VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

Çeçen:”İkinci Bakü Kurultayı Toplanmalıdır”

Yazar: Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN


BİRİNCİ DOĞU HALKLARI KURULTAYI BAKÛ 1920

Giriş ya da Emperyalizmin Kısa Tarihi

1-7 Eylül 1920 tarihlerinde Azerbaycan’ın başkenti Bakü kentinde Doğu Halkları Kurultayı toplanmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemde yeni bir dünya düzeni kurulurken gündeme gelen bu kurultay, 20. yüzyılın uluslararası dengelerinin kurulması ve yeni bir dünya düzenine yönelmede önemli bir köşe taşı olmuştur. Bütün dünya devletlerini sarsan büyük imparatorlukların yıkılmasına neden olan Birinci Dünya Savaşı’nın son ermesi üzerine kazananlar, yenik düşenlere kendi çıkarları doğrultusunda barış antlaşmalarını dayatmışlar, gelecekte ikinci bir dünya savaşının ortaya çıkmasına yol açacak derecede haksızlıkları yeni ülkelere zorla kabul ettirmişlerdir. 20. yüzyılın başlarında, yaşanan bir dünya savaşı geçmişin düzenini geride bırakırken, geleceğe dönük yepyeni bir başlangıcın gerçekleşmesine yardımcı oluyordu,

Savaşın bitmesinden hemen sonra, Amerika Birleşik Devletleri Cumhurbaşkanı olan Wilson, kendi adı ile anılan prensipleri dünya kamuoyuna açılıyor ve bu doğrultuda yeni bir düzenin kurulması gerektiğini dile getiriyordu. Yıkılmış olan imparatorluklar coğrafyasını yakından ilgilendiren bazı ilkeler Amerikan devletinin zorlamasıyla gündeme getiriliyordu. Bu büyük savaşa girmeyen ama İngiltere’nin arkasına gizlenerek, İngiltere üzerinden gelecekteki dünya hegemonyasının ilk adımlarını atan Amerika Birleşik Devletleri, kendi başkanının ağzından yayınladığı on sekiz ilke ile eski imparatorlukları geride bırakan bir yaklaşımı öne çıkarıyordu. Birinci büyük savaşın sonucunda, Avusturya-Macaristan, Rus ve Osmanlı imparatorlukları tarihin derinliklerine gömülüyordu. Savaşın kazanan tarafında yer alan İngiltere ve Fransa gibi Batılı ülkelere bağlı olarak yüzyıllardır devam eden sömürge imparatorluklarının da artık geride kalması gerektiğini düşünen ABD, geleceğe dönük bir değişim sürecini gerçekleştirebilmek üzere başkanının ağzından bazı temel ilkeleri önererek, gelecekteki dünya egemenliğinin başlangıcını yapıyordu.

Amerika’nın, barış döneminde öne çıkmasıyla, İngiltere ve Fransa ortaklığına dayanan bir dünya düzeninin devam etmesi önlenmek isteniyordu. On beşinci yüzyıldan sonra dünyaya açılan Avrupa insanı, İngiltere ve Fransa gibi Batı Avrupa’nın büyük ülkeleriyle beş yüz yıllık bir dünya sömürge imparatorluğunu sürdürüyordu. Avrupa merkezli dünya devam ettiği sürece, bütün kıtalar ve adalar Avrupalı emperyalistlerin saldırılarına hedef oluyor ve daha sonraki aşamada da merkezî coğrafyada yer alan üç büyük imparatorluk İngiltere ve Fransa gibi Batılı emperyal güçlerin hedefine oturuyordu. Nitekim bu doğrultuda, Osmanlı’nın zayıflamasını dikkate alan bu Batılı iki emperyalist ülke Kıbrıs üzerinden Ortadoğu’ya girerek, merkezî coğrafyanın gelecekteki egemeni olmak için uğraşıyorlardı. Daha savaş bitmeden Mısır’ın başkenti Kahire’de bir araya gelen İngiliz ve Fransız subayları Sycos-Piccot Antlaşması ile Ortadoğu bölgesinin savaş sonrası sınırlarını çiziyorlardı.

