CÜNEYT ÖZDEMİR’İN TEKEL İŞÇİLERİNE TANIKLIK YAPTIĞI ANLARINI KALEME ALDIĞI ÇARPICI YAZISI

Yazar Cüneyt Özdemir   


BAŞBAKAN’I KIZDIRAN GAZETECİ CÜNEYT ÖZDEMİR YAZIYOR:


Burası terk edilmiş bir yer. Sanki büyük bir savaşın ya da doğal bir felaketin ertesindeyiz. Ya da yakınlarda bir yerlerde biz göremesek de bir savaş var…


DÜNYA SAVAŞI SETİ GİBİ
Muhtemelen çok geçmeden uzakta patlayan top seslerini duyacağız. Üzerlerinde kat kat giysileri ortada yanan varillerin etrafına toplanan sakalları uzamış erkeklere ya da gözlerinin feri sönmüş kadınlara bakarsak burası bir film seti olmalı.. Dünya savaşı hala devam ediyor herhalde. Veya zamanın ötesinde bir GOTHAM CİTY’e geldik. Evet, burası olsa olsa Türk usulü bir Gotham City olabilir.. Birazdan kara pelerini ile Batman ya da o çirkin ve çekici gülümsemesi ile Joker bir köşeden fırlayacak.


Oysa, burası Ankara.


Türkiye’nin başkenti AnkaraAnkara’nın da ortası. Kuru ayazının ve Kızılay’ının göbeği.
DİLİM VARMIYORTekel İşçilerinin 39 gündür kamp kurduğu Sakarya caddesine gelirken bu kadar tuhaf bir manzarayı göreceğimi hiç düşünmemiştim. Ben bu manzaraları daha çok savaş bölgelerinde ya da ortadoğunun mülteci kamplarında görmeye alışığım. Uyduruk naylonların altına kümelenmiş kadınlı çocuklu insanlar, ortalarında A takımından çalınmış gibi duran bir varil almışlar, odun yakıp ısınmaya çabalıyorlar. Üzerlerinde naylonlar gerilmiş. Pazar yeri gibi diyeceğim ama dilim varmıyor.


O kadar bile değil düşünün. Dışarıdan baktığınızda insanlar üzerlerindeki 8 kat hırkalar kazaklar, paltoları ile olduğunun iki misli gözüküyorlar. Gözlerinin içine baktığınızda ise herkes olduğunun yarısı kadar çekiyor.


Türk İş’in önüne doğru yürürken içimden bir ses “Burası benim gençliğimin birahaneleri, kitapçıları ve dershaneleri ile ünlü Sakarya caddesi mi sahiden” diye soruyor. Evet , burası orası ama sanki yıllardır hep buradaymış gibi yaşayan bu insanlar burayı bambaşka bir hale çevirmişler.
ÇADIR KENT KAMPI GİBİBaşkentin ortasında bir çadır kent bir mülteci kampı kurulmuş da bizim haberimiz yokmuş!


Bir köşede ÖDP karavana dağıtıyor. Diğer bir köşede çay ocağı kurulmuş. Bir diğer köşede bir giysi dağı duruyor. Başında Hacettepe Üniversitesinden bir öğrenci bedava giyecek dağıtıyor. Çadır demeye utandığım naylonlar , battaniyeler, ateş yanan variller ve insanlar insanlar insanlar…
8000 kişi.
39 gündür demek burada yaşıyorlar!
5 VAKİT NAMAZ KILAN KOMÜNİST OLDUMHer il kendine bir köşe bulmuş. Tekel işçileri genelde geldikleri ilden aynı tezgahta çalıştıkları insanlarla dayanışıyor. Hepsi illere göre ayrılmış ama aralarında hangi siyasetten insan ararsanız var. Bir çay sohbetinin arasına dalıyorum. Beni fark ettiklerinde sohbet aksıyor. 50 yaşlarında kilolu bir işçi bana dönüp “Bak ben buraya geldiğimde AKP’liydim şimdi 5 vakit namaz kılan komünist oldum” diyor. Herkes gülüşüyor etrafında.


