DR.HİKMET KIVILCIMLI 110 YAŞINDA

Yazar Mehmet Aslan – Vatan Postası *

110. KIVILCIMLI YIL KUTLU OLSUN… 

drDr. Hikmet KIVILCIMLI, 11 Ekim 1971 tarihinde semiha_berksoy_hapishaneBelgrad’da, herhangi bir insan gibi “son soluğunu verdi”, “önsüz ve sonsuz bir sosyalizm çabası içinde, en gerçek emeğin adsız ruhu gibi göçtü.”

Onun ölümünde “yaşayanları dehşete düşürecek hiçbir şey bulunmuyor!”

Çünkü, Dr. Hikmet KIVILCIMLI, yaşarken:

Mâ ene (Ben hiçbir şey değilim) illâ (meğer ki) beşerün misliküm (sizin gibi insan olayım)!” (Hazreti Muhammed), “Homo sum (İnsanım) humani nihli (insancıl olan hiçbir şey yok ki) a me alienum puto (bana yabancı kalsın)!” (Terentius) ve “Ben sosyalistim. Sosyalizmden başka hiçbir şeyim yoktur!” (Ho Amca) düsturlarını kendine prensip edinmiş bir fani idi.

Ölümünden 36 yıl sonra onu yeniden anmak ve hatırlatmak istedim… (2007)

Geçenlerde elime geçen Kırşehir’deki mahpusluğu hakkında ilginç bir anı ile…

* İLK YAYINLADIĞIMIZ TARİH 14.10.2007. YENİDEN YAYINLIYORUZ. Ayrıca sağ tarafta gördüğünüz; MEHMET ASLAN ARKADAŞIN MAİL’İME GÖNDERDİĞİ RESİM VE NOT: “Geçen Cumartesi günü İstanbul Modern’de sergilenen resimlere bakarken bir resim dikkatimi çekti: Semiha Berksoy’un ‘Hapishanede Ziyafet’ isimli resmi… Resmin merkezinde elbette ki ‘Ankara Devlet Operası baş artisti, yüksek dramatik soprano, ressam ve tiyatro sanatçısı’ Semiha Berksoy bulunuyor. Okuyabildiğim kadarıyla sanırım 1978 yılında yapılmış bu resim. Ama konu epeyce eskiye dayanıyor. Resimdeki diğer kişileri de teşhis etmek zor değil:

Nazım Hikmet, Kemal Tahir ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı…” mehaslan52@yahoo.com (10.10.2010.VP)

Ahmet Yıldız Günlüğü, 05.01.1996, Ankara
(Günlüğün bu bölümü Ahmet Yıldız’ın, Muzaffer Buyrukçu’nun evinde ağırlandığı bir akşam yemeğini aktarmaktadır.)
“- Ciğeri beş para etmez adamlar ülkeyi yönettiler, söz sahibi, makam sahibi oldular, ama ne adamları çürüttüler cezaevinde dedim. Kemal Tahir’leri, Nazım Hikmet, Hikmet Kıvılcım’ları…
– Eee, elbette oğlum, onlar içerde yatmalıydı ki diğerleri de yönetsin!…
– Kıvılcımlı’yla tanıştım ben, dedi Mualla teyze.
– Gerçekten mi? dedim. Nasıl oldu?
– Kırşehir’de, dedi. Ablam hastalanmıştı. Kanser dediler. İyileşme şansı yok, dediler. Ama babam bırakmadı işin sonunu. Kırşehir cezaevinde yatan ünlü bir doktor varmış. İzinle dışarı çıkıyormuş. Bir de ona gösterin dediler. Biz de savcılığın özel izniyle eve getirdik. Çok nazik ve şefkatliydi. Çok etkilenmiştik. İyice yana muayene ettikten sonra merak edecek bir şey yok, sen kanser değilsin, şu yazdığım ilaçları kullan, bir şeyin kalmayacak dedi ablama. Bu sözü bir güneş gibi aydınlattı evi.
– Gerçekten iyi bir doktormuş, dedim.
– Çok uzun boyluydu, dedi Mualla teyze. Ama temiz ve sakin, saygılı. O kadar adı çıkmıştı ki eczacılar onun yazdığı reçeteye ilaç vermiyorlardı biliyor musunuz?
– Allahım, gericilik, sen nelere kadirsin, dedim.
– Bir ur gibi, dedi Buyrukçu, toplumu bir sarmayagörsün. Ürüyor üstelik ha! Bugünlere baksana.
– İlaç vermemeye çalışıyorlardı demek, dedim. Peki ablanız iyileşti mi?
– Evet, dedi. Ömür boyu Kıvılcımlı’ya dua etti. Bir gün eve cezaevinde yaptığı bir hediyeyi getirdi, cevizden yapılmış bir çanta sapıydı sanırım, dedi, Mualla Teyze.
– Peki şimdi nerede? dedim. Çok kıymetlidir.
– Gerçekten nerede kız? dedi Buyrukçu.
– Ablamlarda, gözü gibi saklıyorlar, dedi Mualla Teyze.”
(Edebiyat ve Eleştiri Dergisi, Sayı 89, 2006/04…)

HAYATI VE ESERLERİ

Türkiye İşçi Sınıfının yarım yüzyıllık savaşçısı Dr. Hikmet Kıvılcımlı’yı ve eserlerini anlatmak, üstesinden gelinmesi kolay olmayan bir iş. Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın hayatı ve eserleri, işçi sınıfımızın yarım yüzyıllık mücadelesinden ayrı düşünülemez. Bu mücadelenin çok büyük bir bölümünün yeraltında geçmiş olduğu ve bunu23yanı sıra, O’nun, Türkiye İşçi Sınıfının 50 yıllık dövüşündeki teorik ve pratik çabalarının yoğunluğu ve geniş boyutları göz önüne getirilirse, bu zorluk daha iyi anlaşılır. Dr. Hikmet Kıvılcımlı, tüm hayatı boyunca, işçi sınıfı sosyalistlerine eşsiz bir düşünce ve davranış örneği olacak tarzda yaşamış ve dövüşmüştür.

ÇOCUKLUĞU ve GENÇLİĞİ

Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın çocukluğu ve gençliği üzerine bildiklerimiz fazla değil. Bu konuda bizleri büsbütün karanlıkta bırakmamak düşüncesiyle olacak ki, gene kendisi, o yılların olaylarını çok kısa ifadelerle özetleme gereğini duymuş; yapılacak biyografı çalışmalarına bir sürü ipuçları vermiştir.

“Osmanlı İmparatorluğu Makedonyası’nın Priştine kasabasında Hüseyin Bey Posta-Telgraf Müdürü iken, eşi Münire Hanımdan Hikmet doğuyor. Kosova vilayetinin İştip kazasında hastalanıyor. Bir gece, Bektaşi tekkesi türbesinde yatan Ali Baba, sandukasından fırlayarak Seher teyzenin rüyasına giriyor. Çocuğun iyileşmesi isteniyorsa, Ali adıyla adlandırılmasını, o zaman Hazret-i Ali gibi “Kılıcı kuvvetli” olacağını, yoksa öleceğini bildiriyor: Hikmet “Ali” oluyor. Henüz konuşmasını beceremezken, Pakize teyzesinin okuduğu kız mektebine götürüldükçe, kucaktan sıralar üstüne çıkarılıp davul taklitli nutuklar çekiyor. İyi alâmet değil…

“Hüseyin Bey Yemen-Hicaz PTT Başmüdürlüğüne aktarılıyor. Gidiş o gidiş. Çocuk babanın adını bile anmıyor. Seher teyze ve subay enişte ileKoçan`a, Cumâibâlâ üzerinden Bulgar eşkıyası baskını atlatılarak Drama‘ya iniyor. Serez’den dupduru hatırlayabildiği tek şey: Demiryolu üzerinde bayram eden kalabalıklar ortasına bayraklarla donanmış bir tren gelince, vagonlara sinmiş sakallı Abdülhamit paşalarının kırmızı feslerini didik didik yırtıp havaya fırlatan Hürriyet oluyor.

“Bunun üzerine, anıları silik bir İzmir-Aydın-Muğla’ya gidiş. Tekrar İzmir İkiçeşmeliği’ne dönüş…

“Balkan Harbi patladığı gün çocuk kendisini yeniden İştip’te buluyor. Ulusların kanlı göçü başlamıştır. Çocuk, birkaç güne kadar geri dönmek üzere göçmenler mahşerine kapılıyor. Bir omuzda taşınamaz Manliher tüfeği, öbüründe Kur’ân-ı Kerim kesesi. Yollarda kaybola ola, yayan Köprülüye bir buğday vagonuna ulaşıyor. Trenle, yarı aç inilen Selanik’te: Çocukları insan ve hayvan ayakları altında çiğneyen Panik‘in, bezirgân yanında bir haftaÇırak‘lığın, kırk para kazanmak için yarım saat süren tesadüfi Hammal‘lığın, yatılıp da bir daha kalkılmayan Ölüm‘ün ne olduğunu acı acı öğreniyor.

“Bir aile kolunun bulunduğu İstanbul’a geçiş. Zabit Murat dayıyla Erzurum yerine gidilen Kuşadası. “Delice Emin Efendi” nin iptidai ve rüştiye mektebi. Tahta tüfeklerle asker talimleri : Ateş – Barut – Bomba lakapları. İlk sinema salonunda :

“Bahriyeliyiz biz sağımızdan solumuzdan
Cüşân ederiz yıldırımı her dağımızdan.”

“Efes harabelerinde diz çökerek hedefi 11’den sahici mavzerle vuruş. Birinciliğe Celal Nuri’nin “Tarih- İstikbâl” kitabından ödül: Düğmesine basınca göklere uçan koltuklar. Saltanatları dinamitle havaya uçuran nihilistler. Teravihten sonra namaz kıla kıla sahura dek camide uyuya kalış. Çatıveren Birinci Cihan Harbi. Her Allah’ın puslu günü Sisam adasında sökün edip kasabacığın üç beş yapısını delik deşik etmecesine yıldırımlar yağdıran İngiliz ve Fransız savaş gemileri. Pâkize teyzenin 38’likle vuruluşu. İnsanların tavuk gibi öldürülüşü.

“İkinci Muğla’ya gidiş. Aydın, Söke yollarında açlıktan, bitkinlikten can vermiş “tebdil havalı” Mehmetçikler. Muğla İdadi’si, sonra Sultanisi. Trampetçilik, Fitre, Çekirge mücadelesi. Nisfıye, Nay. Mezarlığını sakız ağacına bağlı, gözleri camlaşmış, kurşuna dizilen sayısız asker kaçakları. Her gece bir karakolu basan Eşkıya Demirci’nin kestiği başlar. Karakolda çeşit çeşit işkenceler. Murat dayının ölümü. Tatilde âşâr damgacılığı. Ekin harmanlarının güzelliği. Ölümden sonra daha acı gelen Osmanlı İmparatorluğunun bozgunu.

“İzmir Yunan işgalinde. Depolardan silah çekme. Kuvay-ı Milliye gönüllülüğü. Havada meteliği, tabancayla vuran Yörük Ali Efe, Zeybekler, Aydın Cephesi, Çine Köprüsü. “Köyceğiz Kuvay-i Milliye Askeri Kumandanlığı’na tayin” ediliş. Toprak beylerinin vurdum duymazlıkları ve nobranlıkları. Dağ Türkmenlerinin sıcak ana yüreklilikleri. Litoğrafya’da elle basılan Menteşe gazetesi. Bolşevikler, Kızıllar! Bayrağımızın rengi. Elaltından İtalyanları çağıran Mutasarrıfa karşı gizli gençlik teşkilatı ve hücumlar. Muğla ansızın İtalyan işgalinde. Yunan’a karşıymış: “Gâvur değil mi?” Yağlı boya kartal resmiyle yayan Marmaris yolları… Sıtmanın mezarlığa çevirdiği tüm köyler. Rodos’tan İstanbul’a aktarma.

“Vefa Lisesi Müdürü”nün Kuvay-ı Milliye kalpağını ve çizmelerini “talebeliği yakışıksız” buluşu. Ailenin kökten işçileşmesi. Ali Kemal: “Kalpak bir alamet’i üriş oldu. Kalpaklıyı nerde görürsen vur! Sultani 9’dan İmtihan ile İstanbul Tıp Fakültesine. Ölüm kalım.”Tıbbiye’i Askeriye’i Şahane’ye müsabakayla müstezadlı gazel;

“Ey melce’i ulvi,ebedi hislere makes
Sail sana bikes
Ya sen de serap, sen de mi masumlara kabus
Bir talihe pabus?”

