(E) ORGENERAL HÜSEYİN KIVRIKOĞLU’NDAN SABAH GAZETESİ YAZARI ENGİN ARDIÇ’A TEKZİP

Yazar Vatan Postası   

Belli çevrelerin, “Ergenekon gizli örgütünün lideri” olarak göstermek istedikleri, eski Genelkurmay Başkanı, (E) Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu konuştu. “Ergenekon’da 1 numara 06HK rumuzlu kişi” diyen Sabah gazetesi yazarı Engin Ardıç‘a cevap yazısı yazan Kıvrıkoğlu, “cevap yazımı yayınlayın ya da iddianızı ispatlayın, aksi takdirde yargıya başvuracağım” dedi. Kıvrıkoğlu’nun yazısı Ardıç tarafından hâlâ yayımlanmadı… Kıvrıkoğlu’nun yazısını aynen yayınlıyoruz…

5 Kasım 1997 tarihinde Kıbrıs’ta, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu’na suikast mi düzenlenmişti?.. Uğur Mumcu’yu Mossad mı öldürdü?..
Genelkurmay Başkanı olduğu 2001 yılında İzmir’de yaptığı bir açıklama:
«Efes 2001 Tatbikatı için İzmir’e giden Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu; “irtica bakarsınız bir gün yok gibi görünür, ertesi gün ortaya çıkar” dedi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, “İrtica yok edilmiştir demek doğru değildir. Yok gibi görünür, ama sinmiştir” dedi. “İrtica ortadan kalkmaz, sadece gizlenir” dedi.» (Gazeteler)
Sayın Engin Ardıç, 27 Nisan 2008 tarihi ve 1084 sayılı Aydınlık Dergisi’nin 2. sayfasında Doğu Perinçek imzası ile yayınlanan başyazının 8. Maddesi’nde, Ergenekon örgütünde “bir numara”nın “06 HK” rumuzlu Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu olduğu, 23 Nisan 2008 tarihli Sabah Gazetesi’nde Engin Ardıç imzası ile yayınlanan makaleye atfen açıklanmıştır.
Sayın Ardıç, Ergenekon örgütünün ismini ve kimlerle ilişkilendirildiğini ben de Türk Halkı gibi basından öğrenmiş bulunuyorum. Siz 23 Nisan 2008 tarihli köşe yazınızda “06 HK” rumuzu ile örgütün bir numaralı kişisine işaret etmekte ve bu iddianızı söylentilere dayandırdığınızı belirtmektesiniz. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde “HK” rumuzlu pek çok üst düzey general bulunduğuna göre siz bu iddianızla onların hepsini şahsım da dâhil şaibe altına tutmaktasınız. Eğer ismime bu söylentiler içerisinde yer veriliyorsa bunu bir iftira olarak kabul ediyor ve nefretle kınıyorum.
Sayın Ardıç, sizden bazı isteklerim olacak:
1) Bu mektubumun köşenizde aynen yayınlanmasını, 2) Eğer yazınızda yer verdiğiniz “HK” rumuzuyla şahsımı kastediyorsanız bu iddianızı ispatlamanızı, 3) Bu rumuz ile benim dışımda birini hedefliyorsanız o zaman sizden köşenizde bu rumuzun bir başka şahsa ait olduğunu (isim vermeden) açıklamanızı önemle rica ediyorum.
Açıklama yapmadığınız takdirde bu rumuzun şahsıma ait olduğu ortaya çıkacağından bu durumda da benim için tek çare yargı yolunu kullanmak olacaktır. İyi dileklerimle… Hüseyin Kıvrıkoğlu

«türk silahlı kuvvetleri 1997 yılında, ege tatbikatları çerçevesinde kıbrıs’ta bir çalışma yapmıştı. toros-2/97 adlı bu tatbikatın 5 kasım 97 günü yapılan bölümünde bir kaza(!) yaşandı. özel kuvvetlerden seken kurşun, komutan çadırında tatbikatı izleyen albay vural berkay’a isabet ederek öldürdü. albay berkay’ın hemen önünde dönemin kara kuvvetleri komutanı orgeneral hüseyin kıvrıkoğlu oturuyordu. kıvrıkoğlu paşa, seken (!) kurşundan filmlerde olabilecek bir tesadüf sonucu, yerinde vücudunu oynattığı için kurtulmuştu.


