Dostun ayinesi; düşman

Yazar:  Önder Özden

dost-dusman“Dostlarım, dost diye bir şey yoktur” ya da “(Çok) dostu olanın, hiç dostu yoktur” özdeyişlerinin sahibi Arisroteles. Hocasıyla, Platon, birlikte

image

Sofist “lafebeliğinin” üstesinden gelebilmek için bir dizi söz üreten bir filozofun ilk elde Sofistçe görünen bu cümleleri kurması tuhaf. Özdeyişler öğelerinin sahip olduğu anlamlar nedeniyle paradoksalmış gibi görünüyor; dost diye bir şey yoksa nasıl olur da birilerine dostlarım diye seslenirsiniz ya da çok dostu olmak neden dostu olmamakla sonuçlansın? (En çok istenen böylesi bir durum değil midir?) Eğer dilin çıkmazlarıyla uğraşılmak ve Aristoteles’e Sofistlik atfedilmek istenmiyorsa sorulara uygun yanıtlar üretmeli, aforizmaların anlamı açığa çıkarılmalı. Yukarıdaki deyişlerin taşıdığı anlam, dilsel çözümlemeyle değil, eğer dostluk ancak toplumsal bir uzam üzerinden mümkünse, siyasal eylemin mahiyeti ortaya konarak serimlebilir (ve aynı anda siyaset yapma tarzı da eylemin mahiyetiyle bağlantılıdır). Dolayısıyla özdeyişleri yerli yerine oturtmakla siyasal eylemin niteliğinin ne olduğunu belirtmek ve sonra da siyasal eyleyişin tarzı üzerine fikir yürütmek kolaylaşır.

Özdeyişlerin bizi sokabileceği fasit daireden kurtulmanın yollarından ilki cümlelerin öznesinden hareket etmek olabilir: Dost. Kimdir dost olan, nasıl bir bağlam gerekir dostluk için, birinin dost olarak kabul edilmesi neye bağlıdır? Bu sorulara verilebilecek uygun yanıtlarla dilin labirentinden kaçınılabilinir.

Diğer bir yol ise dostluğun karşıtından işe başlamak; düşman/düşmanlık. Böylesi bir akıl yürütme deyişlerin döngüselliğini kırmanın yanında anlamlarının ancak siyasal mantığın içinde kavranabileceğini de gösterir. Çünkü dostluğu var kılacak bir zemin ancak düşmanlık ilişkisi çerçevesinde inşa edilebilir, siyasal bir edim dost ile düşman arasındaki kesinti aracılığıyla var olur. Dostluğun, bir aradalığın vücut bulması ötelerde birilerinin olmasıyla, onların bizim sınırımıza girmemesiyle mümkündür. Bu hal modern bir olgu değildir ayrıca.

İlksel insanların genellikle mutedil oldukları, kıt kaynaklar nedeniyle zorlukla geçinen, savaştan, düşmanlıktan kaçan bir profil sergiledikleri varsayılır. Onlar doğanın azgın güçleri karşısında bitap ve naçardırlar. Titrek ay ışığı ve güçlü güneş, korkunun duvarında gedikler açamaz, her zaman tetikte rüzgârın akışına ayak uydurmaktan başka bir şey yapamazlar. Bütün uğraşları daha fazla karın doyurmak ekseninde, rastlantının güçlerince esir alınmışlardır. Oysa durum bundan farklıdır: ilkseller kendine yeterli bir ekonomiye sahip olmalarıyla tanımlanır. Bulundukları koşullarda kendilerine yetecek ölçüde zenginliğe sahiptirler. Kendine yeterlik ve başkasına bağımlı olmama karakteristik özellikleridir. Buna koşut olarak bağımsızlık ve kendine yeterlik ideali parçalanma ve savaş dinamiğine yol açar. İlksel kendi varoluşunu teyit etmek için birliğe değil parçalanmaya meyleder. Parçalanma dinamiği savaşın sonucudur, savaş parçalanma, bölünme nedeniyle vuku bulmaz. Çünkü ilksel toplum dağılma arzusu içindedir, onun varlığı kendine dönüktür. Bu anlamda, kendine yeterliği gerçekleştirmek için, savaş kaçınılmazdır; ilkselin savaşkanlığını sorgulamak onun toplumsal varoluşunu sorgulamaktır. Her ilksel topluluk kendi farklılığını doğrulama yoluna koyulur, ilkseli tanımlayan fiziksel kuvvet merkezkaç bir dinamiktir; derhal parçalanmaya, dağılmaya yaslanan bir mantıktır. Savaşmak toplumsal varlığın kökenine kazınmıştır, bu ilksellerin sürekli birbirleriyle savaştığı anlamına gelmez fakat daha çok savaş dolayısıyla ete kemiğe bürünen bir varoluşun olduğunu belirtir. Savaş ilksellerin kurucu dinamiğidir, savaş ve düşmanın varlığı tutunumu sağlar. Bütün bunlardan siyasalın toplumsal birliğin sağlanması bakımından onlar’a karşı biz’in oluşmasını gerektirdiği çıkar, söz konusu olan kolektif bir karşı karşıya geliştir. Toplumsal uzam, biz ve onlar’ın çatışmasından, kavgasından, pozisyon almasından müteşekkildir.