Batı dünyasının önde gelen iki emperyal gücü olan İngiltere ve Fransa, savaş sonrasında Ortadoğu ülkelerini kendi sömürge yönetimleri altına aldıktan sonra Kafkasya bölgesine yönelmiş ve bu bölgeden hareket ederek bütün Hazar denizi ve çevresini kendi denetimleri altına almak istemişlerdir. Gelecekteki bütün maden ve enerji kaynaklarının bulunduğu bu bölgeye İngilizler ve Fransız egemen olabilmek için Irak ve Suriye üzerinden harekete hazırlanırlarken, Antalya’yı işgal eden İtalya’da Kafkasya girebilmek üzere Anadolu’nun doğu vilayetlerinden sömürge yönetimi kurabilmek için girişimlerde bulunuyordu. Batı’nın önde gelen üç büyük emperyal gücü Osmanlı İmparatorluğu’nun teslim olmasından sonra dünyanın merkezî coğrafyasının tam ortasında yer alan Hazar harekâtına kalkıştığı aşamada, savaşı yitiren tarafın başında yer alan Batılı emperyalist devlet Almanya, Osmanlı’nın son elinde kalan ordusunu Azerbaycan’a göndererek, diğer Batılı emperyalist güçlerin Kafkasya’yı ele geçirmesini önlemek istiyordu, Ne var ki, Sarıkamış olayı sonucunda yüz bine yakın Osmanlı askerinin şehit olması üzerine, Osmanlı ordusunun Kafkasya’da egemen olması mümkün olamamış, bu kritik bölgede geleceğe dönük olarak bir otorite boşluğu ortaya çıkmıştır. Ortadoğu’ya egemen olan İngiltere ve Fransa gelecekte bir Rus ya da İran tehdidi ile karşılaşmamak için, Kafkasya’ya girmeğe çalışmışlar, İngilizler bu doğrultuda İran’ı kullanmış, Fransa ve İtalya bu yarışta geride kalınca İngiltere’nin karşısına Rusya toparlanarak çıkmıştır.

Bir hanedan imparatorluğu olan Rus Çarlığı savaş sonucunda yıkılınca Rusya’da bir ihtilâl olmuş ve kısa zaman sonra bir sosyalist düzen kurulmuştur. Karl Marks’ın teorilerine ters düşerek, geri kalmış bir ülkede işçi sınıfı olmadan bir sosyalist devrim yapılmıştır. On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru 1871 yılında Paris’te gerçekleşen işçi sınıfının komün yönetimi, İngiltere ve Fransa gibi ülkeleri derinden sarstığı gibi Almanya’yı da çok yakından etkilemiştir. Marks’ın ortaya koyduğu doktrine göre, gelişmiş ülkelerde endüstrinin ilerlemesiyle işçi sınıfı ortaya çıkacak ve daha sonra devrim yaparak yönetime el koyacaktı. İşçi sınıfının oluşturacağı proletarya diktatörlüğü toplum içinde burjuva sınıfını ortadan kaldıracak ve sonunda yaratacağı sınıfsız toplum ile eşit ve âdil bir düzen kuracaktı. Ne var ki, Paris komününden çok korkan gelişmiş Batılı ülkeler kendi ülkelerinde önlemlerini alarak sosyalist bir devrimin önünü kesmişlerdir.

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Avrupa ülkelerinde hızla gelişen sosyalist akımlar daha sonraları Batılı burjuva yönetimleri tarafından bölünmüşler ve ihtilâlci sosyalizm yerine, sermaye ile işbirliğini ve burjuvazi ile paylaşımı savunan sosyal demokrasi hareketleri geliştirilmiştir. İngiltere, Fransa ve Almanya gibi gelişmiş ülkelerde sosyal demokrasiler sayesinde gelişen işçi sınıfının önü kesilmiş ve artı değerden pay alan ılımlı bir işçi sınıfı ihtilâlcilikten vazgeçerek uslu çocuk olmayı kabul etmiştir. Demokrasiye uyum görünümü altında liberal politikalar benimsenmiş ve bu sayede burjuvazinin egemenliğine dayanan Batılı kapitalist sistemler demokrasi görünümünde sermayenin çıkarları doğrultusunda sürdürülmüştür.