Yeşilçam filmlerinden fırlamış bir replik gibi mağrur bir şekilde “Hepimiz şucu bucuyuz ama biz işçiyiz arkadaş, emeğimizin hakkını istiyoruz” diyor bıçkınca bir başkası. Alkış, kıyamet…


Başı türbanlı bir kadın elindeki telefon titreyerek yanaşıyor yanıma. Kendisi tezgahta çalışıyormuş. Batman çadırından geliyor.
DİLİM VARMIYOR“Gazeteci misin kardeş, 6 yaşımda kızım bana televizyondan el salla diyor, gösterir misin beni de?” diye ürkerek soruyor. Kızının adı Büşra. 4 çocuğundan en büyüğü. “Çocuklar nerede kalıyor bunca gündür ?” diye soruyorum. Gözleri dolarak “Komşuda” diyor. Kocasının durumunu sormaya dilim varmıyor.


“Seni göstermeyip kimi göstereceğim”diyorum.


Şarkıcı Alpay gelip bu insanların arasında dolaşsa sanırım o hüzünlü romantik şarkısının sözlerini bu umut ve hüzün denizine batırıp bir kez daha yazıp söylerdi belki. “Fabrikada tütün sarmıyor ve bun insanların kendileri de sigara içmiyor en önemlisi hayal kurmuyorlar artık, kuramıyorlar”


Ürkek ama kararlılar.
Çadırımsı uyduruk naylon sokaklarda dolaşırken hangi ilin çadırına girsem hepsinde kontrollü bir öfke var. Yıkıcı değil yapıcı bir öfke. İntikam için değil uzlaşmak için buradalar. Geleceklerinin yalnızca kendi geleceklerini değil çocuklarının geleceklerinin bu eylemin sonucuna bağlı olduğunu biliyorlar.


Biraz ileride Türk İş binasının kapısına varıyorum. Binanın alt katı açlık grevindeki işçilere ayrılmış. Bir konferans salonu düşünün koltuklarında açlık grevindeki insanlar oturuyor. Sahne bir paravanla ayrılmış orada doktorlar var. Yan oda kulis diyebileceğimiz bir yerde 50-60 şilte üzerinde yine anadolu işi battaniyeler yorganlar. Fenalaşanlar burada kalıyor. İşçilerin üzerinde beyaz bir kefen. Hepsi kendince bir slogan yazmış. Bir kadının üzerinde üç vesikalık fotoğraf asılı.


“Kim bunlar?” diye soruyorum.


“Kocam ve iki çocuğum. Bu eylemi onlar için yapıyorum” diyor.


3 gün süren açlık grevi hepsini perişan etmiş. Her 15 dakikada bir salonun bir köşesinde birisi yere yığılıyor. Sedye taşıyanlar koşturuyor kapıda ambulanslar var. Açlıktan bayılmanın rutine dönüştüğü bir salon artık burası.


AÇLIĞIN NEFESİNİ ENSENİZDE HİSSEDİYORSUNUZ.


Salonun çıkışında Ali Öz ile karşılaşıyorum. Benim böyle kadim gazteci dostlarım var sadece savaş meydanlarında ya da olayların ortasında görüşürüz. Türkiye’nin gayrı resmi ve gerçek tarihi Ali’nin fotoğraf kamerasının içindedir. En son Cizre’de denk gelmiştik birbirimize şimdi kısmet Ankara’nın ortasındaki bu Gotham City’deymiş demek ki…


“Ben böyle bir olayı yıllardır görmedim, ama benden başka da gören tek tük gazeteci var o kadar” diyor. 10 gündür buradaymış. “Bir ara İstanbul’a döndüm dayanamadım ertesi gün geldim. ‘Ankara’nın ortasında böyle bir ortamı göreceksin’ deseler inanmazdım. Bir tek ben değil burası öğrenci semti pek çok öğrenci de inanamıyor. Bu eylem sayesinde Üniversiteli gençler de gerçek işçi neymiş gördüler.” diye anlatıyor.
FİLM DEĞİL GERÇEKBakıyorum etrafta pek çok üniversiteli. Biraz çekingen biraz mesafeli ama hepsi destek için gelmişler çadır naylon kentin arasında dolaşıyorlar. Doğru pek çoğu en azından bu kadar çok işçiyi böylesine bir hak arama mücadelesini ilk kez görüyorlar. Üstelik film değil gerçek.