Sınıfta çıkan “Yıldız” dergisinde mistisizm:

“Çiçekten buluttan bir şenme alıp
Hu! dedik meclis’i rindane geldik
Bir lokma, bir hırka, bir külah kafi
Yunus la bir bir imtihane geldik
Coştuk ta, yahu asumane geldik…”

“Tıbbiye Camiinde askeri imamın arkasında tek sadık cemaat: Hikmet Hüseyin Efendi! Tıbbiye de İstanbul gibi İngiliz işgali altında. “Dünyayı sarsan” broşürler, gazeteler. “Kül ya eyyühel-kafirun…” suresinden materyalizme atlayış. Türk Ocakları. Kurtuluş, Aydınlık mecmuaları. Sosyalizm…Anadolu’ya bütün sınıflarıyla geçme hazırlığı. Gelen gizli emir: “Şimdilik derslerinize çalışın!”

“Geceyarısı 101 pare topla Cumhuriyet ilanı. Cumhuriyetçi Terakkiperver Fırkası. Vazife gazetesi. Orak Çekiç dergisi. Akaret’lerde Parti Kongresi. Aydınlık dergisinin Özel Gençlik Nüshaları. Orak Çekiçli postalar. Rosa Lüksemburg ve Karl Liebkneht’i flütle anış. İhbar. 1925 (1341) yılı Tıbbiyeyi bitiriş. İngiliz’le Musul meselesi. Birinci Şark İsyanı: Şeyh Said. Türk Ocağı’nda söylev. Tophane Bekirağa Bölüğü ne “Kapital” ile giriş. Ankara İstiklal Mahkemesi. “Tarikat’ı Selahiye”, “Silk’i askeri”. Zat’ı Şahanenin atabe’i ülyasına suikast maddesi. 10 yıl kürek.

“Ne sıraları, ne günleri sezinlenemez batıp çıkmalar. 1928 yılı yeniden “Düyunu Umumiye” borçları. Gitsinler Sultanlarından alsınlar. Demokraside mepus tayin edilmez İzmir’de? “Ameleden adamları iktidara getirmek” suçu. 4 yıl, 6 ay, 15 gün… Siverek yerine:Afyon-Konya-Adana-Müslimiye-Mardin-Diyarbakır yoluyla: “Elaziz Kürdistan’ın Payitahtıdır” ve “Alfabesinden cebr’i alasına değin sosyalizm…” (İLKE, Ekim 1974).

Şu birkaç sayfalık özetin yeraldığı yıllar “Dünya ve Türkiye tarihinin en büyük Devrilişler ve Devrimler Günleri”ne denk düşer: Rusya’da 1905 devrimi. Türkiye’de 1908 Meşrutiyet Devrimi. Arkasından Balkan Savaşları (1912). Birinci Cihan Savaşı (1914-1918). 1917 Büyük Ekim Devrimi. Osmanlılığın Çöküşü. 1919-1922 Kurtuluş Savaşı…Vs, vs…

20. yüzyılda, kapitalist Anayurtlar (Metropoller) Tekelci Sermayeyi başa geçirince, geri ülkelerde kendilerine rakip olacak Milli Burjuva Demokratik Devrim’lerini baltaladılar. O zaman geri ülkelerin en ilerisinde, Rusya’da 1905’ten 1917’ye dek Milli Demokratik Burjuva Devrimi işçi sınıfını öncülüğe zorladı…

Dünya tarihinin bu sosyal dönemeci, ister istemez, bütün ülkeler gibi Türkiye için de etkiler yarattı. İçerde KUVAY-I MİLLİYECİLİK hareketi başladı. Bu harekette, Türkiye’nin tek Orijinal özelliğine dayanan GENÇLİK (Genç Türkler) düşünce ve davranışı oldu. Her zamanki gibi o zaman da ORDUgençliği Davranış yoluna girdi; sivil AYDIN gençlik Düşünce yoluna girdi.

“Emperyalist savaşta Karaavrupası’nın üç ülkesinde okuyan GENÇ TÜRKLER, Milli Demokratik Devrimin Burjuva karakteri yerine Proletarya karakteri aldığını sezmekte gecikmediler. Hemen hepsi Sosyalizmi buldular.” (“Halk Savaşının Planları”, s.139-140)

Daha çocuk yaşta; “Depolardan silah çeken”, Yörük Ali Efe çetesine “Kuvay-i Milliye Gönüllüsü” yazılan, “El altından İtalyanları çağıran Mutasarrıfa karşı gizli gençlik teşkilatı ve hücumları” düzenleyen genç Hikmet’in de, işgal altındaki İstanbul’da, “dünyayı sarsan broşürler, gazeteler”, “Kurtuluş, Aydınlık” dergileri yolundan Sosyalizme varması kaçınılmazdı.

Dr. Hikmet Kıvılcımlı savaşa bu yıllarda katılanları daha sonra “Eneski” sosyalist kuşak sayacak ve bu kuşağın karakteristiklerini şöyle belirtecektir :

Eneski Sosyalistlerin kıdemleri kısa süre gibi görünür. Ancak o kısa 5 yıl, Dünya ve Türkiye Tarihinin en büyük Devrilişler ve Devrimler günleri olduğu için, kendinden sonra gelen uzun süreye orantılanırsa, ölçülemeyecek kertede yoğun ve yaman zenginlikte mücadele ve örgüt biçimleri ve parolaları ile yüklüdür. Üstelik hareketin kuruculuğunu ve bütün korkunç yükünü Eneskiler omuzlarına aldıkları için, Sosyalizm biliminde ve hiyerarşisinde özel yerlerini tutmuşlardır. Bu oluşta ne takmalığın, ne iğretiliğin, ne yakıştırmalığın, ne kulluğun zerresi aranamaz. Herkes bıçağı hakkına yaşamıştır.” (“Devrim Zorlaması…”, s. 45-46)

Böylece proletaryanın örgütlü mücadelesinde dönüşü olmayan yerini almış olan genç Hikmet için artık “çıraklıkta pişme” dönemi başlıyordu.

Bu yılların bir karakteristiği de şudur: Cumhuriyet burjuvazisi daha dün emperyalist güçlere karşı sosyalistlerle ortak davranırken, hatta çoğu Kuvay-i milliyeci liderler komünist yaftası takınırken, iktidar koltuğuna yerleştikten sonra ve hele finans-kapital zümresi palazlandıkça, emperyalizme hoş görünmek uğruna, hemen her yıl sosyalistlere karşı toplu tevkiflere girişilmeye başlanacaktır. Ve burjuvazinin hu kanlı terörü, proletarya hareketi içerisinde “karamıkla buğdayı birbirinden ayırmaya” yarayacaktır.

Elazığ Hapisanesindeki dört buçuk yıllık hapis cezasına dek sürecek olan bu dönemin olaylarını ancak anaçizileriyle bilebiliyoruz :

– Aydınlık dergisinde takma adlarla yazılmış yazılar. Akaretler Kongresinde yer alış. Gençlik Örgütü’nün başına seçiliş. Aydınlık’ın “Fevkalade Gençlik Nüshası”nı çıkarma.

– Şeyh Said isyanı üzerine 1925 başlarında gelen Takrir-i Sükun Kanunu ve hareketin tümden yeraltına itilişi. İstiklal Mahkemesinde 10 yıllık kürek cezası. Bir yıl kadar sonra aftan yararlanma.

– 1927 sonlarında Vedat Nedimlerin Partiyi polise teslim edişi. Hemen tüm Parti kadrolarının tutuklanması. Dr. Hikmet’e de 3 aylık hapis cezası.

– 1929 başlarında yeni bir tevkifat. İzmir Davası. Laz İsmail (İ. Bilen)’lerin “birkaç sopa yer yemez” tüm Partiyi ele vermeleri. Ve 4 yıl, 6 ay, 15 günlük mahkumiyet…

1929 yazında, henüz 26 – 27 yaşlarındaki genç Dr. Hikmet, arkasında çetin mücadelelerle dolu 10 yıllık bir deneyler hazinesi, yüreğinde en ağır işkencelerden bile temiz ve sağlam çıkmış olmanın güveni, kafasında “kızıl profesör” yetişme azmi ile Elazığ Hapisanesine (kendi deyimiyle “üniversite”sine) doğru yola çıkıyordu.

1929 – 1938 YILLARI

Dr. Hikmet gerçekten Elazığ Hapishanesi’ni “üniversite”ye dönüştürmesini bildi. Bu dönemin ürünleri sayılamayacak kadar çoktur. Bunların başında “YOL” gelir.

“YOL” için kendisi çok sonraları şunları yazacaktır:

“Dahası var. 1930 yılına dek Türkiye’de geçirdiğim ilk 10 yıllık Marksist – Leninist pratik ve teori savaşına dayanarak, 40 yıl önce “YOL” adı altında bir seri yerli orijinal araştırmalar yapmıştım. Burada, her biri ayrı kitaplar halinde; İdeoloji, Sosyal Gelişim, Parti Tarihi, Strateji planında : Burjuvazi, Proletarya, Köylü ve Milliyet ve Taktik problemleri ayrıntı ve eleştirileriyle ele alınıyordu.

“Bunu o zaman içinde bulunduğum Santral Komite‘ye bir tartışma platformu olur umuduyla verdim… Üstüste tevkifler, mahkemeler ve en sonunda 1938 Donanma Davasında “Askeri isyana tahrik”ten 15 yıla mahkum edilişim, ideolojik tartışma özlemimi kursağımda bıraktı.” (Kim Suçlamış?)

1930 yılları geride 10 yıllık bir Parti mücadelesi var. Fakat nereden kalkılıp nereye gelinmiştir? Bundan sonraki yöneliş ne olacaktır? Bunlar üzerine eğilen yok. Bu “hatayı ortadan kaldırmak için: 1- “Öteki ülkelerin tecrübelerini hazm ve temsil” etmek, 2- “O tecrübeden çıkarılmış derslerle, kendi kendini eleştiri ve denetlemeyi bilmek” şarttır. İşte “YOL” bunu yapar.

Artık yayınlanmaya başlamış olduğu için üzerinde daha fazla durmayalım.

“Öteki ülkelerin tecrübelerini hazm ve temsil etmek” ve “o tecrübelerden çıkarılmış derslerle kendi kendini eleştiri, ve denetlemeyi bilmek” nasıl olacaktır? Cevabını gene Kıvılcımlı’dan okuyalım :

Bilimcil Sosyalizmi büyük bir titizlikle “alfabesinden cebr’i alasına dek” incelemek… “Sabırlıcasına ve sistemlicesine, Marks-Engels-Lenin-Stalin’i, tarihi, ekonomi-politiği, diyalektiği, tarihcil maddeciliği klasik olarak etüd” etmek…Fakat bununla da kalmayarak, “Lenin’in öğütlediği gibi : kendi ülkesinin tarihini, ekonomi politikasını ve sınıf ilişkilerini özge orijinallikleri içinde” araştırmakla. (Brejnev’e Mektup)

“YOL” ancak böylesine bir çalışmanın ürünü olabilirdi ve öyle de oldu.

Elazığ hapisanesindeki dört buçuk yıllık “üniversite” hayatının ürünü sadece “YOL” değildi; Elazığ’dan tercüme ve telif, daha bir yığın eserle dönülmüştü.

“YOL” incelemesinin sonunda “legaliteyi zorlama” taktiğine varan Dr. Hikmet, Elazığ dönüşü, legal yayın faaliyetine geçmeyi Partiye de kabul ettirir ve 1935 yılı Marksizm Bibliyoteği’ni kurar. Daha sonra yayınlar Emekçi Kütüphanesi ve Günün Meseleleri adıyla sürdürülür. Hapishanedeki yoğun çalışmaların ürünleri gün yüzü görmeye başlar.

Marksizm Bibliyoteği ve emekçi Kütüphanesi serilerinde yayınlanmış ya da yayınlanacağı ilan edilen eserlerin listesi şöyle verilebilir:

Çeviriler:

K. Marks: “Ücret, Fiyat, Kar”; “Gündelikçi İş ile Sermaye” (çıktı); “Enternasyonal İşçiler Cemiyetini Açış Hitabesi” (çıktı); “Kapital” (bazı fasiküller çıktı).

F. Engels: “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Nereden Çıktığı; “Almanya’da Devrim ve Karşı-Devrim”; “Anti-Dühring; “Marksizm Prensipleri” (çıktı); “Ütopik Sosyalizmden Bilimsel Sosyalizme” ; “Ludvig Föyerbah” (çıktı); “Maymunun insanlaşma Prosesinde Emeğin Rolü” (çıktı).

