CENGİZ ÇANDAR’DAN İNCİLER

Yazar Vatan Postası

Emperyalist güç merkezlerinin eli ve aklıyla oynatılan kuklaların itirafnamelerini ibreti alem için yayınlıyoruz. Ortadoğu halklarının asıl düşmanlarından biri olan Barzani-Talabani yönetimi ve Irak’ın kuzeyindeki Amerikan güdümlü kukla çete-devlet yok edilmeden ne “terör” durur ne de Irak’ın toprak bütünlüğü sağlanabilir.

Onun için; Arabıyla, Kürdüyle Türküyle tüm Ortadoğu halkımızın düşmanı olan emperyalizmin maşası bu derebeyi artıkları ortadan kaldırılmadan gerçek barış sağlanamaz.

Diyarbakır, Van, Ağrı ve Doğubeyazıt’ta “turuncu devrim” provaları kışkırtılıyor ve ardından “şanlı!” Amerikan kuvvetlerinin ve “demokrasi! güçleri”nin, Normandiya benzeri “kurtarma” operasyonları planlanıyor. Peşmerge ile birlikte Amerikan ordusunun Güney’den girip GAP’ı işgali olabilir mi? Burası Yugoslavya mı? Türkiye Cumhuriyeti Ordusu’nu Yugoslav ordusu gibi ezmeyi ya da İran’a karşı kışkırtmayı mı planlıyorlar? Hevesleri kursaklarında kalacak.

Gerek Bağdat bölgesindeki Amerikan işgal kuvvetlerinin Kuzey’e doğru hareketlenmeye başlaması, gerekse de emperyalist metropollerden yükselmeye başlayan sesler Cengiz Çandar gibi “sahibinin sesi” “kalemleri” işte böyle cıyak cıyak bağırtıyor… (VP)

«KARA HAREKATI: NE KADAR, NEREYE KADAR

Irak’ın kuzey sınır bölgelerinde girişilen kara harekâtı dördüncü günü doldururken bunun bir “piknik gezintisi” olmadığı, yüksek sayılması gereken can kayıplarından belli oluyor. Harekâta subay ve astsubayların katılması, yani “uzman birlikler”in görev alması, “acemi askerler”in sahada bulunmaması, yüksek sayıdaki can kaybını daha da anlamlı kılıyor…

Çatışmanın sertliği; süresi ve kapsamına ilişkin soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Türkiye’de sesi hayli yüksek çıkan bir “tampon bölge oluşturulsun; Kuzey Irak’a yerleşilsin” korosunun bulunduğu malum. Kimi “uzmanlar”, çatışmaların birkaç hafta süreceğini ve nisan sonuna dek, Irak topraklarında kalmak gerekliliğine işaret ediyor.

Harekâtın kapsamı çok net ve kararlı biçimde belirlenmemişse, Kuzey Irak’a saplanma riski kadar, Türkiye’nin güneydoğusunda “istikrarın bozulması” ihtimali de canlanıyor. Askeri açıdan zaruri bir “güvenlik operasyonu” ile “işgalci güç” arasındaki sınır, bazen bir soğan zarı kadar ince olabilir. Masa başında yapılan hesaplar ile sahadaki mücadelenin gerekleri, ilkinden ciddi “sapma”ları da beraberinde getirebilir.

PKK’nın siyasi-askeri karargâhının Kandil dağ kompleksinde yer aldığı, silahlı güçlerinin önemli bir bölümünün de orada konuşlandığı bir sır değil. Kara harekâtı ise Kandil’den görece olarak uzak bir coğrafyada cereyan ediyor.

Düzensiz silahlı güçlerle “cephe savaşı” verilmeyeceğini, en basit askerlik bilgisine sahip olanlar bile bilir. Harekâtın, PKK’nın Türkiye’ye sızma yollarını temizlemek ve örgütün bölgedeki lojistik altyapısını çökertmeye yönelik olduğu da haritaya bakıldığı vakit anlaşılıyor. Ancak “görev tamamlanıp çekilindiğinde”, boşaltılan alanın PKK’lılar tarafından tekrardan doldurulacağı da tahmin edilebiliyor.

Bu durumda, Türk Silahlı Kuvvetleri, sınırın Irak tarafında kalacak mıdır? Kalacaksa, ne kadar süreyle kalacaktır? “Siyasi açı”dan kalabilmesi mümkün görülmekte midir?

Bunlar, geçerli “soru işaretleri” olarak duruyor…


Türkiye’nin, kara harekâtına “ABD onaylı” olarak giriştiği ortada. “ABD’ye rağmen” bir askeri harekât mümkün olamazdı. Bu da ortada. Ancak ABD “yeşil ışığı”nın bir “süresi” ve “mesafesi”nin bulunduğunu da görmek durumundayız.

