslararası finans-kapitalin bütün amacı; çorak Anadolu yaylası değil, bereketli Arap-Acem petrol topraklarını tekeline almak ve Kuzey’de önlenemeyen bolşevik selini, Kafkaslar ötesinde sed ve bend etmek idi. Halifeliği-Saltanatı (Alman Genelkurmayı’nın düzdüğü Panislâmizm ve Pantürkizm korkuluğunu) kaldıracak ve “Misâk’ı Millî” kabuğu içine çekilecek kapitalist bir Türkiye, her iki Dünya finans-kapital amacını gerçekleştirmek için en ideal istihkâm olabilirdi.
Ne var ki, kimi 19. Yüzyıl kafalı sömürgecilerin, Helenizm “Megola İdea” hayaliyle kışkırttıkları gerçekçilik dışı Millî Kurtuluş Savaşı ile kan dökülmüştü. Nüfusun %80’i köy, %19’u şehir küçükburjuvazisi olan Müslüman-Türk halkına dün bir numaralı düşman diye gösterilmiş bulunan yabancı-gâvur finans-kapitali(“emperyalizm ve kapitalizmi”) bir anda can yoldaşı, kankardeşi ilan edivermek hiçbir babayiğitin yiyebileceği yoğurt değildi.
Öyleyse gizli çalışılacaktı. Hem de emperyalizme karşı en ufak bir ciddi düşünce ve davranışı, daha kımıldamadan; “gizli faaliyet”“cemiyyet’i hafiyye” ilan ederek en tehlikeli düşman gibi “kanun dışı” saymakla, kendi gizli faaliyeti maskelenecekti. Cumhuriyet Türkiyesi’nin taşı toprağı barut kokan ilk günlerinde, Osmanlı fatihlerinin zaptettikleri yerlerde yazım yaptıkları gibi, askerce bir “durum yargılaması” (vaziyyet muhakemesi) yapıldı.
1929 yılı Türkiye’de finans-kapital örneği 166 şirket vardı. Bunlardan 13’ü ticaret, 7’si banka olmak üzere 20’si açıktan açığa “ecnebi” idi. “Ecnebi”; Osmanlı düzeninde babadan oğula dirlikçi olmayan kişilere denirdi. Onu modernleştirdik; “yabancı” yaptık. Şirket sayısı bakımından 166’da 20’si (% 12,04) açık yabancı sermaye idi. Ama geri kalan (yerli millî gibi gösterilen) 146 şirketin sermayesine daha bakar bakmaz, bir acı gerçeklik sırıtıyordu. Bu 146 şirketin 156.8 milyonu (şimdiki 10 milyarı) bulan sermayesi içinde yalnız 78.2 milyonu Türk lirası idi; geri kalan 78.6 milyon lirası Sterlin – Fransız Frangı – İsviçre Frangı, yâni yabancı para idi! (H. K.: Emperyalizm ve Türkiye’de Kapitalizm kitaplarına bakıla).
Şirketlerin sayıda yabancı olanları % 12.4’ü görünür. Sözde yabancı olmayanların ise %50.12 paraları açıkça yabancıdır. Toplasak, %62.16 şirket varlığı; İlk bakan göze, kör değilse, mutlaka göreceği kadar açık seçik yabancıdır. Açıkça yabancı kalan 20 şirketin, öteki 146 sözde “yerli” şirkete oranla mutlak daha büyük sermayeli olacağı düşünülsün. 1929 yılı, Türkiye finans-kapitalinin en az %70 sermaye gücü ecnebi – yabancı demektir. Ve finans – kapital olarak Türkiye ekonomi temeli gibi, sosyal – politik – kültürel – dini ve ilh. tüm üstyapı ilişkileri alanına bu yabancı gücün % 100 diyemezsek, %70 egemen olacağı anlaşılmayacak dava değildir.
E, hani bizim “antiemperyalist ve de antikapitalist” millî kurtuluşumuz?.. Takkenin böylesine açık rakamla düşüp kelin görünmesi önünde birşeycikler yapılmalıydı. “Olmaz böyle şey!” denildi. Ve o zamanki havanın stili ile hemen buyuruldu:
“-Çıkarın, şu kâfir şirketlerin başlarındaki “ecnebi” şapkaları!..”
Büyük Millet Meclisi’nde Deli Hâlit Paşayı bir kurşunla öldürüp, elini kolunu sallayarak dolaşan yaman Ali Bey (Afyon) “Nafia Vekilliğinde” kimi yabancı şirketleri devletleştirdi. Onu gören öteki şirketler başlarındaki şapkaları çıkardılar. Ama daha önce “Şapka İnkılâbı” yapılmış bulunduğu için, saygı duruşuyla ellerinde tuttukları şapkaları atmadılar. Aynaroz Kadısı’nın karısına şarap küplerini gösterip “İç, Eda.. iç! Ben onların kâffesini sirke eyledim!” diye haykırdığı gibi oldu.
“- Bu şapkadır. Şapka Türk serpuşudur”. denildi.