V. İ. Lenin: “K. Marks’ın Hayatı, Felsefesi, Sosyolojisi” (çıktı); “K. Marks’ın Ekonomi Politiği, Sosyalizmi, Taktiği” (çıktı).

Plekhanof: “Marksizmin Temel Meseleleri”.

Buharin : “Tarihi Materyalizm Nazariyesı”.

Lapidüs-Ostrovityanof : “Kısaca Ekonomi Politik”.

John Reed : “Dünyayı Sarsan On Gün”.

Kendi Eserleri:

Yayınlanmış :

“Türkiye İşçi Sınıfının Sosyal Varlığı”; “Emperyalizm: Geberen Kapitalizm”; “Edebiyat’ı Cedide’nin Otopsisi; “İnkılapçı Münevver Nedir? Hanri Barbüs”; “Marksizm Kalpazanları Kimlerdir? Tip No.l-Kerim Sadi”; “Sovyetler’de Stahanof Hareketi”; “İspanya’da Neler Oluyor?”; “Marks-Engels Hayatları”.

Yayınlanmamış :

“Ekonomi Politik” (Yukarıdaki çeviri de olabilir); “Tarihi Materyalizm” (Bu da yukarıdaki çeviri olabilir); “Mantık’ın Mantıksızlıkları”; “Diyalektik Materyalizm”; “Marksizm Nedir?”; “Leninizm Nedir?”; “Sosyal Rejimler”; “Sosyalizm Hareketleri”; “Din Tarihinin Materyalizmi”; “İslam Tarihinin Materyalizmi”; “Osmanlı Tarihinin Materyalizmi”; “Aşri Sofizm: Faşizm veya “Kadro’nun Kadrosu”.

Buradaki eserlerde başlıca şu dört karakteristik göze çarpıyor:

1- “Marks-Engels-Lenin-Stalin’i, tarih’i, ekonomi politiği, diyalektiği, tarihcil maddeciliği klasik olarak etüd”: Çeviriler başlıca bu kategoridendirler. Ayrıca, telif eserlerden, “Ekonomi Politik”, “Tarihi Materyalizm”, “Sosyete ve Teknik”, “Diyalektik Materyalizm”, “Mantık’ın Mantıksızlıkları”, “Marksizm Nedir?”, “Leninizm Nedir?”, “Sosyalizm Hareketleri”, “Sosyal Rejimler”, “Marks-Engels: Hayatları” da bu kategoriden sayılabilirler.

2- “Lenin’in örgütlediği gibi: kendi ülkesinin tarihini, ekonomi ve politikasını ve sınıf ilişkilerini özge orjinallikleri içinde araştırmak” ; Bu kategoriden eserler ise, “Türkiye İşçi Sınıfının Sosyal Varlığı”, “Emperyalizm: Geberen Kapitalizm”, “Edebiyat-ı Cedide’nin Otopsisi”, “Marksizm Kalpazanları Kimlerdir?”, “Aşri Sofizm: Faşizm veya “Kadronun kadrosu” olarak sayılabilir.

3- “Türkiye dünyadan bağımsız olamayacağına göre, ister istemez, başka ülkelerin tipik aktüel sorunları da inceleme konusu yapılır: “İnkılapçı Münevver Nedir?”, “İspanya’da Neler Oluyor?”, “Sovyetlerde Stahanof Hareketi” gibi.

4- Türkiye tarihten de bağımsız olamayacağına göre,”Bugünkü Türkiye’yi anlamak için, onun, dün içinden çıktığı (daha doğrusu bir türlü içinden çıkamadığı) Osmanlı tarihine inmek gerekti. Osmanlı Tarihinin maddesine girince, onun İslam medeniyetinde bir ‘Rönesans’ olduğu belirdi, vs…” (“Tarih-Devrim-Sosyalizm”, s.5). Daha sonra alabildiğine derinleşecek olan bu yöndeki çalışmaların o dönemdeki ürünleri: “Osmanlı Tarihinin Materyalizmi”, “İslam Tarihinin Materyalizmi”, “Din Tarihinin Materyalizmi” oluyor.

“Marks-Engels: Hayatları” kitapçığının 1970 sonlarındaki ikinci baskısına “Önsöz” de, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, yayınlar üzerinde o yıllarda sürüp giden baskıları özetledikten sonra, “kaç kitabın sansürle, kaç kitabın baskınla yok edildiğini bizde unuttuk” der.

Yukarıdaki listeden, yayınlanmış olup da bugün elde kalanların sayısı pek fazla değil. Çeviriler arasında:”Anti-Dühring” ve kısmen “Kapital” çevirileri var.

“Diyalektik Materyalizm”, muhtemelen 1970’lerde aynı adla yayınlanmış olan kitapçıktır.

“Marksizm Nedir?” de; gene 1974’lerde “Kısaca Marksizm Düşünüşü (Gerçek Bilim)” adıyla yayınlanmış kitapçık olabilir.

“Osmanlı Tarihinin Materyalizmi” sonradan yeniden ve yeniden işlenerek, “Osmanlı Tarihinin Maddesi” adıyla kısmen yayınlanmış bulunuyor.

Bir anıya göre, “İslam Tarihinin Materyalizmi” <!–[if !vml]–><!–[endif]–>incelemesiyle ilgili olarak Dr. Hikmet Kıvılcımlı şunları anlatmıştır: “- Aylarca uğraşarak, Kur an’ın Arapça aslından bu incelemeyi yapmıştım. Bir dava dolayısiyle alınıp götürülen kitaplar arasındaydı. Adliye yangınında gözümüzün önünde yanıp gitti. Şimdi aynı şeyi yapacak vakit nerde!…”

1937 ortalarında İsmet Paşa bakanlıktan düşürüldü ve yerine Celal Bayar geçirildi. Dr. Hikmet Kıvılcımlı, anında bu olayı işçi sınıfı açısından değerlendirir ve “Demokrasi: Türkiye Ekonomi ve Politikası Hakkında” broşürünü yayınlar. Eserin yazılış gerekçesi şöyle konur:

“1937 darbesi Naziliğin Türkiye’yi Finans-Kapital dehlizlerinden teslim alış prosesini taçlandırmıştı.”

“Cumhuriyet’te Yunus Nadi, bu darbenin bir “Nöbet değiştirme” olduğunu kamuoyuna yutturmak istiyordu. Kadro kalpazanları bile, kendilerini kirli çamaşırlarıyla satın alıp adam etmiş bulunan İsmet Paşa yerine “Celal Beyin de pek güzel idare ettiği” reklamını yapıyorlardı. (…)”

“Maksadın, onlar arasındaki horoz dövüşü sırası, Türkiye’de: İşçi-Köylü-Barış problemini, Finans-Kapital tehlikesini açıklamak” (Kim suçlamış?).

Kıvılcımlı’nın bu eseri adeta bir program çalışmasıdır.

1935-1937 arası üç yıllık dönemde 20 kadar kitap ve broşür yayınlanmıştı. Yeni kadroların yetişmesinde bu eserler hayati önemde hizmet görüyorlardı. “Sansürle”, “Baskınla” yok edilmeye çalışılan eserler bir yolu bulunup ta yayınlandığı zaman, aylarca yıllarca mahkemelerde süründürülmekteydi. Örneğin, “Emperyalizm…” kitabı hakkında sivil mahkemelerde dava açılmıştı. Fakat, en ağır işkence ve soruşturmalara rağmen, kitap beraat etmiş bulunuyordu.

Bunun üzerine, “Naziliğin Türkiye’yi Finans-Kapital dehlizlerinden teslim alışı” tamamlandıktan sonra, 1938 başlarında önce Harp Okulu ve arkasından Donanma davaları açılarak, sivil mahkemelerin yapamadığı askercil mahkemelere yaptırılır.

Duruşmada hakim: “Bu kitaplar (Marksizm Bibliyoteği ve Emekçi Kütüphanesi yayınlan kastediliyor) erbaşlar tarafından okunup benimsenmiş ve bu hal ileride Donanmanın disiplinini sarsıcı mahiyette görülmüş olduğundan, kanaat’i vicdaniye’i tamme ile…” diye giden ve belki hukuk tarihinde eşi görülmemiş gerekçesini okuyarak, Kıvılcımlı’ya 15 yıl hapis cezası verir. Daha önce ise, kendisi hakkında hiçbir delil ortaya konmadığını belirten Kıvılcımlı’ya, Savcı’nın cevabı şu olmuştur: “Biz, Dr. Hikmet için delil arayacak kadar saf değiliz!”

Pek çok şeyin en veciz ifadesi işte bu sözlerde dile geliyordu.

1939-1950 YILLARI

1929′ dan 1950’ye 22 yıl eder. Dr. Hikmet Kıvılcımlı bu sürenin ancak 4-5 yılını dışarıda geçirmiştir. Dışarıda geçen yılların bellibaşlı çalışmasını gördük: Marksizm Bibliyoteği ve <!–[if !vml]–><!–[endif]–>Emekçi Kütüphanesi yayınları…

Donanma Davasıyla birlikte, Dr. Hikmet Kıvılcımlı için bu sefer en uzun hapishane hayatı başlar ve 1950’ye dek 12 yıl sürer.

“Günlük Anılar”da göreceğiz: Bu mahkumiyetin başlarında, Harp Okulu ve Donanma Davası mahkumlarının bir geçici serbest bırakılışları vardır. Bundan yararlanarak Dr. Hikmet Kıvılcımlı kaçak olarak Suriye’ye geçer. Paris’te bulunan Şefik Hüsnü ile temas kurmaya çalışır; kuramaz. Geri Türkiye’ye dönerken yakalanır ve cezaevine gönderilir.

Tıpkı 30 küsür yıl sonra 12 Mart faşizminden kaçtığı dönemde yaptığı gibi, o zaman da gene günlük yol anıları kaleme aldığını biliyoruz. Bir ara: “-Ne yapalım? Yazmadan edemiyoruz. Elde hiçbir kitap, not vs. olmayınca da, geriye işte böyle günlük izlenimleri not etmek kalıyor.” diye izah etmişti bu davranışını. “Kaçak” adını verdiği notları, dönüşte hududu geçerken “sonra alırım” düşüncesiyle bir yere saklamış, kendisi yakalanınca da notları orada kalmış…Günün birinde bir yerden çıkar mı?… bilemiyoruz.

Dr. Hikmet Kıvılcımlı Hatay’dan İstanbul’a, oradan Çankırı hapishanesine gönderilir. Sonra kısa bir süre Amasya’da kalır ve nihayet Kırşehir hapishanesine gider: On yıl kadar bir süreyi orada geçirecektir.

1939 yılının İkinci Cihan Savaşının patladığı yıl olduğunu düşünelim. Öte yandan, Kırşehir hapishane yöneticilerinin O’nu diğer mahkumlardan tecrit etmek maksadıyla hapishanenin arka kapısına açılan bir odaya tek başına yerleştirildiğini göz önüne getirelim. Bu şartlaz a en az on yıl, Dr. Hikmet Kıvılcımlı hiçbir dış olayın aksatamayacağı kendi çalışma düzenini kurar ve daha önce başlamış olduğu etüdlerini alabildiğine derinleştirmeye girişir.

Elyazmalarının tümü üzerindeki çalışmalar sonuçlanmadan hangilerinin hangi döneme ait olduğunu ve on yıllık süre içerisinde konuların nasıl bir sistematikle ele alınıp işlendiğini söylemek kolay olmayacaktır. Ne var ki, bir husus kesinlikle ileri sürülebilir: Dr. Hikmet Kıvılcımlı bu dönemde çalışmalarının ağırlığını Felsefe ve Tarih konularına vermiştir.

Eldeki verilere göre, bu döneme ait kabul edilebilecek etüdleri şu şekilde sınıflamak mümkündür:

FELSEFE-SOSYOLOJİ

-“Metafizik Felsefeler”: bir defterde 180 sayfa kadar eski yazı.

-“Diyalektik Felsefe”: bir defterde 165 sayfa kadar eski yazı , ayrıca bir zarf içerisinde 90 sayfa kadar eski yazı.

-“Bergsonizm” : Bir defterde 95 sayfa kadar eski yazı.

-“Hegel” : Bir zarf içerisinde tümü 165 sayfa kadar çeşitli elyazmaları, notlar, vs…(Bir kısmı daha sonraki dönemlere ait).

-“Diyalektik Nedir?” : 50 sayfa kadar eski yazı. (Sonundaki birkaç sayfa hariç, “Bilimde ve Felsefede Diyalektik Nedir?” adıyla yayınlandı.