Aristoteles’in sözleri bu arka plan üzerinden değerlendirilmelidir. Aristoteles dostlarına aslında dost diye bir şey yoktur şeklinde seslenirken, dost olabilmenin koşulunun düşmanlığın ve savaşın ufku tarafından tanımlanabileceğini ve dost olarak bir arada bulunabilmenin ancak düşmanın varlığında mümkün olduğunu söylemek ister gibidir. Aristoteles “sizi bir düşmanım olduğu için dostlarım olarak görüyorum ama bu geçici bir durum çünkü her tür karşılaşma gizil bir çatışmayı bağrında taşır, bir sonraki adımda düşmanlar olarak yüz yüze gelmemiz içten bile değil” demektedir. Fakat son bir nokta var: neden ilerde düşmanınız olacaklara dostlarım diye seslenirsiniz ki, diş bilemek, görmezden gelmek olmadı haysiyetsizleştirmek varken? Burada mesele artık siyasal eyleyiş değil siyasal tutum, siyaset yapma tarzıdır.

Düşmana ve dosta karşı takınılan bu tutumu yerli yerine oturmak için başka bir Yunanlı’yı yardıma çağırmak gerekebilir. Bu konuda Mestrius Plutarkhos’un (MS 46 – 120?) “İnsan Düşmanlarından Nasıl Yarar Sağlar?” fragmanı önemli ipuçları sunuyor. Plutarkhos “hiçbir yırtıcı hayvanın olmadığı bir ülke bulunabilir” der ve “yöneticilerin rakiplerinin kıskançlığına, çekemezliğe ve rekabete yani düşmanlıktan yana zengin bütün tutkulara maruz kalmadığı bir siyasal yönetim görülmüş müdür” diye sorar. Ona göre başka nedenler olmasa bile dostluklar düşmanlıkları hazırlar. Düşmanlığın, biraradalığın siyasal eylemin olmazsa olmaz koşulu olduğunu teyit eder.

Yüzünü geçmişe dönerek Plutarkhos ilk insanların düşmanlarının yırtıcı hayvanlar olduğunu belirtir. Fakat insanlar, ona göre, yabanıl hayvanlardan yararlanmayı bildiler; etlerini beslenmek, postlarını giyinmek ve derilerini silahlanmak için kullandılar. Plutarkhos vahşi hayvanlar olmasaydı, onlardan yararlanılmasaydı insan yaşamının barbar, vahşi ve yoksunluk içinde kalacağını belirtir. Dolayısıyla insan daha ilk andan kendisine düşman olanı, kendisi ile yaraşanı dizginlemenin, ondan yararlanmanın koşullarını sağlamanın peşine düşmüştür. Vahşi yaşamı kendi için yararlı kılmanın toplumsal hayatta da karşılığını bulması gerektiği söyler Plutarkhos. Ona göre ahmaklar dostluklarını bozarken sağduyulu insan düşmanlıklarını dahi kazanca çevirir çünkü örneğin ateş dokunulursa yakar acıya sebep olur fakat aynı anda ısı ve ışık verir, kullanmayı bilene sonsuz olanaklar bahşeder.

Hasmı üzerinden fayda sağlanacak biri olarak değerlendirmekle birlikte Plutarkhos düşmanı kendi eyleyişini gözden geçirmenin, davranışlarını kontrol etmenin vesilesi olarak da görür. Romalıların, Yunanistan’a boyun eğdirildiğinde genel olarak Roma egemenliğinin artık tehlikelerden uzakta gelişebileceğini düşünmek yerine “asıl olarak şimdi tehlikedeyiz çünkü bizde korku ya da utanç uyandıracak hiçbir rakip bırakmadık kendimize” dediklerini aktarır. Plutarkhos fragmanına şöyle devam eder: “Sana diş bileyeni küçük düşürmek mi istiyorsun? Ona eşcinsel, kadınsı, kokuşmuş, soytarı ya da pinti deme; ama gerçekten insan gibi hareket et, ölçülü ol, doğruyu söyle, karşılaştığın kişilere insanca ve adaletli davran.” Çünkü kişi düşmanın davranışlarını küçümsemek ve ona hakaret etmek yerine düşmanının alışkanlıklarını, sözlerini, eylemlerini hakkaniyetli bir şekilde incelerse rakibinin üstünlüğünün çabukluğa, ileri görüşlülüğe dayandığını fark edecektir. Böylece, Plutarkhos’a göre insan şöhrete ve güzelliğe ulaşmak, düşmanına yetişmek ve onu geçebilmek için çabasını iki kat arttıracak, uyuşukluk ve gevşekliği kendisinden uzaklaştıracaktır. Düşman davranışlarından bir şeyler öğrenilecek olandır. Plutarkhos için düşmana karşı takınılan tavır kişinin kendisi ve dostları ile arasındaki ilişkide karşılığını bulur: “Düşmanlarımızı övme, onların başarısını görünce hınç ve acı duymaktan kendimizi koruma alışkanlığı kazanırken, dostlarımızın mutluluğunun ve tanıdıklarımızın başarısının bizde çok sık uyandırdığı o kıskançlık duygusundan daha çok uzaklaşırız”.

Bunların ışığında Aristoteles ve Plutarkhos’un sözlerinde kuruculuk üstlenen düşmanlık ile dostluk karşılaşmaya dayalıdır. Kaygan zeminler üzerinde varlık bulurlar, her ne kadar ikincisi birincinin sağladığı zemin üzerinde yükselebilse de. Dostlar bilkuvve düşmandırlar ve karşılaşmanın dinamiği gereği düşmana karşı aldığınız tutum siyasal başarının “sırrıdır”. O nedenle Aristoteles kendisine düşman olabileceklere dostlarım demekte bir beis görmemektedir. Düşman kora kor bir kavganın öznesi olduğu kadar müzakere edilebilecek, tartışılabilecek bir taraftır ve davranışları sağduyu ile incelenmesi gerekendir de. Bu tutum ahlaki değil karşılaşmaların dinamiğini merkeze alan bir duruştur. Düşmanlığın kuruculuğu altında dost ve düşman karşılaşmanın duraklarıdır ve düşmanla olan ilişki yansımasını dostlar arasında bulur.(sendika.org)