kurşun paşa’ya isabet etseydi;


kıvrıkoğlu hayatını kaybetseydi ne olacaktı?..


bir kere komuta kademesindeki terfi kimlikleri değişecekti..


o günleri takip eden gözlemciler, kıvrıkoğlu’nun ortadan kalkması durumunda, dönemir kıdemsiz ama güçlü generali çevik bir’in birdenbire önünün açılacağını, normalde ulaşamayacağı genel kurmay başkanı koltuğuna bu durumda ulaşabileceğini belirtiyorlardı.


gerçekten de öyleydi…


çevik bir o sırada genel kurmay 2.başkanı konumundaydı. bu makam aslında bir nevi “sekreterlik” göreviydi. hem kuvvet komutanlarından, hem de ordu komutanlarından daha alt bir makamdı ve 1 numaranın bürokratik boşluğu için gerekliydi. oysa çevik bir, dönemin komutanı ismail hakkı karadayı’nın garip bir pasifliği redeniyle her taşın altından çıkar bir durumdaydı. genel kurmay’da kendisine yakın bir ekiple iktidar sahibiydi. genel kurmay genel sekreteri erol özkasnak, çevik bir’e yok yakın bir generaldi ve dönemin olağanüstü siyasi durumunda, bu generalin kimliği kamuya sık sık yansıyor, o da rütbesinin çok üstünde yetkilere sahip gibi davranıyordu. fenelkurmay istihbarat müdürü korgeneral çetin saner gibi özel kuvvetler komutanı da çevik bir’in ekibinden di..


işte kaza (!)böyle bir dönemde meydana geldi..


bir özel kuvvet nişancısının silahından seken kurşun, kktc’de tatbikatın izlendiği protokol çadırına geldi, komutanın arkasındaki albayı buldu…


yıl 1997..5 kasım.


yıl temmuz sonu 2005..


ortaya bir mektup çıktı…l


anka ajansının haberine göre, 28 şubat’ın hemen ardından, mart ayında bir kurmay yarbay, dönemin cumhurbaşkanı süleyman demirel’e “kişiye özel ve gizli” bir mektup yazdı. yarbay, mektubunda, silahlı kuvvetlerde bir etnik kadrolaşmanın yanı sıra, orgeneral hüseyin kıvrıkoğlu’na, kıbrıs’ta düzenlenen suikastın “allah’ın bir lütfu ile atlatıldığı” yazarken, orgeneral çevik bir’in genelkurmay başkanı olması için ya hüseyin kıvrıkoğlu’nun ortadan kaldırılacağı ya da kıvrıkoğlu’nun görev süresinin bir yıl uzatılacağı öne sürüldü. mektupta, “millet olarak duamız her iki teşebbüsün de başarısızlıkla sonuçlanması olduğudur” denildi.
mektupta, ikinci teşebbüsün cumhurbaşkanı’nın katkısını gerektirdiği belirtilerek, bu senaryonun engellenmesi istendi.


orgeneral hüseyin kıvrıkoğlu’na, kıbrıs’ta düzenlenen suikastın “allah’ın bir lütfu ile atlatıldığı” yazarken, orgeneral çevik bir’in genelkurmay başkanı olması için ya hüseyin kıvrıkoğlu’nun ortadan kaldırılacağı ya da kıvrıkoğlu’nun görev süresinin bir yıl uzatılacağı öne sürüldü. mektupta, “millet olarak duamız her iki teşebbüsün de başarısızlıkla sonuçlanması olduğudur” denildi. yarbay, bu konunun kendisine intikal ettiğini ve bir vatandaş olarak devletin başı olması hasebiyle bilgi arzetmeyi amaçladığını” belirtti.


anka’nın haberine göre olay şöyle gelişti…


“mektupta, gata, okullar dairesi başkanlığı, tayin daireleri başkanlığı gibi yerlerdeki etnik kadrolaşmanın incelenmesi istendi. mektupta, “hatta cumhurbaşkanı yaveri albay reha da böyledir” ifadesi yer aldı.