-“Diyalektik Nasıl Kullanılır?” : 50 sayfa kadar eski yazı.

-“Diyalektik Ne değildir?” : 40 küsur sayfa eski yazı.

-“Metafizik Sosyolojiler” . 144 sayfa eski yazı. (“Metafizik Sosyolojisi eleştirileri” adıyla yayınlandı).

“Diyalektik Sosyoloji” : 50 sayfa kadar eski yazı.

-Ayrıca, “Felsefe” konusunda 100 sayfa kadar çeşitli elyazmaları, notlar, vs…(Bir kısmı başka dönemlere ait olabilir).

TARİH ETÜDLERİ (Tarih Tezi ışığında) :

Dr. Hikmet Kıvılcımlı, “Tarih Etüdleri” genel başlığı altında toplanabilecek çalışmaları daha sonraki yıllarda da her fırsatta ele alıp işlemiş ve birçok kitaplar halinde yayınlamıştır. Bunlardan ne kadarının hangi döneme ait olduğunu kestirmek, imkansız denecek kertede zordur. Ayrıca bu o kadar önemli de değildir. Bu bakımdan, “Tarih Etüdleri” konusunu, belli bir kronolojik zemine yerleştirmeye çalışmaktansa, bütünlüklü olarak ele almayı daha doğru bulduk. Bu konu ileride ele alınacaktır.

İDEOLOJİK ETÜDLER :

“Devrim Nedir?” : Metinden de anlaşılacağı gibi, bu eser ikinci Cihan Savaşı’nın son yıllarında kaleme alınmıştır.

-“Bilimsel Sosyalizmin Doğuşu (Marks-Engels Çağı)” : Bu eserin de aynı dönemlerde kaleme alındığı söylenebilir.

ÇEŞİTLİ ETÜDLER:

-Bu döneme ait olma ihtimali büyük : “Hapishanenin İçyüzü’, “Şeytana Kandil”, “Kadir’in Kaderi”, “Provokasyon” vb. gibi başlıklar taşıyan, kimisi 15-20 sayfa, kimisi 40-50 sayfalık yazılar…Tümü eski yazı, muhtevaları henüz belli değil.

-1953 yılı yayınlanan “Fetih ve Medeniyet” kitapçığının arkasında. “Müellifin Çıkacak İlmi Eserlerinden” başlığı altında, -diğerleri yanında- şu iki eserden de söz edilmektedir: “Ekonomi Politik” ve “Psikoloji (Psikanalizin Tenkidi Geliştirilmesi)”…Bunların da Kırşehir dönemine ait olmaları gerekir. Bu eserlerin nerede bulunduğu belli değildir.

ROMANLAR :

Dr. Hikmet Kıvılcımlı roman yazmak ihtiyacını neden hissetmiştir?-diye sorulabilir. Bunun en kestirme cevabı şudur: Öyle olaylar vardır ki, bunlar ancak roman, hikaye türünden yazılarla anlatılabilir. Dr. Hikmet Kıvılcımlı, uzun mücadele ve özellikle hapisane yıllarında bu türden olaylarla sıs sık karşılaşmıştır.

Örneğin; başlıca romanlarından birinin konusuyla nasıl karşılaştığını kendisi şöyle anlatmıştı : Gene bir hapisaneye yolu düşmüştür. Hapisane Müdürü Doktor’a bir azizlik yapmak ister. Mahkumlar arasında, herkese illallah dedirtmiş, çok belalı bir cinayet suçlu vardır. Müdür, Doktor’u onun yanına yerleştirir. Yukarıdan: “Bu adamı temizletmeye bakın!” gibilerden bir buyrultu da almış olabilir. Ne var ki, işler, Müdürün umduğunun tam tersi yönde gelişir. “Katil” ile Doktor arasında büyük bir dostluk doğar. Doktor, adamın hayat hikayesini dinler; ondan, o usta yöntemiyle, Anadolu’nun toprak ilişkilerine dayalı sosyal hayatıyla ilgili öyle somut malzemeler toplar ki, bunlar sonunda büyük bir roman olur.

Bu vesileyle belirtmiş olalım: Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın, -teorik eserler ve romanlar yanında,- şiir, piyes gibi yazı türlerinde ve resim; heykel, halıcılık gibi diğer türlerde de çeşitli denemeleri, eserleri vardır.

Ayrıca, hayatı boyunca Doktorluk mesleğini de çok ciddi bir şekilde sürdürmüştür. Elyazmaları arasında Tıp konusunda 800 sayfalık bir bölüm vardır.

VATAN PARTİSİ DÖNEMİ
(1950 – 1960 YILLARI)

1950 yılında DP iktidara gelince genel af çıkar. Dr. Hikmet Kıvılcımlı da Kırşehir’den İstanbul’a döner. Kendisi, “Günlük Anılar” da, bu dönüşü: “15 yılın 13-14’ünü yattıktan sonra, “alnımın akıyla” yüzlerce kitap dolusu yazı ile “Legal” yayınlara “hem Roman, hem Bilim eseri” ile girişmeye kararlı olarak çıkınca…” diye belirtir.

O günler, 1951-52 tevkifatı ağlarının örülmekte olduğu günlerdir. Dr. Hikmet Kıvılcımlı bu ağlara yakalanmaktan kurtulacak ve Vatan Partisi’ni kuracaktır. Legal yayınlara girişme planı en az bir on yıl ertelenmiş olacaktır.

“Yerli Parababalarımızın Demirkırat iktidarı, hem yeni efendiler yabancı Parababalarına ne kertede sadık kul olduklarını saptamak için, hem eski düşmanları kandırılmış Halk yığınlarına ve özellikle Türkiye İşçi Sınıfına gözdağı vermek için, geniş bir sosyalist sürek avına çıktılar. Uzun ve inceden inceye gizli hazırlıklardan ve provokasyonlardan sonra ansızın gece baskınları yaptılar. Kanunlara dayanan (Dr. Şefik Hüsnü adına bağlı) Emekçi Sosyalist ve (Avukat Esat Adil adına bağlı) Sosyalist Partileri ile ne kadar kurulu bağımsız İşçi Sendikaları varsa, hepsi çoktan kapatılmıştı. Şimdi Sosyalizmin son kılıç artıkları yakalanıp Kanunsuzluk suçu ile zindana atıldı.

“Böylece yerli yabancı Parababaları, Türkiye’de Sosyalizmin son erine dek “kökünü kazımış” olmakla övünüyor ve keyifle el sıkıyorlardı. Avukat Orhan Arsal adına bağlı olan küçücük bir siyasi örgüt, adını “Demokrat İşçi Partisi” yerine “İşçi Partisi”ne çevirmekten ve kızılan “Sarı Sendikalar”daki militanlarını Polis baskınına karşı protesto makamında istifa ettirmekten daha etkin iş yapamaz durumda kalmıştı. Kimi sabahlara dek süren bitmez tükenmez demeçli tartışmalar ve çekişmeler, İşçi Partisi Genel Başkanını, bıkkınlıktan çekilmek için “Mührü teslim edecek adam bulamaz” kötümserliğe düşürmüştü.

“İşte Vatan Partisi o panik karanlıkları içinde her ne olursa olsun İşçi Sınıfı hak ve varlığının, yaşama savaşının bayrağını yere düşürtmemek için kurulmuştu…

“Vatan Partisi savaşı: Şu veya bu iç nedenlerle açılmış gedikten hür boşalış değil, bütün tıkanık bentlerin üstünden atılış oldu. Parababalarının geçici hoşgörü sosyetesinden yararlanmadığı için, en nankör “Susuş Kumkuması” sağı solu kaplamıştı. Ömrü hep zılgıt ve susuş kumkuması ortamında geçenler için “İşçi sınıfı cephesinde yeni bir şey” yok idi. Görev: 35 yıllık deneyler açısından, Türkiye’de 1954 yılının, diyelim, 27 Mayıs gecesi İşçi Sınıfı iktidara gelse, 28 Mayıs sabahı, Türk milletine hangi tekliflerle nasıl bir uygulama sunacağını çok kısa ve çok açık anlaşılır dille belirtmekti.” (İşçi Sınıfı Partisi’ne Giriş”, s. 5-6).

1954 yılının 7 Ekiminde 1951-52 tevkifatıyla ilgili dava sonuçlanınca, 29 ekim günü, Vatan Partisi böyle bir “plan”la, yani Program ve Tüzük’le kuruldu. Bu kuruluşun daha sonra yayınlanacak olan bir de “Kuvayımilliyeciliğimiz” adlı “Gerekçe”si vardı. “Gerekçe” 1 Mayıs tarihinde, “…pratik bir maksatla kaleme alındı. Maksat : Birinci Kuvayımilliye hareketinden çıkacak derslerle, ikinci bir Kuvayımilliye lüzumunu belirtmekti. Birinci Kuvayımilliye Seferi: Toplumumuzu boğan iç ve dış tesirli Tefeci – Bezirgan kabusuna karşı idi. İkinci Kuvayımilliye Seferi: aynı kabusa karşı, toprak reformu ve ağır sanayi temelleri üzerinde modern halk teşebbüs teşkilat ve kontrolü altında, ekonomik ve sosyal kalkınmamızı millete maletmekti. (…) Eser Vatan Partisi’ne fikir zemini oldu.”

Kuruluştan bir süre sonra “Vatandaş” gazetesi yayınlanmaya başladı. ilk sayısında : “Vatandaş gazetesinin bir hedefi var: Bizde yazılmayanları yazmak!” deniyordu. Gerçekten, hep o günlerde “tabu” sayılan konular işlenmeye başlamıştı : “Büyük Günahımız : Ağır Sanayisizlik”, “Grev Nedir?”, “Sendikalar Tarihçesi”, “Sendika ve Parti”, “Bandög” (ilk tarafsız ülkeler konferansı), vb. “Vatandaş” ancak 3 – 4 sayı çıkabildi.

1956 yılı İstanbul Üniversitesi’nden, diğer Partiler yanında, Vatan Partisi’ne de bir mektup geldi: Anayasa konusunda görüşü soruluyordu. “V.P.’nin ANAYASA Teklifi – 15.06.1956 günü İstanbul Üniversitesi’ne” sunuldu. 27 Mayıs’tan sonra teklif kitapçık halinde yayınlandı.

1957 yılı, Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, Hürriyet Partisi ve Cumhuriyetçi Millet Partisi’nin bütçe görüşmeleri sırasında kayıkçı dövüşlerini ortaya koyan “Siyasetimiz (Bütçe Dolayısıyle)” broşürü yayınlandı. Vatan Partisi, bu broşürle, Meclisteki iktidar ve muhalefet partilerinin (Finans-Kapital + Tefeci-Bezirgan) soygununu gizlemeye yönelik soysuz tartışmalarını açığa çıkarttı. Ekonomik problemler işçi sınıfı bilimi açısından çözüm yolları gösterdi.

Gene bu sıralarda (1957), “Kuvayımilliyeciliğimiz (Gerekçe)” ile birlikte, bir sendika kongresindeki olayları ve daha başka konuları hicveden şiirler, “Soğan ekmek Kongresi” adıyla yayınlandı. Hemen toplatıldığı için, 1960’tan sonra yeni bir kapakla bir daha yayınlandı.

Buraya dek o dönemde yayınlanmış olan çalışmaları gördük. Bir de yayınlanmamış elyazmaları var. Bunların büyük bir kısmı tasnif edilmemiş durumda bulunuyor: Tümü (V.P. davasıyla ilgili olanlar hariç) 450 sayfa kadar. Bu 450 sayfalık elyazmaları arasında birkaç konu seçilebiliyor :

“1951-52 Tevkifati’ ile ilgili notlar ve değerlendirmeler (30-40 sayfa kadar eski yazı).

“Türkiye’nin Meseleleri” başlıklı tamamlanmamış bir etüd (50 sayfa kadar, yeni yazı).

Vatan Partisi 1957 seçimlerine katıldı. Eyüp’te, Sirkeci’de, Saraçhane’de ve daha 10 yerde mitingler düzenlendi. “Seçim Kampanyası”nda çeşitli bildiriler ve konuşmalarla, Vatan Partisi’nin programı ve bezirgan partilerin içyüzü halkımıza açıklandı. V.P. toplantıları halktan büyük ilgi görüyordu.

