FERDA KOÇ: KÜRT KARTIYLA PİŞTİ!

Yazar Ferda Koç – sendika.org

AKP “rejim muhafızlarına” kendini kabul ettirmek için en büyük silahını yakaladı: “Kürt Kartı”. 22 Temmuz seçimlerinde Kürt bölgesinde oyların %55’ini toplayan AKP’nin DTP karşısında bölgenin birinci partisi haline gelmesi DTP tarafından bir “başarısızlık” ve “tehdit” olarak algılandı. AKP ise bu “başarısının”, kendisini “rejim muhafızlarına” kabul ettirmek için en kestirme yol olduğunu hemen saptadı ve seçim sonrası politikasının merkezine bu konuyu yerleştirdi.

Başbakan Erdoğan, Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’le giriştiği polemikte: “Bölge halkının hayat tarzına, kültürel değerlerine saygı duyan bir parti, sunduğu ya da vaat ettiği hizmetle Güneydoğu’dan da çok oy alabilir; hatta almalıdır” diyerek AKP’nin Kürt sorununda rejim için nasıl bir çözüm alternatifi olacağının da ip ucunu veriyordu. Erdoğan’a göre AKP, DTP’ye göre Kürt halkının hayat tarzı ve kültürel değerleriyle daha uyumlu bir partidir ve Kürtlere yaşadıkları sıkıntıları zaman içinde giderme umudu verebilmektedir.

Erdoğan’ın gerçekte neyi kastettiğini ise Altan Tan ve Dengir Mir Mehmet Fırat açıkça ifade ettiler. Tan, DTP’nin güç kaybetmesini, bölgedeki siyasi yapının temel çelişkisi olarak tanımladığı “din ve etnik uyumsuzluk” faktörüne bağladı. Tan çok açık bir biçimde, Kürtlerin çoğunluğunun Şafi, Kurmanc ve Nakşibendi, PKK’nin öncü kadrosunun çoğunluğunun ise Alevi, Zaza ve Stalinist olduğunu ifade ederek, AKP’nin seçim başarısının kaynağında bu “uyumsuzluğun” PKK’nin liderliğini giderek aşındırmasının bulunduğunu ileri sürdü. Bu iddianın “mefhum-u muhalifinden” hareket edersek, Tan, AKP’nin başarısını, AKP’nin bölgedeki siyasi kadrolarının çoğunluğunun Şafi, Kurmanc ve Nakşibendi olmasından kaynaklandığını söylüyordu.*

Gericiliğin kalemşörleri mesajı hemen aldılar ve PKK’yi bu politika açısından çamura bulamak için yeni silahlar ortaya koymaya giriştiler.

Aksiyon dergisinde H. Söylemez, PKK’nin “Zerdüştlüğü” benimsediğini iddia etti.

Zaman gazetesinden M. Kamis ise, AKP’nin, “Kamplaştırmadan, gerginleştirmeden, o bölgedeki insanların taleplerine uygun politikalar üreterek, Türkiye’ye çaktırılmadan dayatılan Sevr haritasını yırtıp atacağını” söyleyerek, en hakiki “ulusalcı parti”nin AKP olduğunu kanıtlamaya girişti.

Erdoğan’ın AKP’yi Kürt halkının “hayat tarzına ve kültürel değerlerine saygı duyan parti” olarak nitelendirmesin arkasındaki “politik strateji” işte bu! Cemaatçilik, tarikatçılık ve mikro milliyetçilik!

“Bölücülüğe” panzehir olarak cemaatçilik, tarikatçılık ve mikro milliyetçiliğin pazarlanması, herhalde ahir ömrümüzde göreceğimiz en ucube siyaset formülü…

AKP’nin bölgede DTP karşısında elde ettiği başarının esas olarak DTP’nin başarısızlığı mı yoksa DYP, ANAP, CHP ve MHP’nin silinmesinin mi ürünü olduğu çok tartışma götürür ama bu tartışmanın yeri ayrı. Asıl tartışılması gereken, “Kürt düşmanlığı” ile gözü kararan “rejim muhafızları”nın denize düşünce cemaatçilik, tarikatçılık ve mikro milliyetçilik yılanına sarılmalarının siyasi anlamı. AKP, dünyanın bu en ucube siyasi denklemini, “Kürt düşmanlığı”ndan gözü kararmış “solcu” rejim muhafızlarına da yutturuyor.

Cumhuriyet’te Orhan Bursalı, AKP’nin bölgede DTP karşısında elde ettiği başarının “rejim açısından olumlu bir gelişme” olduğunu yazıyor. “Rejim muhafızları” “birliği korumak” adına siyasi gericiliğin en kötü formülüne yeniden sarılıyor: Kürtlerin “devlete bağlılığının” şeyhlerle, ağalarla ve bunları bünyesinde toparlayan din istismarcısı partilerle sağlanmasına “kötünün iyisi” diye bakıyorlar.

AKP’nin Ilımlı İslam yönetimini meşrulaştırmak için kullanacağı temel manivela ortaya çıktı: Kürt korkuluğu!

“Kemalist” rejimin bekçilerinin tarikatlar, cemaatler, kabile reisleri olacağını hiç düşünür müydünüz! Meğer olur muş…

Kısacası AKP Kürt kartıyla pişti yapıyor…

AKP’nin Kürt siyaseti karşısındaki bu öne çıkışının bölgedeki anlamını ise kabul etmek gerekir ki Öcalan görüyor. Öcalan bu siyasetin “Bölge’de insanları işsizleştireceğini ve yoksullaştıracağını ve tarikat şefleri ve aşiret kalıntılarına dayanacağını” isabetle saptıyor.

Gerçek bu.

Bölgede “sağ politika”nın dayanağı, “Batı”dan kolay görülemeyecek bir bağnazlığa, gericiliğe, istismar ilişkilerine oturuyor. AKP’nin DTP karşısında yanına aldığı işte bu “yerel gericilik”tir.

Bugüne kadar “yerel gericilik”le mücadele etmeyi hep erteleyen Kürt ulusal hareketi açısından bu karar saatidir. Bütün ulusal kurtuluş mücadeleleri aynı zamanda bir “iç mücadele”dir ve bu tip durumlarda iç mücadeleler ya gerçek devrimler doğuran sınıf saflaşmaları üzerinden gelişir ya da gerçek bir yıkıma yol açan klan, cemaat, mezhep ve din saflaşmaları… Siyaset sanatı ise mücadeleyi “kazanabileceğiniz” alana çekme sanatıdır.

  • Tabii, bu söylemin şimdi pek görülmeyen bir yönü var: Anadolu müslümanlarının çoğunluğunu oluşturan Hanefilik ile, AKP’nin dinsel merkezinde hegemonyayı elinde tutan Şafi disiplini arasındaki çelişkiye dayalı bir fay hattına dikkat çekmesi.