‘güzel türkiyemizin suriye olmamasını temenni ediyorum’ ifadeleriyle biten mektup. mektup, cumhurbaşkanlığı’na gelir gelmez, dönemin cumhurbaşkanı genel sekreter yardımcısı tarafından genelkurmay genel sekreteri tümgeneral erol özkasnak’a haber verildi ve mektup faksla gönderildi. mektubun aslı daha sonra genelkurmay başkanlığı’na gönderildi.


cumhurbaşkanı demirel, kendisine gönderilen bu mektubu bir türlü göremedi. mektupla ilgili bilgi isteyen demirel’e, sadece genelkurmay tarafından şifahi bilgi verildi “


habere göre mektup demirel’e gösterilmedi. mektup nedeniyle, kurmay yarbay y.y. hakkında, askeri ceza yasası’nın ‘astlık üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir veya komutanlara karşı güven hissini yok etmeye matuf olarak alenen tahkir veya tezyif edici fiil ve harekette bulunanların cezalandırılmasını’isteyen maddesinden dava açıldı.


bu haberin ardından bazı gelişmeler yaşandı.


yenişafak gazetesinden kezban bülbül bir araştırma yaparak “mektubu askerlere demirel mi verdi” diye sordu. bu çok ilginç bir yaklaşımdı. kezban bülbül, dönemin cumhurbaşkanlığı genel sekreter yardımcısı ile konuşmuştu. habere göre, dönemin cumhurbaşkanlığı eski genel sekreter yardımcısı oğuz özbilgin, kendisinin böyle bir mektubu açıp sonra da genelkurmay’a göndermesinin sözkonusu olamayacağını gazeteci bülbül’e söyledi. özbilgin, “cumhurbaşkanı’nın şahsına gelen bütün mektuplar kendisi veya özel müşavirliği tarafından açılır. üzerinde demirel’in ismi varsa ve ‘kişiye özel’ yazıyorsa, direkt olarak genel sekreter’ine veya özel müşavirliğine gider. kişiye özel bir mektubu genel sekreter açabilir veya doğrudan demirel’in bilgisine sunar. genel sekreter, mektubun içeriğini ciddi bulmazsa demirel’e iletmeyebilir. kimse cumhurbaşkanı’na gelen bir mektubu ondan gizleyerek başka bir yere göndermek gibi bir şeye cesaret edemez” dedi.


ortaya çıkan mektupta tartışılan yan konulardır..


böyle bir mektubun demirel’den saklandığı mı, yoksa demirel tarafından mı genelkurmay’a iletilip “bakın adamlarınız sizi ihbar ediyor,ne yapıyorsanız dikkatli olun!” mu dediği öne çıkarılıyor.


kıvrıkoğlu iddiaları neyin nesi üstünde durulmuyor…


yarın tekrar 1997 kasımına kktc&ye dönüp oradan bu işe bakacağız..


“”
kıvrıkoğlu paşa’nın çadırı suikast 2


eğer bu suikast iddiası ile ilgili yeni bir dosya açılacaksa işe önce “çadır”dan başlanılmalıdır!..tatbikat alanındaki protokol çadırından.


çadırda kimler vardı?..


o gün orada, yani 1997 kasım’ının 5.günü kktc topraklarında yapılan toros-2 tatbikatının finalini izleyenlerin bulunduğu protokol çadırında kimler vardı bakalım.


kara kuvvetleri komutanı org. hüseyin kıvrıkoğlu, kıbrıs türk barış kuvvetleri komutanı korg. ali yalçın, kktc güvenlik kuvvetleri komutanı tuğg. hasan peker günal, lefkoşa büyükelçisi ertuğrul apakan, kktc cumhurbaşkanı vekili ve meclis başkanı hakkı atun, başbakan derviş eroğlu, başbakan yardımcısı serdar denktaş, dışişleri bakanı taner etkin, kktc milli eğitim bakanı günay caymaz, tarım ve orman bakanı kenan akın …


bu “çadır” eksikti!..


hem de dikkat çekici biçimde eksiklikleri vardı protokol çadırının.. işin bu tarafına bakmadan olayı hatırlayalım.