“Vatan Partisi, 4 yıl, sağdan soldan en beyinsizce, en kan kusturucu provokasyonlara karşı koyarak yaşadı. 1957 seçimlerinde millet önüne çıkınca: binbir iftira çamuru ile ve Paris’ten yeni dönen Menderes, Zorlu ve Namık Gedik’in İstanbul Vilayet konağında bantlara alınmış seçim nutuklarımızı dinler dinlemez verdikleri emir üzerine Vatan Partisi muvakkaten kapatıldı. Üyelerinden 38 kişi 2 yıl güneş gösterilmeksizin, sivil tahkikat yapılırken Harbiye ve Sultanahmet hücrelerinde engizisyon işkencelerine uğratıldı. Millet Meclisi’ne, Muhalefet Partileris%, Basına müracaatlarımız yok farzedildi. Basının en gaddarca küfür kampanyasına uğratıldı. Her şeye rağmen, Vatan Partisi o kadar haklı düşünceye dayanıyordu ki, gangsterler iktidarının kurduğu polis tertipleri, Adliye düzenleri ortasında bile, önce siyasi tesir altında bırakılmak istenen İstanbul İkinci Ağır Ceza Mahkemesi, iftiraya uğrayanları en sonunda serbest bırakamamazlık edemedi. Nihayet, Hukuk’u Umumiye davacısı Müddeiumumi, Vatan Partisi Tüzüğünün iyi bir tüzük olduğunu bildirmesine göre beraatimizi diledi.”

“1957-60 Savunmalar Kampanyası” ile ilgili belgeler herhalde Adliye dosyalarındadır. Bu arada, elde, tümü 200 sayfayı aşkın eski yazı çeşitli elyazmaları var.

“27 Mayıs denildi mi, gözönüne hemen 9 Subay olayı gelir. 9 Subay olayı, 27 Mayıs’ın başarısız bir provasıdır. 1960 Devrimini yapanlar, 6 yıldan beri nasıl canlarını dişlerine takarak ihtilal hazırladıklarını söylerler. Demek ihtilal hazırlığı 1954 yılı, tam vatan Partisi’nin kurulduğu yıl başlamış.

“1957 yılı, ihtilalci 9 subay ile Vatan Partililer Harbiye’de tutuklandıkları zaman, birbirlerinden tüm habersizdirler. Vatan Partililer mi, 9 Subay mı daha çok işkence çektiler? Kestirilemez. Vatan Partililerden, 7-8 ay geceli gündüzlü gün ışığı görmeyen, karanlık mezar darlığında hücrelerinde, sağlam dişlerinin peynir gibi kırıldığını görenler oldu. Vatan Partisi de, 9 Subay da beraat ettiler.

“Bu paralellik, başka birçok bakımlardan vatan Partisi ile 9 Subay olayları arasında uzar gider. Ne var ki, paralel, hiçbir yerde birbirlerine değmeyen çizgiler oldu. Değmemekle de kalmadı. 9 Subay, kendilerinden sonra gelen hareketlerin afokonunu kaldırdı durdu.” (“27 Mayıs…” s.163-164).

Ordu meselesini Türkiye’nin orjinal sınıf ilişkileri açısından değerlendiren Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Ordunun devrimci gelenek-göreneklerinin davranış alanına girmesini 27 Mayıs devrimi ile bir kez daha vurguladı. 1908 Meşrutiyet, 1919-23 Milli Kurtuluş ve 1960 27 Mayıs devrimlerini gerçekleştirmiş olan Ordu gençliğinin devrimci gelenek ve göreneği şöyle dile getiriliyordu:

“Niçin olan şeylerin adını koymayalım? En son Birinci Milli Kurtuluş Savaşında olduğu gibi, 27 Mayıs ihtilalinde de Sosyal Sınıfların yönünde, neredeyse bağımsızmışça görüntüler alan bir Vurucu Güç vardır. Bu Vurucu Güç, “Devleti” ve “Memleketi” koruma ve kurtarma sorumluluğunu duyan Antika Osmanlı “Sünufu Devlet”inin, (İlmiyye + Seyfiyye + Mülkiyye + Kalemiyye) diye adlanmış 4 Devlet Sınıfları’nın Tarihcil ve Sosyal kalıntısıdır. Bu olumluluk, “kalıntıdır” diye hor görülemez. Zaten hor görene metelik vermez Pratikte vardır, Teoride yerini ister istemez alır.

“O Vurucu Güç belirdiği gibi, en derin ve en geniş Tarih ve Toplum olanaklarına dayanır. (…)

“Vurucu Güç: gerici iktidarı, sırası gelince, bir gecede vurup düşürebiliyor. Ondan sonrası, öne geçen Özgüç’ün niteliğine kalıyor. Bu nitelik karşı-devrimci ise, vurucu gücün devrimciliği amortize edilerek güme gider, nitelik devrimci ise Sosyal Devrim yörüngesine oturabilir.” (Halk Savaşının Planları. s.193-194).

Türkiye’de Ordu meselesini bu şekilde değerlendiren Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Milli Birlik Komitesi’ne yazdığı “Açık Mektuplar”la, 27 Mayıs devriminin işçi sınıfı yörüngesine oturtulmasına çalıştı. Ama hiç bir rezonans bulamadı. Bu girişimleri kendisi şöyle anlatıyor :

“1960 yılı 27 Mayıs sonrası, “kediye göre budu” bir “DEVRİM” önündeydik. “Dur bakalım napıcak?” denilemezdi. İşte orada “AŞAMA” yeni bir momentteydi. O momentin aktörlerine sunulan biri genel, ötekisi özel iki “MEKTUP” yahut “LAHİYA”, sonradan basıldı : “İKİNCİ KUVAYIMİLLİYECİLİĞİMİZ”. En karmaşık gelen Tarih Tezi’nin : o andaki stratejik ve taktik aşamaya karşılık düşen uygulaması, ilkokula giden çocukların anlayabilecekleri dille yapıldı. Türk Ordusunun “DEVRİMCİ” geleneği, Türkiye gericiliğinin altta güreşen pehlivanlığı tarihcil nedenleri ile göze batırıldı.

“Ekonomi açısından, Türkiye’deki ve dünyadaki Finans-Kapital oyununun bizi ve dünyayı hangi açmazlara soktuğu, resmi istatistiklerin rakamlı diliyle teker teker açıklandı. Bir yıldır Batı dünyasını Sırat Köprüsü üzerinde sallandıran DOLAR-ALTIN oyunu sekiz yıl önce Türkiye’deki anomalileri ve yeni-sömürge belirtileriyle sayılıp döküldü. “BAĞIMSIZLIK” üzerine koparurDlan kuru gürültülerin, bön kişileri oyalamaya yarayan bir kayıkçı dövüşü olduğu, olaylarla ‘saptandı-saplandı’.

“Ancak bütün o iki kere iki dört ederce kesin açıklamalar, hemen HALKI ÖRGÜTLEME yörüngesine oturtuldu. 27 Mayıs “İKİNCİ KUVAYIMİLLİYE” denilen “Demokratik İnkılap” idi. Atatürk devrimlerinin savunucusu olmakta samimi ise, tıpkı BİRİNCİ KUVAYIMİLLİYE denilen “Demokratik Devrim” üzerine Mustafa Kemal’in yaptığı gibi, Türkiye’de yeni bir SİYASİ PARTİLER ayarlanmasına gidilmesi gerektiği örnekleriyle anlatıldı.

“Baladan EMİR” alır almaz, ansızın sahneyi tutuveren “SOSYALİZM”in “keskin nişancıları” bile söylenenleri kös dinlemişçe kulaklarının ardına attılar. 27 Mayıs, sistemli kaçamaklarla önceden haber verildiği gibi, “Gürsel’i götürdü” gericiliğin antika ve modern kumunu çökertti. Yeni momentin durgun havasına göre yeniden teorik aydınlatmalar konağına girildi.” (Halk Savaşının Planları, s. 24-25)

1960 – 1965 YILLARI

27 Mayıs’tan sonra, 1965 yılı kurulmuş olan Tarihsel Maddecilik Yayınları’na dek Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın nasıl bir çalışma içinde olduğuna dair elimizde fazla bir veri yok. Yalnız, daha sonraki ürünlere bakarak, bu dönemi az çok anlayabiliyoruz: “Yeni momentin havasına göre yeniden teorik aydınlatmalar konağına girilmişti”. Bunun hazırlıkları uzun yıllar alacaktı.

Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın ömür boyu üzerinde çalıştığı “Tarih Tezi” ile ilgili olarak o güne dek pek birşey yayınlanmış sayılmazdı. Yalnız, 1953 yılı, İstanbul’un fethinin 500. yıldönümü dolayısıyla, “Tarih Tezi” açısından olayı değerlendiren “Fetih ve Medeniyet” kitapçığı çıkarılmıştı. Koca “Tarih Tezi” ve o Tez açısından yapılmış yığınla etüdler, derinliklerin derinliklerinde duruyordu. Hiç değilse Tezin bellibaşlı yönleri gün ışığına çıkarılmalıydı.

Önce, Antika Medeniyetlerin gidiş kanunları, yani “Tarih Tezi”nin belkemiği “Tarih-Devrim-Sosyalizm” adıyla yayınlandı. Daha sonra, “Tarih-Devrim-Sosyalizm ışığında” diğer konulara geçildi. (1974 yılı “Tarih Tezi” diye kitap haline getirilecek olan metinler, başlangıçta “Tarih-Devrim-Sosyalizm”in çeşitli bölümleri olarak düşünülmüş, fakat sonradan kitaba alınmamıştı.)

“Tarih-Devrim-Sosyalizm” Antika medeniyetlerin gidiş kanunlarıydı. Bir de Antika Tarihten Modern Tarihe (Kapitalizme) geçiş vardı. Bu nasıl olmuştu? Konu, iki ülke (İngiltere ve Japonya) örneklemesiyle ele alınacaktı.

“Tarih-Devrim-Sosyalizm” kitabının sonunda şunları okuyoruz:

“Antika Tarihin sonucu : Kapitalizm oldu. Antika Tarihten Kapitalizme geçiş, en az, bir medeniyetten ötekine geçiş kadar önemlidir. Kapitalizme geçişte Barbarlığın rolü, kadim medeniyet geçişlerinde olduğundan daha göze batıcı geçtiği halde, çok daha az önemsenmiştir. O yüzden, Kapitalizm: ya bir “IRK”ın gösterdiği mucize yerine konulup, insan anatomi ve fizyolojisine bağlanmak istenmiştir; yahut kendi kendisine var olan bir “Teknik” harika gibi anlaşılarak, gelişimdeki insanın rolünü otomatlığa çevrilebilecek mekanik görüşlere kapı açılmıştır. Onun için, buraya dek anlatılanların tamamlanması bakımından: Kapitalizmin doğuşunda (Coğrafya üretici güçleri bir yana bırakılırsa), özellikle veDnsan ve Tarih üretici güçlerinin oynadıkları rolün belirtilmesi şarttı. Teknik sebeplerle ikinci cilt olarak basılmakta olan İLKEL SOSYALİZMDEN KAPİTALİZME emeği o eksiği giderecektir.”

Fakat, sonradan, bu ikinci cilt denen “İlkel Sosyalizmden Kapitalizme” kitabı da ikiye bölündü: “İlk Geçiş: İngiltere” 1965 yılında yayınlandı: “Son Geçiş: Japonya” ise, “yakında çıkıyor” dendiği halde, eski yazı elyazma olarak kaldı (150 sayfa civarında).

“Japonya” ile ilgili olarak “İlkel Sosyalizmden Kapitalizme İlk Geçiş : İngiltere” kitabının arka kapağında şunlar var :

“Japonya: Meşrutiyet Türkiye’sinin “münevver”lerini çok ilgilendirdi. Halife-Sultan Padişah, Japon Güneş Tanrısı’nın oğlu Tenno’ ya (Mikado’ya) benzemiyor muydu? “Cumhuriyet Aydın”ları “Şapka İnkılabı”, “Harf İnkılabı” yapılırken de Japon örneğini kurcaladılar… Bugün ileri medeniyet köyüne giden iki yol görünüyor : 1-Kapitalizm yolu 2- Sosyalizm yolu.

“19. yüzyılın 2’nci yarısında Japonya kapitalizm yolundan başarı kazandı. 20’nci yüzyılın 2’nci yarısında Türkiye Japon yolunu tutamaz mı?.. Üniversitemiz bile o konuya takıldı. “Tarih-Devrim-Sosyalizm” araştırmamızın birinci sonucu İngiltere geçişi oldu; ikinci sonuç Japonya olacaktır.”