Iraklı Kürtler, resmi ağızlarından, ABD’yi suçlamaya başladı. Daha önemlisi, ABD’nin Türkiye’ye yönelik politikasında, “İran’ı tecrit etmek uğruna”, Türkiye’ye PKK konusunda destek olmak gibi “dramatik” bir ayarlama yapan ve önümüzdeki hafta Ankara’da beklenen Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates’in açıklaması.

Gates, harekâtın “PKK sorunu”nu çözmeyeceğini açık bir dille ilan etti. Bu konuda sorulan bir soruya kestirmeden “Hayır” cevabını vermekte tereddüt etmedi. Gates, “Hayır” dedikten sonra, “Irak ve Afganistan’taki tecrübemizin, bir terörist sorunla baş edebilmek için güvenlik operasyonlarına girişirken bunun, ekonomik ve siyasi girişimler de gerektirdiğini gösterdiğini sanıyorum. Başvurulan askeri faaliyetlere ek olarak, Türkiye’de yaşayan Kürtler arasında kazanılabilir olanların kaygılarına cevap verecek ve PKK’nın terörist faaliyetlerinin ardındaki kitle zeminini ortadan kaldırarak Kürtlerin Türkiye’ye sadakatini sağlayacak girişimler gerekiyor” dedi.

Bunun kestirmeden tercümesi, Türkiye’nin “Kürt sorunu”nu çözmek için “siyasi proje” ortaya koymasının beklendiği. Halihazırdaki kara harekâtına ilişkin olarak ise Gates, “en kısa zamanda sonuçlanması”nı istediklerini açıkladı.

Harekâtın süresi uzadıkça, AB’den de yavaş yavaş itiraz sesleri yükselmeye başlayacak. Ayrıca, daha önce harekâta hayli zayıf bir tepki için “kuzey”deki Kürt yönetimi tarafından eleştirilen merkezi Bağdat hükümeti de “egemenliğinin ihlal edildiği”ni öne sürerek, sesini yükseltmeye başladı.

Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin Irak içlerinde kalma süresi uzadıkça, sıkıntının sadece “askeri alanda” değil; dış dünyada siyasi-diplomatik alanda da ortaya çıkacağı seziliyor.


Türkiye’nin, “Kuzey Irak bataklığı”na saplandığını ya da saplanmakta olduğunu henüz söyleyemeyiz. Bunun ölçüsü, silahlı kuvvetler personelinin, PKK’lılara ek olarak, Irak Kürt peşmerge güçleriyle de karşı karşıya gelmesidir.

Şu ana dek, harekât bölgesi peşmerge güçlerinin pek bulunmadığı, nispeten tecrit alanlarını kapsıyor. PKK’nın TSK’yı daha içerilere çekerek, peşmergelerle de çatıştırmak hesabı güttüğü fark ediliyor. PKK lider kadroları, zaten, Türk kara harekâtını Celal Talabani’nin davet ettiğini iddia ederek, “içerde kendi lehine kamuoyu oluşturmaya” ve Irak Kürt liderlerini, Türkiye’ye karşı koymaya zorluyor.

Türkiye’nin kara harekâtı, kapsamını genişletirse yani daha güneye, daha iç bölgelere kayarsa bu, tüm Irak’ın dengelerini etkileyecek boyutlara ulaşabilir, çok daha önemli siyasi sonuçlar doğurabilir.

Irak, hayli “kırılgan” bir yapıda. Bir süredir, ülkenin orta bölgelerinde elde edilen “terör ve şiddet olayları”ndaki nispi azalmada, Bağdat, Musul ve geleneksel Şii-Sünni çatışma alanlarına konuşlandırılan peşmerge güçlerinin mevcudiyetinin payı var. Eğer, Kürtler, bu güçlerini şimdi bulundukları yerlerden çekip, “kuzey”e kaydırırlarsa, Irak’ın orta bölgelerindeki pamuk ipliğine bağlı “güvenlik dengesi” de çöker. Ve ABD, böyle bir gediği dolduracak durumda değil.

Dolayısıyla ABD’nin “yeşil ışığı”, Türk kuvvetleri ile peşmergeler arasındaki çatışma ihtimalinde kalın bir “kırmızı çizgi”ye dönüşebilir.

Ankara karar mekanizması ve siyaset, bütün bu “ince ayarı” yapabilme becerisi demek.

Yapıldığından ya da yapılacağından emin olabilir miyiz?

Bu soruya gönül rahatlığıyla cevap verebilmek için önümüzdeki birkaç gündeki gelişmeleri beklemek ve görmek durumundayız…»