” kktc’li yetkililer ve türk komutanlarla birlikte protokol çadırında tatbikatı izleyen albay vural berkay, göğsüne saplanan bir kurşunla yaralandı. hastaneye kaldırılan albay kurtarılamadı…”


olaydan sonra dönemin milli savunma bakanı ismet sezgin ankara’da açıklama yaparak, tatbikat sırasında hayatını kaybeden albay vural berkay’ın, sadece özel kuvvetlerde bulunan silahlardan atılan bir merminin sekerek kendisine isabet etmesi sonucu şehit olduğunu bildirdi. sezgin: ‘‘yapılan araştırma sonunda, kurşunun sadece özel kuvvetlerde bulunan silahlardan atılan ve seken bir kurşun olduğu tespit edilmiştir. silahlı kuvvetlerimizde, askerle komutanı arasında, sevgiye dayalı, inanca dayanan bir bağlılık, bir saygı vardır. bunun ötesinde bir davranışı beklemek mümkün değildir.’’dedi. bakan, alel acele olayda suikast parmağı aranmaması yolunda sözleri ile gündeme geldi..


çadıra dönelim…


önemli boşlukları(!) olduğunu ileri sürdüğümüz çadıra..


mesela o gün o çadırda, tatbikatı izleyehler arasında, milli savunma bakanı ismet sezgin yoktu… bur gün öncesinde kktc de olmasına rağmen…


ve teamüle bakalım..


o yıllarda ve birkaç yıl öncesine kadar kktc’de yapılan toros tatbikatlarına türkiye çok önem veriyordu. ege tatbikatları kktc de toros tatbikatı ile bitiriliyordu ve türkiye’nin kıbrıs politikası üzerine diplomatik işaretler içeriyordu. bu tatbikatlar her yıl cumhurbaşkanı, başbakan, gênelkurmay başkanı’nın katılımları ile gerçekleşiyordu..


o gün yoklardı…


tesadüf işte… çadıra kurşun isabet eden kaza(!) nın yaşandığı tatbikatta cumhurbaşkanı, genelkurmay başkanı yoktu.. belirtiğim gibi milli savunma bakanı ismet sezgin de, tatbikatın ilk gününde, tanışma merasimlerinde bulunmuş, ertesi gün açık alandaki silahlı tatbikat günü ankara’ya dönmüş, çadıra gelmemişti. belirttiğim gibi tesadüf.


ve o tatbikat..


o yıllarda rumlar bölgeyi rusya’dan aldıkları s-300 füzeleri ile donatıyorlardı. tatbikat senaryosu buna göre hazırlanmıştı.


özel kuvvetler sahnedeydi..


genelkurmay 2.başkanı çevik bir’e bağlı olan özel kuvvetler tatbikatı gerçekleştireceklerdi.


özel kuvvetler, temsili s-300 üssüne sızma harekatı yapıyorlardı. harekatın gece yapıldığı farz edilerek üzerine gece görüş teçhizatı monte edilmiş silahlarıyla üsse sızan timler, üssü koruyan temsili rum askerleriyle çatışmaya girdi. füzelerin bulunduğu bölgeye tahrip kalıpları yerleştirmeyi başaran keskin nişancı türk askerleriyle rum askerleri arasındaki ateş teatisi dakikalarca sürdü.


dikkat çekici bir durumdu bu..!


gerçek mermilerin kullanıldığı bir tatbikatta, temsili bir çatışma sahnesi uzun uzadıya yansıtılıyordu.


protokol çadırı, tatbikatın 1500 metre karşısında 15 derece doğusunda güvenli bir yerdeydi..


bu çadıra kurşun isabet etti. kurşunun ,tatbikat alanından sektiği açıklandı. kurşunun çıktığı silahın m-16 tüfeği olduğu belirtildi. kurşun, kıvrıkoğlu paşa’nın hemen arkasındaki albay vural berkay’a isabet etti. tatbikata f-16 larda katılıyordu ve ortalık çok hareketliydi.


albay berkay’dan çıkarılan kurşun,özel kurye ile ankara’ya götürüldü.


ve olay adeta kapatıldı..