Ne var ki, 1965-66’larda Türkiye’de siyasi ortam yeniden hareketlenmeye başlayacak ve pratiğe yönelik çalışmalar ön plana geçecek, dolayısıyla “Tarih Tezi” ile ilgili yayınlara ara verilecektir. Ancak, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, daha sonra da, çok sevdiği “Tarih” konularına her fırsatta eğilmekten geri durmayacaktır.

– “Tarih Tezi” yayınlanmış, fakat hiçbir rezonans görmemiştir. 1968 yılı TÜRK SOLU dergisinde, yeni bir sondaj kabilinden, “Tartışılacak Tarih Tezi” yazısı çıkar. Gene yankı bulmaz.

– “1967’lerde Türkiye sol ortamını bir ATÜT lafıdır kaplar. Marks’ın 100 yıl önce “Grundrisse” eserindeki kimi dahiyane sezişleri, en softaca formül tekerlemelerine dönüştürülür, hatta tarihimiz bile olmadık yönlere çekilmeye çalışılır. Dr. Hikmet Kıvılcımlı ilk defa 1967 yazında “Grundrisse” nin o bölümünü (“Kapitalizm Öncesi Ekonomi Biçimleri”) ele geçirip inceleme fırsatı bulur. Zaten, 1967 Sosyalist’inin artık çıkamadığı döneme denk düştüğü için Hemen aylarca sürecek yoğun bir çalışma içine giriverir ve neticede “Toplum Biçimlerinin Gelişimi” (ya da orjinal adıyla : “Marks’ta İlkel Komüna ve Tarih”) eseri ortaya çıkar. Marks’ın bütün o dahiyane sezişleri “Tarih Tezi” açısından yerli yerine oturtulur.

– 1967’de MİLLİYET gazetesinin açmış olduğu “Dinin Türk Toplumuna Etkileri” yarışmasına Dr. Hikmet Kıvılcımlı da katılır. Etüd daha sonra AYDINLIK dergisinde yayınlanır. (Mart 1970)

– Gene 1967-1971 yılları arasında Dr. Hikmet Kıvılcımlı, her fırsatta ‘Osmanlı Tarihinin Maddesi’ eseri üzerine de eğilmekten geri durmaz. “En son sarı defter kağıdı üzerinde çift nüsha olarak formüllendirilişini 1940 yılı Çankırı Üniversitesinde kaleme aldık” dediği metinleri bir daha gözden geçirip, yeni malzemelerle yoğurarak yeniden kaleme alır. İlk iki kitap tamamlanır. Ne yazık ki son ana bölüm bitirilemez.

– En son “Kaçış” sırasında, Suriye’deki “Günlük Anılar”da, gene Tarih konuları üzerindeki düşüncelerini kağıda geçirmekten kendini alamaz.

Buraya dek “Tarih Tezi”yle ilgili olarak belirtilenler, -“Japonya” ve “Osmanlı Tarihinin Maddesi”nin son bölümü hariç- daha çok gün yüzü görmüş olan eserlerdir. Bir de henüz hiç gün yüzü görmemiş olanlar var:

“Marksizm Bibliyoteği”nden yayınlanacak eserler arasında “Din Tarihinin Materyalizmi” de sayılıyordu. Bugün, başı sonu belli böyle bir eserin elde bulunmadığı söylenebilir. Fakat, “Din Tarihinin Materyalizmi” ile ilgili çeşitli etüdler var: “Cennet Sözcüğü Nereden Gelir?” başlığını taşıyan 22 sayfalık daktilo metin, “Allah Önce Kadındı” başlığını taşıyan 15 sayfalık çeşitli elyazmaları, ayrıca bu iki konuyla ilgili 80 sayfa kadar tutan çeşitli elyazmaları…Öte yandan, üzerinde “Etüdler: Mekke-Allah’ın Doğuşu” yazılı bir zarf içerisinde 100 sayfa civarında çeşitli elyazmaları…bunlar arasında sayılabilir.

– “Eski Takvimler” başlığını taşıyan ve kısmen daktiloya geçirilmiş bir metin (10 sayfa daktilo, 4 büyük sayfa eski yazı)

– Üzerinde “Amerikan…” sözcükleri bulunan bir zarf içerisinde, Batı istilasından önceki Amerika kıtası. yerlileriyle ilgili, çeşitli elyazmaları, notlar, vs…(35 sayfa kadar)

– “Tarih ve Sosyalizm” başlığını taşıyan 20 sayfalık daktilo bir metin.

– “Toynbee”nin eleştirisi mahiyetinde 17 sayfalık Fransızca daktilo bir metin.

– “Dünümüz ile Bugünümüz” başlığını taşıyan bir daktilo metin (33 sayfa). Bu yazı da muhtemelen bir gazete yarışması için kaleme alınmıştı. Sonradan önemli bir kısmı “Tarih-Devrim-Sosyalizm” kitabına alındı.

– Bütün bunlar dışında, tasnif edilmemiş durumda 300 sayfa kadar çeşitli elyazmaları, notlar, vs…

Bir de, çeşitli yerlerde adı geçen fakat metinlerinin nerede olduğu bilinmeyen yazılar var :

– “Marksizm Bibliyoteği” dönemine ait olanlar yukarıda belirtilmişti.

– “Tarih-Devrim-Sosyalizm” kitabının bir yerinde (s.244), “Tarihin Başlangıcı kitabımızda görüleceği gibi” diye bir not var. Ne kastedildiği belli değil.

– “Toplum Biçimlerinin Gelişimi” kitabının bir yerinde (s. 14) : “Mister Toynbee Tarih Bilimini Altüst Ediyor” başlıklı bir yazıdan söz ediliyor. Nerede olduğu belli değil.

– Gene “Toplum Biçimlerinin Gelişimi” kitabının 20. sayfasında şu cümlelere rastlıyoruz : “Aslında Gaudelier’nin yazısı (“La Notion de Mode de Production Asiatique”), Marks’ı ve açtığı çıgırı anlamaksızın yalnız “Asya-Tipi Üretim” deyimini klişeleştirmekle kalmış, iyi dilekli ama dar görüşlü bir “üstada sadık öğrenci” denemesidir. Türkçe’de yayınlandığı gün eleştirisi yapıldı, fakat basılamadı. Bu eleştiri de elde yok.

– Öte yandan, “Fetih ve Medeniyet” kitapçığının arkasında bir liste var. Burada “Tarih” konusuyla ilgili olarak sayılan: “Tarih ve İnkılap (Medeniyetlerin Gidiş Kanunları)”nın sonradan “Tarih-Devrim-Sosyalizm” haline dönüştürüldüğü anlaşılıyor. “Tarih ve Allah (Bay Toynbee Tarih İlmini Altüst Ediyor)” burada gene karşımıza çıkıyor. “Osmanlı Tarihinin Maddesi” konusu daha önce aydınlatıldı. Geriye: “Simavnalı Şeyh Bedrettin (Torununun elyazmasına göre)” incelemesi kalıyor. 1967 Sosyalist’lerinde bu eser tefrika edilmeye başlanmıştı. Ana metnin nerede olduğu belli değil.

“Tarih Etüdleri” konusunu böylece kronolojik bir sıraya bağlı kalmaksızın özetledikten sonra, 1960-65 dönemiyle ilgili birkaç karakteristik noktayı daha belirtelim :

– Bu dönemdeki “Tarihsel Maddecilik Yayınları” arasında “K. Marks’ın Özel Dünyası” eseri de yer almıştır. Dikkat edilsin; Dr. Hikmet Kıvılcımlı, her ne zaman geniş kapsamlı bir yayın faaliyetine girişmişse, Marks-Engels ustalarla ilgili muhakkak bir kitapçığı da yayın gündemine almamazlık etmemiştir: “Marksizm Bibliyoteği” serisinde “Marks-Engels: Hayatları”; 1965-66 “Tarihsel Maddecilik Yayınları” arasında “K. Marks’ın Özel Dünyası”; 1970-71 “Tarihsel Maddecilik Yayınları” arasında “Marks-Engels: Hayatları”nın ikinci baskısı…

– 1965-66 “Tarihsel Maddecilik Yayınları” arasında yer almış olan “Türkçe’nin Üreme Yolları ve Dil Devrimciliğimiz” incelemesi de, gene bir gazete (yanılmıyorsak Cumhuriyet) yarışması için kaleme alınmıştı. Ancak, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın konu üzerinde düşünmeye çok eski tarihlerde başlamış olduğunu gösteren bazı ipuçları da var.

– “Türkiye Köyü ve Sosyalizm” başlığı altında SOSYALİST gazetesinde kısmen yayınlanmış olan etüd de, bu dönemde, muhtemelen gene bir gazete yarışması için kaleme alınmıştı.

– Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın, bu dönemde, ayrıca günlük gazetelerden tutunda, YÖN, SOSYAL ADALET, EYLEM, İMECE vb. gibi dergilere dek pek çok yerde, (Halim Köylü, Hikmet Kırşehirli, Haki Kırgız gibi H.K ile başlayan takma adlarla) çeşitli yazılar yazmış olduğunu biliyoruz. Bunların tümü henüz gün ışığına çıkarılmış değil.

– Gene bu dönemde “Yön Eleştirisi” kaleme alınmıştır. Sonradan eleştiri “27 Mayıs…” kitabının birkaç bölümünü oluşturacaktır.

– Gene sözkonusu yıllar, Sendikalar ve Toplu Sözleşme-Grev-Lokavt Kanunlarının çıktığı ve sendikal konuların çok tartışıldığı yıllar olmuştur. Gerek çevresindeki genç elemanları sendikal faaliyetlere yöneltme, gerekse sendikal konularda çeşitli yazılar kaleme alma biçiminde, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, bu tartışma ve faaliyetlerin her zaman en önünde yer almıştır. Ne yazık ki, sendikal konulardaki yazılar doğru dürüst yayınlanmış değildir. Gerek bu konularda, gerekse o dönemlere ait diğer bazı konulardaki pek çok el yazmaları yeniden değerlendirilmeyi beklemektedir.

1965 – 1971 YILLARI

“27 Mayıs Politik bir Demokratik Devrimdir. Türkiye’de, o zamana dek yalnız Finans-Kapital ve Tefeci-Bezirgan sınıflarının en ılımlısından en aşırısına (Faşistine, Irkçısına, Nurcusuna ve İlh.) verilen “kayıtsız şartsız” (hiç bir ceza kovuşturmasız) legal hürlüğü, 27 Mayıs, sözde ılımlı sosyalizme de tanıdı.

“Bu tanınış çerçevesi içinde “protokole” sokulan tek “örgüt” TİP, önce sosyalizm sözcüğünü yasak eden ABA’cı “lider”lerin, sonra sosyalizm tekelciliği yapmaları alanı oldu. Bu tekelciliğin hangi soysuzlaşmalara vardığına değindik. O soysuzlaşma önünde TİP dışında bırakılan sosyalistler sonuna dek tepkisiz kalamazlardı. İlkin dışarıdan bakana az tuhaf görünecek bir tarih sırası ile bu tepkileri üç basamakta derlemek olağandır:

  1. Eneski Sosyalist,
  2. Yeni Sosyalist,
  3. Enyeni Sosyalist tepkiler.

“Eneski Sosyalist Tepkisi: Tekelci TİP liderlerine en önce ihtar çekti, ve oportünizm önünde ilk bilimcil sosyalizm eleştirisini açıkladı. Çaltıdergisinde 1965 yılı çıkan ve yarım bırakılan eleştiri, umulduğundan daha geniş ilgi çekti. “Piyasa”: Yani basın-yayın alanı finans-kapitalin istediğinden ala bir Küçükburjuva Devrimci yaygarasıyla kaplıydı. Burjuva sosyalizmi (ABA’cı TİP liderleri) ile küçük burjuva devrimciliği (YÖN liderleri) hiç anlaşmasız sıkı işbirliği içinde kültür ortamını kasıp kavuruyorlardı.

Eneski Sosyalizm” 1965 yılı kurulmuş, “Tarihsel Maddecilik” yayınlarına devam etti. “TürkiyeFs3Bde Kapitalizm” eseriyle, Türkiye’de herhangi ciddi bir Politika anlayışı için temel olacak sosyal Ekonomi ve Sınıf ilişkilerini özetledi. Türkiye: Büyük Şehirlerde birkaç yüz Modern Finans Kapitalist ile, bütün Anadolu Kasabalarında çöreklenmiş birkaç bin Antika Tefeci-Bezirgan ekonomik sömürüsü ve sosyal sınıf-zümre tahakkümü altındaydı. Bu Ekonomik ve Sosyal yapı orijinalitesi kavranılmadıkça yapılacak her Politik çıkış temelsiz ajitasyonlardan öteye geçemezdi.