Sosyalist devrimin Avrupa’da gerçekleşmesi, burjuvazinin sosyal demokrasi uygulamaları ile önlenince, yüzyıla yakın bir süredir Avrupa’yı baskı altına alan ihtilâlci potansiyel daha doğuya kaydırılarak, çöken Rus çarlığının ülkesi olan Rusya!da bir sosyalist kızıl devrim örgütlenmiştir. Birinci dünya savaşının yaratmış olduğu büyük bir çöküntünün tam ortasında elli beş kişinin oluşturmuş olduğu Bolşevik örgütü, gelişmiş endüstri ve işçi sınıfının bulunmadığı Rusya’da kızıl bir ihtilal gerçekleştirmiştir. Elli beş kişi içinde, bir Rus, dört Alman ve elli yahudinin bulunduğu bir Bolşevik örgütü, işçi sınıfının olmadığı, endüstrinin hiç ortaya çık madiği, çöken Çarlık düzenin geride bıraktığı köylü ve yoksul kitlelerin üzerine basarak bir sosyalist ihtilâli gerçekleştirmiştir. Sovyet devriminin hazırlık çalışmalarını yürüten Leon Troçki New York borsası tarafından finanse edilmiş ve desteklenmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Batı kapitalist sisteminin merkezi Londra’dan New York’a taşınırken, New York borsası 1871’de kurulan Alman Birliği’ne karşı 1877 yılında Chicago’da on büyük sanayicinin kurmuş olduğu dünya devleti daha sonraları New York’a geçerek dünya kapitalist sistemini yâni dünyanın en büyük kentinden yönetmeye başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda eski sömürge imparatorlukları ile doğunun geri kalmış imparatorlukları karşı karşıya gelirken, geleceğin dünya imparatorluğunu oluşturmaya çalışan dünya devleti ABD üzerinde gelişmeleri yönlendirmeğe çalışmış, savaşa girmeden, savaş sonrasının hazırlıklarını yürütmüştür.

Kafkasya üzerinden bütün Hazar bölgesinin İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya gibi eski ve güçlü Batılı emperyal devletlerin eline geçmesini istemeyen dünya devleti ve Siyonizm, geleceğin yeni dünya düzenini oluşturmak üzere, Hazar bölgesini Türklerin, Müslümanların, İran ve Batılı emperyal devletlerin kontrolü dışında tutmak üzere bir kızıl ihtilâli Moskova’da örgütlemiş ve New York borsasından gönderilen paralarla kızıl bir ordu kurularak, bütün Hazar bölgesine el konulmuştur. Geleceğin petrol/maden ve diğer enerji kaynaklarının bulunduğu bu bölgenin Batılı emperyal devletlerin eline geçmesini istemeyen Siyonist dünya devleti, New York borsasının dolarları ile Avrupa’nın doğusundaki bir köylü ülkede kızıl devrim yaptırarak, Azerbaycan’ı ele geçiren Osmanlı ordusunu Kafkasya’dan kovmuş, İngiltere ve Fransa ordularının bu bölgeye girmelerine izin vermemiş ve Moskova gibi uzak bir merkezde oluşturulan kızıl devrimin askerî gücü ile bu bölge geleceğe dönük olarak bir rezerv bölge konumunda el altında tutulmuştur. Görünüşte Batı emperyalizmine karşı yapılmış olan Sovyet ihtilâli, aslında gene Batı’nın içinden çıkmış olan dünya gizli devletince örgütlenmiştir Troçki, New York’tan borsanın sağladığı dolarlar ve özel bir gemi ile ihtilâl hazırlıklara için Rusya’ya gönderilirken, ihtilâlin gerçekleşmesinde sonra da Lenin bir gece İsviçre’nin Cenevre kentinden özel bir tren ile Moskova’ya gönderilerek, devrimci yönetimin başına geçmesi sağlanmıştır. Dünya devletinin Avrupa ayağının örgütlendiği İsviçre, ABD üzerinden yürütülen bu sosyalist görünümlü kızıl devrimin liderini Moskova’ya göndererek katkı sağlamıştır. Bazı gizli Batılı örgütlerin Troçki ve Lenin’e yardımcı oldukları sonraki dönemlerde yayınlanan belgelerle açıklığa kavuşmuştur.