çadıra gelen kurşun gerçekten tatbikat sahasında ki bir m-16 tüfekten mi sekmişti?.. menzili 550 metre olan bu tüfeğin kurşunu 1,5 kilometre ötedeki çadıra nasıl ulaşmıştı?..


mermi, kulislerdeki iddialar gibi bir kanas mermisi miydi?..


askeri kaynaklar bir inceleme başlattı.ancak kamuoyuna hep “kaza” açıklaması yapıldı. bu durum kıvrıkoğlu’nun genelkurmay başkanlığı döneminde de sürdü. açıklamalarda, merminin deforme olduğu ve balistik muayene sonucu hangi silahtan çıktığının belirlenmesinin olanaksız olabileceği de belirtildi. askeri savcılık, m-16 ile tatbikata katılan birlik personelini sorguya aldı.sadece albay berkay’a isabet eden merminin, s-300 füzelerinin imhası operasyonuna katılan özel kuvvetler komutanlığı’na bağlı birlikte görev alan personelden birinin silahından çıktı kararına varıldı.


belirttiğim gibi, kıvrıkoğlu paşa genelkurmay başkanı olduktan sonra da bu konu gündeme gelmedi. ama çevik bir, yakın çalışma arkadaşları erol özkasnak ve ötekiler beklemedikleri biçimde adeta tasfiye edilircesine emekli edildiler.


ama bir yarbay bukonuyu gündeme taşıdı…»
yarın yarbay yavuz yıldar anlatıyor..


“”
«yarbay yavuz yıldar


kktc de 1997 kasım ayında meydana gelen ”çadıra kurşun” olayı üstü örtülü olarak duruyor. bu örtü geçtiğimiz günlerde biraz olsun aralandı ama ”kaldıralım da altındaki pislik ortaya çıksın” diye gereken hamle yapılmadı.toplumun efendileri bu işin üstüne yatmayı tercih ediyorlar.
söz konusu ”örtü”nün biraz olsun aralanmasına emekli kurmay yarbay yavuz yıldar sebeb olmuştu. kendisinden gelen bilgiler bir dönemin güç odakları üzerine projektör tutulmasını sağlıyor.


türkiye geçmişe doğru on yılının ağır faturaları ile boğuşuyor. hepimizin bildiği ‘hortum’ meselelerinin tavan yapışı bu döneme ait… şu sıralar yeniden dirilen eşkıya saldırılarının altında da, aynı dönemde değiştirilen güvenlik konseptinin yarattığı zaafların izi görülüyor. türkiye’nin içi boşalmış, eli kolu sağlanmış bir vaziyette adeta teslim olur gibi zorlandığı yeni sevr anlaşmaları karşısındaki çaresizliğinde de bu yakın geçmişin üst yönetiminden kaynaklanan uygulamaların yoğun ilişkisi bulunuyor. aynı dönemin siyasileri, şu veya bu şekilde yüce divan önündeler. ancak bu dönemin asıl yaratıcısı oldukları bilinen ama kendilerine karşı hiçbir soru sual yönetilemeyenler de var!..


cumhurbaşkanlığına bile heveslendiği kamuya yansıyan çevik bir ve ekibi emekli yarbay yavuz yıldar sayesinde gene gündeme geldi hiç olmazsa.. iddialara karşı ‘yukarı’ kulaklar tıkalı dahi olsa, vatandaşlarımızın belleklerinde bu konuların olması yararlıdır, bir gün lazım olabilir…


emekli yarbay yavuz yıldar, başına gelenleri bir açıklama ile şöyle duyurmuştu..