“Bütün Anadolu kasabalarını kaplamış (yukarıda Finans-Kapitale kul, aşağıda milyonlarca köylüye Efendi kesilmiş) Tefeci-Bezirgan sınıfın kökleriAntika Tarihteydi. Onun için “Tarih-Devrim-Sosyalizm” ile “İlkel Sosyalizmden Kapitalizme İlk Geçiş: İngiltere” adlı iki Teorik (yani uluslararası ölçüde değerlendirilecek sosyal sınıf ilişkileri) etüdü yayınlandı. Türkiye’de Kapitalizmin orjinal karakteristiği, ancak böyle teorik araştırmalarbütünü içinde ve ışığında ele alınırsa tam kavranılabilirdi. Yoksa Türkiye üzerine yapılacak her yakıştırma “ideoloji”, ezberlenmiş kimi sosyalist formüllerin hafızlığı olurdu. (…)

(Öte yandan) “Türkiye’de Tekparti ve Çokparti oyunlarının Ekonomik ve Sosyal içyüzlerini en pratik biçimiyle özetleyen “Vatan Partisi Gerekçesi(Kuvay-i Milliyeciliğimiz)” alındı. Milli birlik Komitesi’ne, Vatan Partisi adına, ihtilal olur olmaz sunulan açık mektuplar yazılmıştı: Biri Genel SosyalPolitika özeti, ötekisi o politikanın dayandığı Özel Ekonomi ayrıntıları üzerine iki teklif incelemesiydi. Bunlar, İkinci Kuvay-i Milliyeciliğimiz adıyla yayınlandı.

“Ayrıca, günün pratiği bakımından: “Uyarmak için Uyanmalı, Uyanmak için Uyarmalı – Türkiye İşçi Partisi’ne Teklifler”çıkarıldı. (Çaltı‘da başlanıp da bitirilemeyen yazının, son “İşçi – Köylü Gönüllüleri”yle ilgili “Teklifler” bölümü broşür haline getirildi).

“En sonra, hem günlük olayları ters yorumlardan kurtarmak, hem “Sosyalizm Bilimi” üzerine alfabetik elemanları kısaca sunmak, hem 27 Mayıs, TİP liderleri, YÖN yönsüzlüğü çevresindeki yampiri Tabu’ları kırmak için Sosyalist gazetesi çıkarıldı. Bu arada, Sosyalist Düşünce ve Davranış alanına Finans-Kapitalin sistemlice yaydığı ve “Küçükburjuva Devrimcileri”nin alabildiğine geliştirdiği kargaşalığa Teorik ve Pratik bir çekidüzen verecek “Sosyalistlerarası Konferans” çağrısı yapıldı.

“Eneski Sosyalizmin yazıyla ve sözle yaptığı bütün o çabalar yalnız sıkı sıkıya Sansür edildi. Kimlerce? Hemen sağlı-sollu herkesçe. Finans-Kapitalne yaptığını biliyordu. Burjuva Sosyalizmi: Polis korkusunu umacılaştırmıştı. Küçükburjuva sosyalizmi: “O yarimin eski huyu” ile, tavan arasında fare tıkırtılarıyla konuşarak, “Senin dükkân kapansın, benim dükkân açılsın” anlamlı ezeli “teori”sini düzüyordu. Aman, Eneski Sosyalizmin sesi işitilmesin!” (Zortlama…, s. 85-89)

TİP’in 1966 sonbaharında yapılan 2. Kongresi, Partinin başına çöreklenmiş ABA’cı oportünizmin nasıl iflah olmaz bir tutum içinde bulunduğunu açıkça göstermişti. Bunun üzerine 1967 Ocağında SOSYALİST gazetesi yayına geçer. Hatta bu arada Vatan Partisînin yeniden örgütlenmesi fikri filiz vermeye başlar.

Ne var ki SOSYALIST’in gerçekleşebilmesi, 1966 yılı boyunca Yapı İşçileri Sendikası (YİS)’in yürüttüğü sendika1 çalışma ve özellikle 1966 sonlarında kazanılan Batman – İskenderun Petrol Boru Hattı İnşaatı greviyle mümkün olmuştu. YİS’in başarısı ve olanakları, en mirasyedice hovardalıklarla çarçur edilince, SOSYALİST ile birlikte her şey sil baştan oldu. Meydan, “tavan arası tıkırtılarıyla koşuşarak, senin dükkân kapansın, benim dükkân açılsın” diye bekleyen “küçükburjuva sosyalizmi”ne kaldı.

Bundan sonra, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, 1967 sonlarından 1970 başlarına dek iki yılı aşkın süre, hep başkalarının mevzilerinde dövüşerek yeni birikimler sağlamaya çalışacaktır.

Bir yandan da, “derinliklerin derinliklerinde” bekleyen kimi eserlerin yeni yazıya aktarılması sürdürülecektir. bu eserler arasında şunlar sayılabilir:“Diyalektik Nedir?”, “Metafizik Sosyolojiler”, “Devrim Nedir?”, “Kısaca Marksizm Düşünüşü (Gerçek Bilim)”, “Bilimsel Sosyalizmin Doğuşu (Marks-Engels Çağı)”, “Partide Konaklar ve Konuklar”, “Parti ve Fraksiyon”, kısmen “YOL: Genel düşünceler”, “Osmanlı Tarihinin Ruhu”, “Dirlik Düzeninin Kuruluşu ve İşleyişi”, “Osmanlılığın Dünya Tarihi İçindeki Yeri”, “Toplum Biçimlerinin Gelişimi (Marks’ta İlkel Komuna ve Tarih)”, “Diyalektik Materyalizm”, sonradan “Tarih Tezi” adıyla yayınlanan metinler “27 Mayıs ve Yön…”gibi…

Bunlardan bazıları, daha sonra çeşitli yayınevlerince yayınlanacaktır. Örneğin, “Metafizik Sosyolojiler” 1970 başlarında Arafat Yayınevince, “27 Mayıs ve Yön…” Ant Yayınları tarafından gene 1970 başlarında ve “Toplum Biçimlerinin Gelişimi” 1970 sonlarında Ekim Yayınları tarafından yayınlanmıştır.

TÜRK SOLU – AYDINLIK : Sosyalist 1967 Temmuzunda kapandı, Kasımda TÜRK SOLU yayına başladı. Dergide yazı yazması talebini olumlu karşılayan Dr. Hikmet Kıvılcımlı, TÜRK SOLU’nun hemen ilk sayısında : “Tartışabilir miyiz? Birinci Basamak : Türkiye’nin Düzeni” başlığını taşıyan küçücük bir yazı ile işe girişir.

Sonradan “Zortlama …” çıktığı zaman, çok sorulacaktır: Madem ki böyle eleştirileri vardı; Dr. Hikmet lcFDvılcımlı neden bunca yıl TÜRK SOLU ve AYDINLIK dergilerinde yazılar yazdı? Bunun cevabı daha o ilk yazıcıkta vardır: “Tartışabilmek” için.

TÜRK SOLU’nda, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, -diğer aktüel olaylarla ilgili çeşitli yazılar yanında- bilimsel sosyalist teoriyi en temelinden alıp geliştirerek vermek istemektedir. 4. sayıdaki “Türkiye’nin Düzeni”yle girişi yapar. 8. sayıdan itibaren, “Üretim” konusuyla ilgili seriye başlar. Fakat yazılar TÜRK SOLU’nda adeta sabotaja uğramaktadır: Derginin en ücra köşelerine konuluşları bir yana; yer darlığı bahane edilerek, koca koca paragraflar atılmakta, konular piç edilmektedir.

TÜRK SOLU çevresinin o günkü mantığı bellidir : Eneski Sosyalizmin söylediklerini hiç kavramış değillerdir; sırf Dr. Hikmet Kıvılcımlı da bizimledir görüntüsünü yaymak hesabı içindedirler.

Bunu daha ilk sayılarda gören Dr. Hikmet Kıvılcımlı TÜRK SOLU’ndan soğur. Düşündüğü seri yazıları orada sürdürmekten vazgeçer. Günlük yazılarla yetinir. Bunlardan en önemlileri : “Gençlik Yeni Bir Dünya İstiyor, Gençliği Azıcık Anlıyalım”, İsmet Paşa’nın o sıralarda yayınlanmaya başlayan anılarını değerlendiren “Birinci Emperyalist Evren Savaşı ve Türkiye” başlığı altında toplanabilecek seri yazılar ve “Çekoslovakya Meselesi” üzerine yazılan yazılardır.

1968 sonlarında AYDINLIK dergisi çıkmaya başlar. Aydınlıkçılar da yazı isterler. Dr. Hikmet Kıvılcımlı TÜRK SOLU için planladığı yazı serisini AYDINLIK’ta sürdürür.

TÜRK SOLU’nda “Üretim temeli” konmuştu. AYDINLIK’ta önce “Genel Olarak Sosyal Sınıflar” (Sayı 2), arkasından “Genel Olarak Sosyal Partiler”(Sayı 3) çıkar. Daha sonra “Türkiye’de Sınıflar ve Politika” (Sayı 5). “İşveren Sosyalizmi – İşçi Sosyalizmi” (Sayı 8), “Türkiye Halkının Teşkilatlandırılması” (Sayı 10) ile seri devam eder. Nihayet, Strateji – Taktik konularına geçilir: “Klasik Anlamıyla Strateji – Taktik Nedir?” (Sayı 11) ve “Genellikle Askercil ve Sosyal Strateji – Taktik” (Sayı 14) …

İşte bu sıralarda AYDINLIK ikiye bölünür. Bundan sonra, her iki taraf da, ellerinde bekletmekte oldukları değişik türden yazıları, sırf Dr. Hikmet Kıvılcımlı’yı kendilerinden göstermek kurnazlığıyla, zamanlı zamansız basmaya koyulurlar. Örneğin AL-AYDINLIK’ta “Dinin Türk Toplumuna Etkileri” yayınlanır. Öteki AK-AYDINLIK’ın elinde “Deccal Nasıl Kapımızı Çalıyor?” yazısı vardır, o da onu basmaya koyulur.

“Deccal…” yazısı 1969 yazında kaleme alınmıştı. Hatta o sıralarda, AKŞAM gazetesi yazıyı basmak ister mi? gibilerden, bir sondaj da yapılmıştı. Fakat cevap olumsuzdu. Seçim dönemi olduğundan yer darlığı bahane ediliyordu.

Dikkat edilirse, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, TÜRK SOLU ve AYDINLIK’taki yazılarla, tıpkı 40 yıl önce “YOL”da olduğu gibi, “bir tartışma platformu” oluşturmak istemektedir. Fakat, genç kuşaklar arasında belli bir birikim sağlama ötesinde, özlenen sonuç elde edilemez.

Başkalarının mevzilerinde dövüş ancak bu kadar olurdu. Netekim, Dr. Hikmet Kıvılcımlı da işin böyle yürümeyeceğini gördüğü için, 1969 sonları ve 1970 başlarında, geçmiş yazıların bir kısmını da yeniden değerlendirerek, “Oportünizm – Halk Savaşı – Zortlama” üçlüsünü kaleme alır. Hatta bunu yapmakta geç bile kaldığını söyler.

SEMİNER ve KONFERANSLAR:

Önce Tarihsel Maddecilik Yayınları ve Sosyalist gazetesi, arkasından Türk Solu ve Aydınlık dergilerindeki yazıları, Dr. Hikmet Kıvılcımlı adının enyeni kuşaklar arasında yavaş da olsa yayılmasına yol açmıştı. Öte yandan, Türkiye’nin sınıflar savaşı pratiği, bu pratiğin içindeki kimi elemanları burjuva sosyalizmi ve küçükburjuva devrimciliği etkilerinden kurtulma yönünde arayışa zorluyordu.

İşte bu şartlarda, 1967 başlarından itibaren, Dr. Hikmet Kıvılcımlı çeşitli yerlerde konferanslara, seminerlere çağrılmaya başladı. Önce FKF, sonradan DEV-GENÇ gibi öğrenci gençlik örgütleri, daha sonraları kimi TİP İlçe örgütleri bu işte önayak oluyordu.

Dr. Hikmet Kıvılcımlı her tarafa koşup bu talepleri yerine getiriyordu. Hele son zamanlarda, bir yandan hastalık, öte yandan taleplerin çoğalmaya başlaması, işini epey güçleştirdiği halde, gene de sık sık konuşma ve tartışmalarda yer almaktan, bunlar için uzun yolculukları göze almaktan geri durmuyordu.