Dünyanın merkezinde Rus Çarlığı ve Osmanlı İmparatorluğu gibi iki büyü Doğulu devlet yapısı çökertilirken, Batı’nın içinden çıkmış olan kapitalist dünya devleti dünyanın merkezine el koymak üzere bir Batılı model olan sosyalist ihtilâl ile Rusya gibi geniş bir ülkede kendine bağlı bir yeni siyasal yapılanmayı bölge halklarına dayatıyordu. İşçi sınıfının olmadığı bir ülkede sosyalist devrim, Yahudi aydınlar aracılığı ile gerçekleştirilirken bir an önce Kızıl Ordu kurularak Rus halkının tepki göstermesi önleniyor ve dünyanın merkezî coğrafyasının kalbi olan Hazar bölgesi ele geçirilerek bu bölge Türklerden ve Müslümanlardan alınırken, Batının önde gelen emperyal devletlerinin de eline geçmesi önleniyordu. Gelecekte bir dünya devlet hedeflenirken, merkezî coğrafyada kalıcı bir egemenlik istenmiyor ve geçici olarak bu bölgeleri denetim altında tutacak siyasal yapılanma Sovyet devrim ile Rusya üzerinden bu bölgeye Kızıl Ordu ile taşınıyordu. Kızıl Ordu sahip olduğu büyük New York borsası desteği ile çok güçlü bir askerî güç olarak güneye iniyor ve İran ile Irak üzerinden Kafkasya’ya çıkmaya çalışan İngiliz ordusunun önünü kesiyordu.

Kızıl Ordu ile Kafkasya ve Hazar bölgesini Türkler ve Müslümanlardan alan, bu bölgelere Batılı emperyal devletlerin girmesini önleyen dünya devleti, yeni Sovyet rejiminin kuruluşunda ve Kızıl ordunun yetiştirilmesinde Amerikan ordusundan yararlanıyordu. Birinci Dünya Savaşı’na girmeyen ABD ordusu, görünüşte İngiltere’yi destekliyor ama gizlice Rusya’nın içinde de hem sosyalist devrimin hazırlanmasında Troçki’ye yardım ediyor hem de Kızıl Ordu’nun örgütlenmesini tamamlıyordu. Amerikan ordusu, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Rusya’yı terk ederken, batı sınırından değil ama doğunun en ucundaki Vladivostak limanından ayrılıyor ve Kızıl Ordu’nun düzenlediği gizli bir merasim ile ABD ordusu Bering Boğazı üzerinden memleketine geri dönüyordu. Bu gerçekler son yıllarda yayınlanan İngiliz arşiv belgelerinde dünya kamuoyuna açıklanmıştır.

Amerikan devleti ve ordusunu kullanan Siyonist ve emperyalist dünya devleti, Sovyet devrimi ve Kızıl Ordu ile Hazar bölgesini diğer devletlerin elimden kurtarıyor ve geleceğin dünya devletine bu bölgeyi tahsis etmek üzere hiç bir siyasal devlet ya da hegemonya yapılanmasına izin vermiyordu. Ne var ki, emperyal güçlerin alinden sosyalist görünümlü bir rejimle kurtarılan bu alanda yaşayan halkların ne olacağı, belirsizlik konumuna düşüyordu İşte bu belirsizliği aşmak üzere, Moskova’daki sosyalist rejimin öncülüğünde ve ABD üzerinden dünya devletinin desteğinde, Avrupalı emperyalist ülkelere karşı bir Doğu Halkları Kurultayı 1-7 Eylül 1920 tarihinde Azerbaycan’ın başkenti olan Bakü kentinde düzenleniyordu. Yirminci yüzyılın kaderi çizilirken doğunun sahipsiz ve devletsiz halklarının temsilcileri böylesine bir uluslararası konferansa dâvet edilerek, siyasal boşluk, tamamlanma isteniyordu. On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru oluşan dünya devleti, geçmişin ulus devletlerini ve onlara bağlı sömürge imparatorluklarını geride bırakabilmek amacıyla, Avrupa’nın doğusunda bir büyük sosyalist yapılanmayı destekleyerek, kendi denetimindeki ABD ile beraber SSCB denilen büyük karşı kutup ile dünya dengelerini yeniden kurarak, eski imparatorlukları devre dışı bırakırken, geleceğe dönük tek bir dünya devletinin hazırlıklarını yapma doğrultusunda geçici olarak iki kutuplu bir dünya düzeninin yirminci yüzyılda gündeme gelmesini, hazırlıyordu.