‘beni tanıyanları ve kamuoyunu bilgilendirmek, severek ve şerefle görev yaptığım ve halen muhtelif rütbelerde arkadaş ve dostlarımın bulunduğu tsk’yı ve cumhuriyetimizin temel niteliklerini yıpratmak isteyenlere fırsat vermemek maksadıyla aşağıdaki bilgi ve düşüncelerimi kamuoyu ile paylaşmak istiyorum:


1. vatansever olmamın dışında herhangi bir özelliğim yoktur. bunun yanısıra geçmişte ve halen herhangi bir siyasi grup, cemaat veya tarikatla hayatımın hiçbir döneminde ilgim olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır.


2. 1976 yılında girdiğim ve harbiye terbiyesi aldığım, 18 yıl boyunca şerefle ve severek hizmet ettiğim tsk’dan, 1998 yılında bağlı olduğum komutanla yasaları ve kuvvet komutanlığı emirlerini uygulamada anlaşamadığım için emekli oldum. halen tsk ile herhangi bir problemim yoktur. görevde iken maruz kaldığım haksız uygulamalarla ilgili mücadelemi yasal ve hukuki zeminlerde yaptım. bu konuda avukatıma yapılan rica, baskı ve telkinler sonucu tsk’ya zarar vermemek için emekliliğime sebep olan kişilerle uğraşmaya son verdim.


3. emekliliğimi istememe sebep olan olayları ve şahısları irdelediğimde üzülerek bazı mezhepçi yaklaşımlara ve yapılanlara tanık oldum. bu hususları o zamanki cumhurbaşkanı sn. süleyman demirel’e, başbakan sn. mesut yılmaz’a, k.k.k. sn. hüseyin kıvrıkoğlu’na, genel k. sn. rasim betir’e ve 7. kolordu komutanlığı’nda iken amirlerim olan sn. orgeneral yaşar büyükanıt ve sn. orgeneral hurşit tolon’a ayrı ayrı mektuplarla anlattım.


4. nihayet, bu mektuplardan sadece cumhurbaşkanı’na yazdığım mektuptan dolayı genelkurmay askeri savcılığı tarafından çalıştığım firmanın giresun/ şebinkarahisar’daki işyerinde tutuklanarak mamak askeri cezaevine kapatıldım. cezaevine kapatılmadan hemen mahkeme çıkışında tutukluluğumun kaldırılması için deniz kuvvetleri askeri mahkemesi’ne itiraz dilekçesi verdim. aynı gün tutukluluğum kaldırıldığı halde sonradan öğrendiğime göre “burnumun sürtülmesi için” mamak askeri cezaevi’nde bir gee yattıktan sonra tahliye edildim.


5. bundan daha da üzücü olanı, o zamanlar hiç tanımadığım halde vicdanen ve hukuken beni tahliye eden ve o zaman başbakan ve bakanlara baskı yapan, küfür eden ve hükümet değiştiren malum rütbeli şahısların baskılarına direnen bu şerefli deniz kuvvetleri askeri mahkeme heyeti üyeleri, denizci iken karacı yapılmış ve görülen lüzum üzerine erzincan’a tayin edilmişlerdir. bu asil insanlar yürütmeyi durdurup eski görevlerine döndüklerinde ise birisinin eşi türbanlı diye, diğeri gümüş yüzük takıyor diye, diğeri de bilmediğim bir sebepten yaş kararı ile tsk’dan atılmışlardır.


6. genelkurmay askeri mahkemesi’nde yargılanmam devam ederken, tsk iç hizmet kanun ve yönetmeliği’ne aykırı bir şekilde kanunsuz bir emirle “orduevleri ve askeri tesislere girişim yasaklandı”. bu yasak en küçük askeri birliklere kadar iletildi. üstelik normal yollardan emekli olduğum halde, sanki yaş kararı ile ordudan atılmışım gibi, yaş kararı ile ilişiği kesilenlerin listesine dahil edildim.