Bu sıralarda alevlenen “Strateji” tartışmaları, TİP içindeki gelişmeler ve dolayısıyla Parti sorunu, Cephe sorunu, Türkiye’nin düzeni, gençlik olayları, milli mesele, ordu meselesi ve daha yığınla meseleler bu toplantılarda tartışılıyor, çözüm yolları gösteriliyordu.

Bu konferans ve seminerlerin, pek çok genç elemanın proletarya sosyalizmine kazandırılmasında önemli rolü olmuştur.

İ.P.S.D.

1967 Sosyalist’leri çıkarken, İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği (İPSD) adıyla bir örgütün kurulması gündeme gelmiş, fakat herşey gibi bu tasarı da gerçekleşme olanağı bulamamıştı.

1968 başlarında DEV-GÜÇ girişimleri ortaya çıkınca, İPSD konusu yine gündeme geldi ve 19 Mayıs 1968 günü kuruluş yapıldı. Kurucular arasında değişik çevrelerden kimseler yer almıştı.

İPSD, 12 Mart faşizmine dek üç yıl mücadele vermiş, Ankara ve İzmir’de ve İstanbul’un bazı ilçelerinde şubeler açmış, çeşitli gösteri yürüyüşleri ve toplantılar düzenlemişti.

Halkımızın en önemli iki ana sorunu olan İşsizlik ve Pahalılık manivelâsını kendine bayrak yapmış olan İPSD, bu dönemde, Dr. Hikmet Kıvılcımlı çevresinde sınırları belirsiz bir derlenişi gerçekleştirmiş ve belli bir birikim sağlamıştır.

Y.İ.S.

Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın 1960’ların başlarında çevresindeki genç elemanları sendikacılığa yöneltmiş olduğunu yukarıda belirtmiştik. Bu yöneliş, ürünlerini 1965 yılı kurulan Yapı İşçileri Sendikası (YİS) ile vermeye başlayacak, Boru-Hattı grevinin başarısıyla doruk noktasına ulaşacaktı.

Fakat tüm olanakların 5-6 aylık bir süre içerisinde çarçur edilmesiyle YİS fiilen çökmüş oldu. 1967 Mayısında yapılan Genel Kurul bu çöküşe en güzel örnektir.

YİS‘in temel direği olan İsmet Demir, diğer yöneticiler gibi, bu çöküşten yılmadı. O sıralar, gençliğin işçi sınıfına karşı gelişmekte olan ilgisini değerlendirerek, bu elemanlarla YİS’i yeniden diriltti. Bu şekilde, hem işçi sınıfımıza yeni yeni mücadele gelenekleri kazandırdı, hem de pek çok aydın gencin proletarya sosyalizmi saflarında yerlerini almalarına zemin hazırladı.

1970 başlarına gelindiğinde Türkiye’nin manzarası şudur: Sınıflar savaşı, 1968’lerden beri, evrim konağının yükseliş basamağına sıçramış durumdadır. 15-16 Haziran 1970’le birlikte bu gelişim büsbütün belirginleşecektir.

Öte yandan, gerek Burjuva Sosyalizmi (ABA’cı TİP Oportünizmi), gerekse Küçükburjuva Sosyalizmi (Türk Solu – Aydınlık) kriz içinde debelenmektedir. Ortada Proletarya Partisi yoktur. İşçi sınıfımız gerçi sendikalarda örgütlü sayılabilir ama, sendikaların da başını gangsterler tutmuştur. Geri kalan halk kesimleri tamamen örgütsüzdür. En örgütlü sayılan Gençlik devrimci eğilimiyle çıkış yolu arayışı içindedir.

Bütün bu hengâme ortasında “kafasını yitirmemiş tek insan” vardır : Dr. Hikmet Kıvılcımlı. Ama, işe bakın ki, tam bu sırada kanser illeti gelip O’nu kemirmeye başlayacaktır.

İşte, hasta haliyle, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, önce kafaları karıştıran tüm yanlış görüş ve eğilimlere tırpan atar, doğrularını ortaya koyar: “Oportünizm Nedir?”, “Halk Savaşının Planları”, “Devrim Zorlaması-Demokratik Zortlama” üçlüsü hazırlanır. Tarihsel Maddecilik Yayınları yeniden faaliyete geçer.

Arkasından, 1970 yazında, AYDINLIK dergisinin bir “Çağrı”sı üzerine, yakalanacak ana halka (alabildiğine dar Proletarya Partisi, alabildiğine geniş Devrimci Güçler Cephesi) en somut biçimde parolalaştırılır: “Anarşi Yok, Büyük Derleniş!” broşürü yayınlanır.

Ve nihayet, SOSYALİST gazetesi yeniden yayına başlar, “Başsız Develiğimize Son” verilecektir. Bunun somut anlamı: “Proletarya Partisi’nin Reorganizasyonu”dur.

SOSYALİST gazetesinde, herşeyden önce, “Bugünkü Türkiye Ekonomi Politikası” seri yazısıyla “ekonomi

Temeli” bir kere daha konur. “Bunalım Patlıyor”, “Bunalımın Kökü” gibi yazılarla ülkenin içinde bulunduğu kriz göze batırılır, 12 Mart darbesi önceden haber verilir.

“Halk Savaşının Planları” kitabından devrim stratejisiyle ilgili bölümler ve “Türkiye’nin Teorik Devrim Orjinalliği”, “Pratik Devrim Orjinalliğimiz: Gençlik – Ordu” yazılarıyla devrim sorunları işlenir. Bu arada “Devrim Nedir?” eseri teksir edilir.

“Başsız Develiğimiz” seri yazısıyla, genel krizin subjektif güçler plânına yansıması gözler önüne serilir. “Sosyalistlerin Birinci Görevi”, “İşçi Sınıfının Tarihçil Görevi”, “Proletarya Partisi Nedir?” yazılarıyla, “Başsız Develiğe Son” verecek olan “Proletarya Partisi’nin Reorganizasyonu”yönünde açıklamalar yapılır. “Vatan Partisi Tüzüğü ve Programı”nın yeni baskısı hazırlanır. “Sosyalizm Tarihimizden Teorik Bir Belge” seri yazısıyla hareketin tarihiyle bağ kurulur.

Bu arada, Ortanın Solu’ndan Maoculuğa dek, çeşitli eğilim, sapıklık ve provokasyonlarla polemik yürütülür: “Ortanın Solu ve Küçük Üretmenlerimiz”, “İt Ürüyor, Demek Kervan Yürüyor”, “Yeter Be! (Duyuru ve Çağrı)”, “Zuhur”, “CIA Sosyalizmi Nasıl Yapılır?”, vb..

Dağınıklığı gidermek üzere pratik bir girişim olarak Ankara’da 5 Mart 1971 tarihli Açık Oturum düzenlenir. Açık Oturum’un diğer iki sözcüsü olan Mihri Belli ile Mahir Çayan toplantıya gelmezler. Ertesi gün Dr. Hikmet Kıvılcımlı “Durum Yargılaması” konuşmasını yapar. Bir gece önce de Sosyalist’in Ankara Bürosu’ndaki sohbet toplantısında konuşur.

Bu iki konuşma “Proletarya Partisi’nin Reorganizasyonu” konusunda Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın ne düşündüğü bakımından epey aydınlatıcıdır.

“Durum Yargılaması”nda, “yerüstü”ndeki beş eğilimden ikisini (TİP ve Maoculuğu) ihanet batağında sayar. Diğer üç eğilimden Gençlik “Çete Yaratıcılığı” yoluna girmiştir. “Gerçeğe en yakın” olan Al-Aydınlık ise “Parti Yapıcılığı” telaşına düşmüştür. Oysa konu: “Parti’nin Reorganizasyonu”dur. Sosyalist’in Ankara Bürosu’ndaki konuşmada ise, diğer iki eğilim gelmese de, Partinin Reorganizasyonu’nun elbet gerçekleştirileceği belirtilir.

Ankara’daki konuşmaların üzerinden bir hafta geçmeden 12 Mart gelir. Dr. Hikmet Kıvılcımlı, İPSD kongresine katılmak ve Ege Üniversitesi’nde bir konferans vermek üzere İzmir’dedir. Olayı: “Ordu Kılıcını Attı” yazısıyla değerlendirmeye çalışır.

Bundan sonra, Sosyalist’te, başlıca, Finans-Kapitalin iki kanadı (Asker-Sivil) arasındaki çatlaktan yararlanarak çelişkileri derinleştirici yönde yazılar yer alacaktır: “Türkiye’yi Kim Yönetir?”, “Hükümet – Ordu – Sınıf”, “Sapa Oturan Parlamentarizm”, “Karma Değil: Karmakarışık”, “Hükümet – Adalet -İnsan” ve gazete için kaleme alınmış, fakat Sıkıyönetim gelince gazetenin kapanması üzerine yayınlanamamış olan “Para-Altın-Vatan”, “Tek Çıkar Yol: İşçi Sınıfının Mini Programıdır” gibi.

SON GÜNLERİ

… 26 Nisan’da Sıkıyönetim gelir. Mayıs sonlarında, iki arkadaşıyla birlikte, Alanya civarından bir motorla Türkiye’yi terkeder, Kıbrıs’a, oradan Lübnan’a ve nihayet Suriye’ye gidilir.

Suriye makamları Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve arkadaşlarına çok iyi muamele ederler. Ne var ki, sosyalist ülkelere gitmeye kararlıdır. Belirli temaslar sonuç vermeyince, uçağa atlanıp Sofya’ya gidilir. Orada haftalarca birtakım perde gerisi tartışmaların sonuçlan beklenir. Nihayet, Temmuz ortalarında, Sofya’dan Doğu Berlin’e ve oradan da Batı Berlin’e atılırlar.

Dr. Hikmet Kıvılcımlı, buradan artık bir arkadaşıyla önce Paris’e oradan da Yugoslavya’ya gider.

Yugoslav makamları da Dr. Hikmet Kıvılcımlı’ya çok iyi muamele ederler. Eylül ortalarında üçüncü ameliyatını Belgrat’ta geçirir. Ne yazık ki her şey boşunadır.

Bu çok kısa özetin tüm ayrıntılarını bizzat Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın kaleminden okumak mümkündür. Kendisi, gizli yaşamaya başladığı günlerden itibaren, ölümüne yakın günlere dek, “Günlük Anılar” adı altında yüzlerce sayfayı bulan notlar tutmuştur.

Sosyalist ülkelerden geri püskürtülüşün ilk belirtileri Sofya’da “Partiden tard” havadisçiğiyle ortaya çıkmıştır. Dr. Hikmet Kıvılcımlı bu sözleri duyunca çok sarsılır. “Günlük Anılar”da konuyu deşmeye çalışır. İlk akla gelen Dr. Şefik Hüsnü olur. Eski ilişkileri gözden geçirir, fakat bir sonuca varamaz: “Eğer öyleyse çok şaşarım!” der.

Kapitalist ülkelere püskürtülüş gerçekleştikten sonra, artık mesele dupduru ortaya çıkmıştır: Bu işin gerisinde Laz İsmail ve benzerleri vardır. Yugoslavya’daki bekleyiş döneminde Dr. Hikmet Kıvılcımlı oturup “Parti Anılarım” dediği “Kim Suçlamış?”ı kaleme alır. Nazım Hikmet, Lâz İsmail, Zeki Baştımar ve diğerleri hakkındaki izlenimlerini sergiler.

Niyeti, bundan birer nüshayı “Parti Sekreterlerine” göndermektir. Sonradan bundan vazgeçer. “Kim Suçlamış?”ın özeti mahiyetinde bir mektup kaleme alır. Hem Fransızca, hem de Türkçe olarak kaleme alınmış bulunan mektubu SBKP Birinci Sekreteri Brejnev’e gönderir. Eğer herhangi bir tepki görülmezse, “Mektup” çoğaltılıp “Parti Sekreterlerine” gönderilecektir.

Bu arada, ölümünden birkaç hafta önce, Sıkıyönetim Mahkemesine de iki mektup yazarak, hastalığı ve yurt dışında bulunuşu dolayısıyla kullanamadığı savunma hakkını kullanır.

Büyük acılar içinde bulunmasına rağmen, metanetini ve zihni faaliyetini hiç aksatmadan son günlerine dek örnek davranışını sürdürür. Mektupların yerlerine gönderilmesi faslı bittikten sonra, boş durmamak için, “beynimdekileri sağayım” diyerek, aklında kalan devrimci şiir ve marşları çevresindekilere yazdırmaya girişir.

Son birkaç gününü uyuşturucu ilaçların etkisinde geçirir ve 11 Ekim 1971 günü hayata gözlerini kapar.