Doğu Halkları Kurultayı

Yirminci yüzyılın başlarında Azerbaycan’ın başkenti olan Bakü’de Doğu Halkları Kurultayı’nın gündeme gelmesinde Sovyetler Birliği ve Kızıl Ordu üzerinden New York’taki dünya devletinin etkisi ve yönlendirmesi bulunduğu daha sonraki gelişmelerle ortaya çıkmıştır. Bölgedeki Türk ve Müslüman imparatorluk dağıtılırken, Avrupa’nın dört Hıristiyan büyük devletinin de bu coğrafyaya girmesi engellenmek isteniyordu. Bu doğrultuda, o dönemde dünyanın doğusu sayılan bu bölgedeki devletsiz ve sahipsiz halk topluluklarının, bir uluslararası konferansa çağırılmalarının anlamı çok büyüktü. Hindistan’ın İngiliz sömürgesi olması, Çin’in afyon savaşı ile uyutulması Uzakdoğu’nun dünya sahnesinden uzak tutulmasını sağlıyor. İngiltere merkezli dünya düzeninde Kafkasya ve Hazar bölgesi Yakındoğu ile Uzakdoğu arasında kalan bir doğu bölgesi olarak öne çıkıyordu. Bu nedenle, Rusya İmparatorluğu’nun sınırları dışında kalan Kafkasya, Hazar, Sibirya ve Orta Asya’da yaşayan halk toplulukları ile beraber eski Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşamlarını sürdüren doğu halkları da bu kurultaya dâvet edilmişlerdi. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Rus ve Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesi yüzünden Batılı emperyalist güçler Doğu’ya girmek ve istila etmek istiyorlardı. Karşılarında herhangi bir engel kalmamıştı. İşte bu aşamada Rusya’da sosyalist bir devrim yapılarak, Amerikan dolarlarıyla çok güçlü bir Kızıl Ordu kuruluyor ve Avrupalı emperyal güçlerin karşısına çıkarılıyordu. Savaş galibi Batılı emperyalistlere karşı ancak, sosyalist devrim ile kurulan Sovyetler Birliği ile onun denetimindeki Kızıl Ordu durabilirdi. Yeni kurulan Sovyetler Birliği Doğu’nun bütün mazlum halklarına sahip çıkıyor ve dünya devletinin desteği ile Doğu Halkları Kurultayı’nın Kafkasya’nın merkezi olan Bakü kentinde düzenlenmesi için harekete geçiyordu. Sosyalist devrimin önünü çektiği sosyalist ülkeler ile Doğu halklarının temsilcileri Bakü’de bir araya gelerek, savaş sonrası dönemin koşullarını görüşüyorlar ve geleceğe dönük olarak düşüncelerini dile getiriyorlardı. Ne var ki, sosyalist ülke temsilcileri ile Doğu halkları adına kongreye katılanlar tam bir görüş birliğine varamadıkları için, Bakü Kurultayı sonrasında kalıcı bir örgütlenme ya da kurumsallaşma gerçekleşememiştir. Kurultay sonrasında kalıcı bir örgütlenme olmayınca, Bakü’de dile getirilen düşüncelerin uygulamaya aktarılması da tam olarak başarılamamıştır.

