CEM GENÇLER’DEN “23 NİSAN’IN ÖNEMİ”

Yazar Derleyen: Cem Gençler   

22 Nisan 2008 tarihinde 2 saatliğine Şişli İlçe Milli Eğitim Müdürü olan Maçka İlköğretim Okulu 5-B sınıfı öğrencilerinden Cem Gençler;
* zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması için Şişli ilçesinin pilot bölge yapılmasını,
* gene Şişli ilçesinden başlatılarak, okulların tam gün yapılıp dersane bağımlılığının asgariye indirilmesini,
* meslek okullarının geliştirilmesi ve çoğaltılması için gerekli girişimlerin yapılması gerektiğini,
* ilköğretim okullarında süt-yumurta-ekmek beslenme saati uygulamasına başlanmasını, bunun için ilçe belediyesi, valilik ve halk örgütlerinden destek alınmasını,

* eğitimin ezbere dayalı olmaktan ve sınav-eleme labirentinden kurtarılması için yeni milli eğitim politikaları geliştirilmesi gerektiğini, eğitime ayrılan bütçenin çağdaş gereklere uygun bir seviyeye çıkarılmasını, bölge yatılı okullarının çoğaltılmasını,
* okul aile birliklerinin göstermelik olmaktan kurtarılıp her okul velilerinin, değişir ortaklı eğitim kooperatiflerinde örgütlenmesi gerektiğini,
* okullarda, öğrencilerin katılımıyla okul gazetesi ve dergisi çıkartılarak sorunların tartışılmasını sağlamak, sorunlara çözüm yolları üretmek gerektiğini, internet sitelerinin güncel ve sorunlara yönelik hale getirilmesi için çalışılmasını,
* kültür-sanat faaliyetlerine ağırlık verilmesi gerektiğini
söyledi ve ilgili şube müdürlerini çağırıp gerekli talimatları verdi… Cem, Sınıfdaşları ve yardımcıları Batuhan Ünsal ve Zeynep Naz Memiş ile birlikte işlerin takipçisi olacaklarını ve 2009’un 23 Nisanında tekrar burada olacaklarını kararlı bir dille belirttiler…
Toplantıda hazır bulunan Maçka İlköğretim Okulu Müdürü Ali Pırıldar ve Maçka İlköğretim Okulu 5-B Sınıfı Öğretmeni Necat Doğruol öğretmenlerimiz de konuların takipcisi olacaklarını bildirdiler.
Cem, “Şişli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü” görevinin sonunda, geçen sene 23 Nisan için hazırladığı dönem ödevini okudu…
Toplantı sonunda görevine geri dönen Şişli İlçe Milli Eğitim Müdürü Ömer İlhan Güneş, Şube Müdürleri Gülçin Duran, Kemal Kaya, M. Lütfullah Önder, Selahattin Altun, Rıza Bayram ve Yakup Pelit; Cem Gençler’in direktifleri doğrultusunda kollarını sıvayacaklarını bildirdiler. (VP)

“23 Nisan’ın Önemi” konulu bu ödevimi internetten ve babamdan yararlanarak hazırladım.
Cumhuriyetimizin kurucusu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün biz çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Çocuk Bayramı’nı  kutluyoruz. Atamız, ileri görüşlülüğü ile dünyada bir ilki oluşturmuş. Kurtuluş Savaşımızın lideri, geleceğin cumhuriyet nesillerine verdiği önemi ve duyduğu güveni, 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı’nı biz çocuklara emanet ederek göstermiştir.
23 Nisan’ın anlamını kısaca hatırlamaya çalışalım. İlk meclisimiz, 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu ilk döneminde kurulan hükümetler ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ adını taşımaktadır. Meclis’in Başkanı aynı zamanda Hükümet’inde başkanıydı. Hükümet üyeleri TBMM tarafından ve Meclis içinden seçilmekteydi. 2 Mayıs 1920 tarih ve 3 sayılı Kanun’la Bakanlar Kurulu’nun nasıl seçileceği belirlendi. Bu kanunla 11 Bakanlık oluşturulmuştur. Bakanlıklar, günümüze kadar çeşitli değişiklikler ile devam ede gelmiştir.
23 Nisan’ın diğer bir boyutu da ulusal egemenliğin sağlıklı genç nesillere emanet edilmesidir. Tabi sağlam kafalara. Sağlam kafa da sağlam vücutta bulunur. Bu da her şeyden önce sağlıklı beslenmeye bağlıdır. Sağlıklı ve nitelikli beslenmenin en tabii hakkımız olduğu, her çocuğun bu haktan eşit olarak yararlanması gerektiği unutulmamalıdır. Dünya genelinde yarım milyara yakın çocuk yetersiz besleniyor. Bu yüzden yılda 10 milyona yakın çocuk ölüyor. Çoğu kız 200 milyonun üzerinde çocuk hiç okul görmüyor. Bu gerçekler karşısında devletlere, hükümetlere ve halk örgütlerine konunun önemini kavratmak için 23 Nisan’ın ayrı bir önemi vardır. Bu nedenle hemen aklıma geliveren bir öneriyi söylemek istiyorum. Bir çok ülkede sürdürülen ‘Okul Sütü Programı’nın tüm ilköğretim okullarında hemen başlatılması gerektiği inancındayım.
Diğer yandan bizleri üzen başka bir konu da tarımda, sanayide ve hizmet sektörlerinde “çocuk işçiler” kullanılmasıdır. Özellikle tarım alanında çoğu kız olan çocuk işgücü, aile içi işlerde boğaz tokluğuna ya da gündelikçi olarak çok düşük ücretlerle çalıştırılmaktadır. Ülkemizde çocuk tarım işçileri, tarımda çalışanların yaklaşık yüzde 8 – 10’unu oluşturduğu belirlenmiştir. Sanayide ve hizmet sektörlerinde, kağıt ve çöp toplama işlerinde “çırak”, “toplayıcı”, “ayakçı”, adları altında kölelik şartlarında çalıştırılıyor çocuklar. İşsiz anne babaların çocukları dilencilik ve kap-kaç çetelerinin eline terk ediliyor. Onlar bizim kardeşlerimiz, arkadaşlarımız… Biz çocuklara yönelik aile içi şiddet ve dayak ise işin cabası.
Türkiye’de 5 milyona yakın çocuk okula gönderilmezken hangi gelişmeden ve kalkınmadan bahsedebiliriz? Biz çocukların çalışma durumu, ailenin ekonomik ve sosyal koşulları temelinde ele alınmalıdır. Böyle yapılmazsa, toplumun temel insan kaynağı ve geleceği olan biz çocukların karşılaşacağı sorunların içinden çıkamayız. Yukarıda da belirttiğim gibi; geleceğimizin teminatı olan çocuklara bu gün iyi koşullarda yaşayacakları bir doğa ve toplum yaratmak üzere her şeyi yapmalıyız. İşsiz, sigortasız, sendikasız anne babaların olmadığı, zengin fakir uçurumunun en aza indirildiği, eşitliğe ve adalete dayalı bir toplum herkesten çok biz çocukların hakkıdır. Çocuğuna en basit bir oyuncağı bile alamayan, bırakın oyuncağı, evine çocuklarını sağlıklı besleyebilecek gıda maddelerini bile götüremeyen anne-babaların üzüntüleri tarif edilebilir mi? Hele Irak’taki, Filistin’deki çocukların ve onların anne-babalarının çektiği zorluklar ve acılar… Tüm dünya çocukları kardeştir.