Herkes başına şapkayı geçirince; gâvur – müslüman kalmadı, yerli – yabancı hepimiz “bir güneşte çamaşır kuruttuğumuz için” sıkı-fıkı “akraba” olduk.
Şaka etmiyoruz. Türkiye’de yerli finans – kapital ile uluslararası finans – kapital arasındaki kaçar göçerlik, tıpkı kadınların peçe ve çarşaf inkılâpları gibi hoş bir estetik “devrim”le ortadan kaldırılmıştı.
Finans Kapital’in Üçüncü İkiyüzlülüğü
Kamuflaj, o kamuflaj. Türkçe’de kamuflaja peçeleme denir. Türkiye’de finans-kapital; en büyük “peçeleri kaldırma inkılâbı” kampanyaları ortasında peçelendi. O gün, bugündür, burjuvazi, cumhuriyet burjuvazisi o peçeyi bir daha kaldırmamak için elinden geleni ardına koymadı. Ve finans-kapital haydudu ne yaptı yaptı, karda gezip izini belli etmemenin yollarını iyice buldu. Yerli-ulusal finans-kapital ile yabancı-uluslararası finans-kapital arasındaki bütün sınırlar yazboz tahtasına çevrildi. Alabildiğine birbirine karıştırıldı.
Öylesine ki, Türkiye’de nice kıl kuyruklar, “bir finans-kapital de var mıymış?” gibilerden dudak büktüler: Hâlâ, kimi “sol-sosyalist” toplantılarında “bilimsel”likte ve de rakamda, istatistikte ve de keskin uzman ekonomistlikte burunlarından kıl kopartmayan pek seçkin ve saygın “bilimsel sosyalist”ler, finans-kapital sözcüğünü ağızlarına aldırtmamak için kanteri dökerler. Ve de emperyalizmi bir kalemde “sınır dışı” göstermek bâbında, Zâl Oğlu Rüstem çıkışları yaparak, sosyalizm adına Ali Cengiz oyununa kalkışıp, bilime milime cirit arttırırlar.
Sözde “sol”un, gerçek “sağ” ile şaşılacak kertede açık açık ve rahatlıkla “işbirlikçilik” etmeleri neye yarıyor? Ülkenin en yakıcı problemine duman perdesi yaymaya… Gene de, İngiliz’in dediği gibi; “olaylar inatçıdır.” Her türlü “çarşaf inkılâpları” ötesinde, finans-kapital mızrağı çuvala sokulsa bile, ucu her gün milletin en nâzik yerine batarak kendini yer yer ele vermekten geri kalmıyor. “Peçelemek” için koskoca bir başbakanlığa bağlı harıl harıl işletilen “Devlet İstatistik Enstitüsü” kurulduğu halde bir türlü saklanamıyor.
1963 yılında yapılıp 1968 yılında Türkçe ve Amerikanca yayınlanan “Sanayi ve İşyerleri Sayımı: İmalât Sanayii” (Türkçe bilmiyorsanız; “Census of Manufacturing Industries and Business Establishments: Manifacturing”) tam 1112 sayfalık iri yarı, (normal kitapların iki kat boyunda), ağırlığından taşınmaz, sayfa çokluğundan okuyana göz karartısı ve miğde bulantısı verir muazzam bir kitaptır. Eserin tek amacı; uluslararası finans-kapitale, en elverişli sömürü alanını, araştırma zahmetine katlanmaksızın, devletçiliğimizin masrafı ile buluverip sunmaktır.
Sosyal ilişkiler üzerine her rakam, içinden çıkılmaz bir bilmece – bulmaca oyununa çevrilmiştir. Belli ki efendilerimiz, kendi çıkarları dışında her problemipeçelemek için kurumlar düzenlemişlerdir.
Bu kitapta yabancı veya yerli kapitallerin durumları üzerinde yalnız 23 sayfacık ayrılmıştır. 40’ta bir bile değil, hemen hemen 50 de (48 de) bire kadar bile önemsiz konu! Türkiye’yi kaç tane yerli, kaç tane yabancı finans-kapital ve iri kapital, kaçar lira sermaye koyarak, ne denli sömürüyor? İstatistik Enstitüsü’nün baş görevi bunu maskelemektir. Hiç değilse etimizi gâvur mu daha çok ısırıp yiyor, Müslüman mı? Onu bile Türkiye halkının öğrenmemesi için bir devlet çarkı kurulmuş!