7. elbette bu makam ve rütbe sahiplerinin keyfi ve kanun dışı uygulamalarına boyun eğmedim. cumhurbaşkanı’na mektup gönderdiğim için verilen 1 yıl 3 aylık mahkûmiyet kararı tüm baskılara rağmen askeri yargıtay’ca bozularak beraatime karar verildi. öte yandan, kanuna aykırı olarak konulan orduevleri ve askeri tesislere giriş yasağı, dava açtığım askeri yüksek idare mahkemesi’nce kanunsuz bulunarak kaldırıldı. bazı orduevleri ve sosyal tesislerde yasaklılar listesinden adımı silmeyenlerle ilgili olarak o zamanki genelkurmay başkanı sn. hüseyin kıvrıkoğlu’na yaptığım yazılı müracaatla yasaklama kararımın yayımlandığı seviyeye kadar yasağımı kaldıran mahkeme kararının uygulanmasını sağladım.


8. bu arada mektubumu, verilmesi gereken sn. cumhurbaşkanı yerine, genelkurmay başkanlığı’na gönderen o zamanki cumhurbaşkanı genel sekreteri ve yardımcısı hakkında suç duyurusunda bulundum. cumhurbaşkanlığı genel sekreteri ve yardımcısı hakkında önce işlem başlatıp sonra vazgeçen o zamanki ankara cumhuriyet başsavcısı hakkında da savcılar hakimler yüksek kurulu’na suç duyurusunda bulundum. son görev yerimde yapılan kanunsuz ve ahlaksız uygulamaları kendisine sözlü ve yazılı olarak aksettirdiğim halde suçlularla değil benimle uğraşan, suç işleyen mezhep ayırımcılarını koruyup kollayan, adımın niye yavuz olduğunu sorgulayan ve bu suretle emekliliğimi istememe sebep olan, bununla da yetinmeyip emekli olduktan sonra çalıştığım firmaya baskı yaparak, firmanın mermer ocaklarını kapattırarak beni işten çıkarttıran, işim gereği daha önce görev yaptığım bölgede seyahat ederken, içinde bulunduğum aracımı daha önce benim emrimde çalışmış astlarıma keyfi olarak arattıran şimdiki topçu ve füze okul komutanı tümgeneral yalçın özçer hakkında da dava açtım.


9. sonuç olarak o şartlarda verilmesi gereken bir mücadele vardı, verdim. hiç pişman değilim. maddi manevi bedel ödedim, gerekirse yeniden öderim. ancak, bu ülke için şehit olan, gazi olan bütün kahramanların ve onların muhterem ailelerinin yanında benim yaşadığım sıkıntıların, çektiğim acıların hiçbir önemi de yoktur.


10. ayrıca dini, inancı, mezhebi, menşei ne olursa olsun bu güzel ülkede yaşayan herkesin anayasadaki sınırlar çerçevesinde eşit ve insanca yaşama hakkı olduğunun bilincinde olarak, alevi arkadaşlarım ve yurttaşlarım aleyhinde önyargılı olmadığımı özellikle belirtmek isterim.


11. bütün bu gelişmelerden sonra bu ülke için ter akıtan, emek veren ama aynı zamanda devleti ele geçirme gibi amacı olmayan herkese sevgilerimi sunuyor, lâik cumhuriyet ve atatürk karşıtı gurupların benzer kadrolaşma faaliyetine tanık olduğumda aynı tepkiyi vereceğimin bilinmesini istiyorum.


12. yeni sıkıntılar yaşamaktan korkmuyorum. yeri ve zamanı gelirse, bilgi ve belgelerimle uygun göreceğim basın ve yayın kuruluşlarına açıklamalarda bulunurum.


13. habere konu dava ile ilgili olarak esas konuşması gereken, başının bir karış üstünden kurşun geçen kıvrıkoğlu’dur.