Bir üniversiteli “Yurtdan arkadaşlar hepimiz kalın eşyalarımızı topladık. 20 evde kalan arkadaşımız da destek oluyor. Bu eşyaları işçilere bedava dağıtıyoruz onların eşyalarını alıp yıkayıp geri getiriyoriz” diye anlatıyor. Gözlerim dolu dolu…
ANKARALI SAHİP ÇIKMIŞAnkara bu işçilere sahip çıkmış. Kimi börek getiriyor, kimi ‘gelin evimizde banyo yapın’ diyor. Ben gelmeden bir saat önce Sakarya esnafı toplanıp gelmişler ve İşçilere bir kez daha sahip çıkmışlar. Nitekim pek çok birahanenin bakkalın kapısında “Tekel işçilerine destek oluyoruz” yazıyor. Kimi dükkanlar bedava yemek dağıtıyor. Akşamları barlarda türbanlı işçiler uyuyor.


Buradaki işçilerin hiçbirinin dönmeye niyeti yok. Hiçbirinin aslında şu partiyle bu partiyle derdi de yok. Kendilerini kullandırtmamaya kararlılar. Babacan bir işçi yanıma yaklaşıp gizli bir sır verecekmiş gibi kısık bir sesle anlatıyor “Geçen gün bize desteğe gelen gençlerden birini deneyeyim dedim. ‘Gençler şeytan diyor şuradan bir taş alıp şu camları indir, isyan et ne diyorsunuz’ diye sordum. Gençler ‘Aman amca sen delirdin mi 35 gündür burada bunun için mi varsınız, sen yaparsan biz engelleriz’dediler çok hoşuma gitti…”


Beni en çok şaşırtan konuştuğum işçilerin bilinç düzeyi.


Neden burada olduklarının çok farkındalar.


Naylon semtin arasında dolaşırken üzerime bir süre sonra yanan varillerin isi içime ise Ankara’nın ayazı siniyor.
İSYAAAAAAANNNNTam o sırada sakalları uzamış bir adamın etrafındaki çemberi görüyorum. Bağıra bağıra ‘güller’ ile ilgili bir şiir okuyor, “Güle sormuşlar ne diyorsun?” mısrasını sanki etrafındaki insanlara sorarmış gibi okuduğunda onlarca kişi neşe ile bağırıyor. ‘İSYAAANNN’ Şair yeniden soruyor, etrafındakiler yeniden bağırıyor bu sefer üç kez; “İsyann, İsyannn, İsyannnnnn…” sonra yorgun ama çocuksu gülümsemeler.


Gülümseyerek işçilerin arasında yürüyorum…


Burası Ankara’nın ortası ama medyanın puslu kıtalar atlası.


Tek tük birkaç gazeteci dışında uyduruk ve klişe canlı yayın bağlantılarının ötesinde, gözden kaçırılan ve iktidarın gölgesinden ürkenlerin önünden geçmeyi tercih etmediği Türk-İş’in önünde Türk işi bir ‘gotham city’ platosu…


Birazdan canlı yayın başlayacak. Normal şartlarda böylesine görüntüler olduğunda ünlü gazeteciler yanyana dizilip bu manzaraya arkamımızı verip cümlelerimizi kurarız.


Etrafta benimle Ali dışında hiçkimse yok. Serdar Akinan arıyor. “Sabah geliyorum, oradayım” diyor.


O kadar.


Başka da kimsecikler yok..


Ama gazeteci olarak kimsecikler yok.


Yoksa buradakiler inanılmaz bir kamuoyunun kendilerini desteklediğini hissediyor. Kimse görmese de sizin gördüğünüzü ve onlarla üşüdüğünüzü anlıyor.


Bu mücadelenin ve sokakların üzerinde inanılmaz bir duygu bulutu yüklü. Ağlamamak için içimden 10’a kadar sayıyorum.


…derken bu kalabalık ıssızlığın ortasından canlı yayın başlıyor.