Türkiye’de 6224 numaralı ve numaracı bir “Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu” var. Buyur etmiş topraklarımızı ve insanlarımızı yabancı sermaye adlıuluslararası finans-kapitale… 1963 yılı uluslararası finans-kapitalin (U.F.K.) Türkiye kaynaklarına karşı gösterdiği “cilve” şu rakamları belirtiyor:
Sunulan proje   Bakanlıkça            Yatırım için karar-     Yabancı teşvik
milyon lira          müsade edilen      name bekleyen        komitesinde incelenen
1.5764              907.2                      669.7                         81.3
(Pr. Dr. A. F. Açıl: “Türkiye Tarımında Sermaye Sorunları” 1965 broşür)
Bir buçuk milyar liradan aşkın proje sunulmuş, 1 milyara yakını kabul edilmiş, yarım milyardan çok fazlası kararname bekliyor… Sonuç? Prof. Açıl’a göre:“Sermayenin esas kaynağı tasarruftur.” (a y., s. 17): Sömürü değil!… Onun için, Sayın Profesör Doktor Açıl’lar, kanunun bunca “teşvik”lerine rağmen yabancı sermayenin Türkiye ekonomisine çok az girmiş olmasından yakınır. Uluslararası finans-kapital daha çok anonim, limited şirketlere “iştirâk” (katılma) göstermektedir. İş kollarına göre katılışları şu orantıdadır:
Lastik                Kimya               Gıda, İçki,                Tarım       
Sanayii              Saayii               Tütün Sanayii          Sanayii
%21.1               %17.8               %13.5                     %0.5
Bu rakamlar bize ne söylüyor? Hemen hemen hiç bir şey:
1112 sayfada 23 sayfalık sermaye durumu istatistikleri ise, ondan daha göz boyayıcıdır. Orada, bir yol büyük işletmelerde ne yerli, ne yabancı sermayenin gerçek rakamları verilmez. O en büyük Devlet esrarı gibi saklanır. Yalnız işyeri sayısı üzerine atılan 23 sayfalık veriler bile, yabancı sermayeli işyerlerinin tam ve belirli sayısını dahi gösteremez. Gülünç bir orantı taslağını yapar:
                                                                                        % 50 den çoğu
                                                                                        YABANCI azı
Büyük                           %100                                                Karma                             
İşletmeler                       yab.Serm.   
Kamu        Özel       (Özel+Yabancı)
3012 Toplamından           49               2               31                  1
237 Devlet kesiminden     1                 1               —                   —
2775 Özel kesimden        48               1               31                  1
                                             %50’den Çoğu                     %50’den Çoğu yerli
                                              yerli ÖZEL azı                             KAMU azı
                                                 Karma                                        Karma                                                
              Kamu     Yabancı    (Kam + Yab)    Kamu    Yabancı   (Kam + Yab)
Toplam    15            31               12                 18          2              2
Devlet      5              –                 10                  8           2              2
Özel        10            31                2                   —          —              — 
                    Herbiri eşit paylı                        %050’si Yerli Kamu ve Özel
                (Kamu + Özel + Yabancı)              %50 si Yabancı
                                                                     (yarısı yerli, yarısı yabancı)
Toplam                  2                                                    8
Devlet                   1                                                    —           
Özel                      1                                                    8
Bu hiçbir şeyi açıklamayan karmakarışıklık, bir şeyi gizleyemiyor. Hiç değilse sayı bakımından Uluslararası Finans – Kapital şaşılacak bir yaygınlıkla: Devletin, Devlet İktisadî Teşekküllerinin, Özel İdarelerin, Belediyelerin, Köy Tüzel Kişiliğinin, Türkiye Cumhuriyeti Uyruklu Özel ve Tüzel Kişilerin sermayeleri ile birbirinden ayırdedilemeyecek kertede içli dışlı kaynaşıktır. Finans kapitalde gâvur, müslümandan ayırdedilemez. Ve edilmemesi için özel bir kamu çabası harcanmaktadır. Hepsi senden benden Türk ve Müslüman geçinir. Karda gezerler, izlerini belli etmezler.
Finans-kapitalin yerlisi ile yabancısının sermaye bakımından orantısı üzerinde bir fikircik olsun edinmek için, kimi sanayi kollarında Sınaî Kalkınma Bankası İkrazları‘na bakalım:
                Özel             İkrazcı     İşletme        Değer           Döviz ile    Sermaye
                İşletme          Firma       Oranı       Toplamı            İkraz          Oranı
               Toplamı        Toplamı       %                                                      %
1958        4.926            389          7.8        211.218.000      66.015       31.2
1965        2.775            708        25.5        848.854.000    349.887       42.3
Uluslararası finans-kapital bir tek banka kanalından, Türkiye sanayiine 8 yılda nasıl girmiştir? 1958 yılı sayıca büyük işletmelerin %7.8’ine, 1965 yılı %25.5’ine katılmıştır. Sermayece, 1958 yılı %7.8 işletmelerin %31.2 oranını, 1965 yılı %25.5 işletmelerin %42.3 oranını kaplamıştır.
Bugün yerli finans-kapital, uluslararası finans-kapitalin Türkiye’de egemen büyük sermayenin tam tamına kaçta kaçını kapladığını büyük kıskançlıkla saklıyor. O orantı 1929 yılı %70 civarında idi. Bugün, yalnız bir banka kanalından yatırımların %42.3’ünü ele geçirmiş bulunuyor. Her yıl %l-2’den fazla artış temposu ile Türkiye sanayisi üzerine tahakkümünü yürütüyor.