14. ulu önderimiz atatürk’ün “en büyük eserimdir” dediği cumhuriyetimizin tüm kurum ve kuruluşları ile güçlenmesine, her türlü siyasi mülahazanın dışında ve üstünde olan şanlı türk silahlı kuvvetleri’nin son yıllarda başlayan ve halen devam eden şeffaflık anlayışının sürdürülmesine, aziz milletimizin demokratik ve lâik cumhuriyetimize sahip çıkma duygusuna (şartlar ne olursa olsun, baskı ve tehdit nereden ve kimden gelirse gelsin), demokrasimizin gelişmesine katkıda bulunmasına (aydınların ve halkın serbest iradesi ve gücü ile demokratik yollarla ve toplumun tüm kesimlerinin katkısı ve katılımı ile vesayet altında olmadan), hukukun bir gün herkese lazım olabileceği anlayışının yerleşmesine (makamı, mevkii ve rütbesi ne olursa olsun tüm bürokrat ve görevlilerin), aydınların halka kızmak yerine halkla beraber olmaya, egemen güçlere rağmen doğruları söyleyebilme cesaretine kavuşmalarına, hiçbir demokrasinin postal, sakal, sarık öperek gelişemeyeceğinin idrak edilmesine, katkıda bulunmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum.”


emekli yarbay yıldar;


‘asıl konuşması gereken,başının bir karış üstünden mermi geçen kıvrıkoğlu paşa’dır’diyor..


bu konu bitmez…» kaynak: internethaber.com


Veli Küçük`ün evinde Mumcu suikastı belgesi

Eski MİT müsteşarı Sönmez Köksal imzalı belgede 6 kişilik İsrail timinin Mumcu`yu öldürdüğü öne sürülüyor…

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan emekli tuğgeneral Veli Küçükün evinde&nbsp;<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/2-subat/" style="color:#cc0000;font-weight:bold;text-decoration:none;">2 Şubat</a>&nbsp;1993 tarihli&nbsp;<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/mit/" style="color:#cc0000;font-weight:bold;text-decoration:none;">MİT</a>&nbsp;tarafından&nbsp;<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/basbakanlik/" style="color:#cc0000;font-weight:bold;text-decoration:none;">Başbakanlık</a>a hitaben yazılmış MİTmüsteşarı Sönmez Köksal imzalı çok gizli ibareli Uğur Mumcu konulu belge ele geçirildi. Resmi belgenin içeriği şöyle: “Türkiyenin dine dayalı bir yönetim altına girmesini önlemek amacıyla&nbsp;<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/abd/" style="color:#cc0000;font-weight:bold;text-decoration:none;">ABD</a>&nbsp;haber alma servisi&nbsp;<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/cia/" style="color:#cc0000;font-weight:bold;text-decoration:none;">CIA</a>&nbsp;denetiminde,&nbsp;<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/israil/" style="color:#cc0000;font-weight:bold;text-decoration:none;">İsrail</a>&nbsp;kabine görevlisi Haim Bar-<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/lev/" style="color:#cc0000;font-weight:bold;text-decoration:none;">lev</a>&nbsp;kontrolünde,&nbsp;<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/israil/" style="color:#cc0000;font-weight:bold;text-decoration:none;">İsrail</a>&nbsp;OADNAbirliklerinde eğitim gören 6 kişilik özel timinHAYRE&nbsp;<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/deniz/" style="color:#cc0000;font-weight:bold;text-decoration:none;">deniz</a>&nbsp;üstünden botla&nbsp;<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/turkiye/" style="color:#cc0000;font-weight:bold;text-decoration:none;">Türkiye</a>ye giriş yaptıkları, bahse konu olan timin hedefinin Mumcu ve Birandı öldürtmek olduğu, Mumcuyu öldüren tim elemanlarının ikinci görevleri Birandı öldürmek için ülkemizden çıkış yapmadıkları&nbsp;<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/tim/" style="color:#cc0000;font-weight:bold;text-decoration:none;">tim</a>&nbsp;elemanlarının&nbsp;<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/israil/" style="color:#cc0000;font-weight:bold;text-decoration:none;">İsrail</a>&nbsp;temsilciliğinde kaldıklarının tespit edildiğine dair istihbarat raporu elde edilmiştir." Küçükün bu belgeyi önemli olduğu için sakladığını söylediği belirtildi. Kaynak: www.tumgazeteler.com/?a=2672696