On dokuzuncu yüzyıldan yirminci yüzyıla geçerken, önemli bir köşetaşı olarak gerçekleştirilen Bakü Kurultayı’nda ele alman konular her yönü ile bütün dünya ülkeleri için anlam taşıyan tartışmalara katkıda bulunmuştur Osmanlı ülkesi ile İran ve Rusya üçgeninde gündeme gelen Batılı emperyalist saldırılara karşı Doğu’nun mazlum halklarının Bakü’de bir dayanışma içine çekilmek istendiği görülmektedir. Doğu halklarının hamisi olarak öne çıkan Sovyetler Birliği’nin ana gücü olan Kızıl Ordu’nun Polonya’da yenilmesi Batı ülkelerindeki sosyalist rejimlerle Sovyetler Birliği’nin arasını açmış ve bunun üzerine Sovyetler Birliği Doğu halklarının bir araya getirilmesine öncelik vermiştir. Sosyalist Enternasyonal’de Batılı sosyalist partileri arkasına alamayan Sovyetler Birliği Doğu halklarını arkasına alabilmek üzere Bakü Kurultayı açılımını gerçekleştirmiştir. Dünyanın kuzeyinde bir büyük alana yayılan Sovyetler Birliği Batılı ülkeler tarafından dışlanınca bu kes Avrupa’ya karşı Asya’yı öne çıkarmış ve Asya kıtasının ön kısmı ile orta bölgelerinde yaşamakta olan Doğu halklarının birlikteliğini Batılı emperyal güçlere karşı gündeme getirmiştir. İngiliz, Fransız, Alman ve İtalyan emperyalizmleri dünyayı paylaşmak üzere kavga ederken, Sovyetler Birliği de Doğu’nun temsilcisi olarak Doğu halklarına sahip çıkan bir toplantıyı organize etmiştir.

Çanakkale Savaşı ile başlayan Batı emperyalizminin Doğu’ya olan saldırı süreci daha sonraki aşamada bir büyük dünya savaşı ile devam ederek, Doğu Avrupa’da hüküm sürmekte olan üç büyük imparatorluğu tarihin derinliklerine gömmüştür. Çanakkale Savaşı, Hıristiyan Batı’ya karşı Müslüman Doğu’nun direnişini gündeme getirmiş ve bunun sonucunda da Anadolu’da Kuvay-ı Millîye hareketinin ortaya çıkmasına giden süreç başlamıştır. Savaş sonrasında Osmanlı Devleti’nin teslim olmasına rağmen Anadolu halkı direnmiş ve Kuvay-ı Millîye mücadelesi ile geleceğin bağımsız Türk devletinin temellerini atmıştır. 1918 yılında Osmanlı devleti teslim olunca Anadolu devletsiz kalmış, bir yıllık direnişten sonra 1919 yılında Millî Mücadele başlamıştır. Atatürk’ün Samsuna çıkışı ile başlayan yeni dönemde Türkler bir Doğu halkı olarak Batılı emperyalist devletlerin saldırılarına karşı koymuşlar, bunlara karşı direniş hareketleri örgütleyerek kendi ülkelerini dış tehdide karşı korumuşlardır. Bakü Kurultayı tam da Türk Millî Kurtuluş Savaşı’nın ortasında gündeme gelmiştir. Önceliği Anadolu’nun doğusuna veren Atatürk bu bölgede Erzurum Kongresi’ni yaptıktan ve Ermenilerle Gürcülerin ordularını yendikten sonra yavaş yavaş Anadolu’da bir ulusal inisiyatif yaratmaya başlamıştır. Osmanlı sonrasında, Anadolu’yu ele geçirmek bu merkezî ülkede yeni bir devlet yapılanması kurmak isteyen çeşitli inisiyatifler, Doğu halkları içerisinde örgütlenmeye çalışmışlar ve bunun, sonucunda da Bakü Kurultayı’nda yer almışlardır.

Bakü Kurultayı’na Doğu Avrupa halklarıyla beraber bütün Ön Asya ve Orta Asya halkları katılmışlardır. İki bine yakın delegenin katıldığı kurultayı içinde Türkler önemli ölçüde yer almışlardır. Türkistan’dan gelen 235 Türk delegeye karşılık Anadolu’dan otuz delege gelmiştir. Kurtuluş Savaşı devam ederken hem eski devletin hem de yeni siyasal yapılanmanın temsilcilerinin Bakü’ye geldikleri görülmektedir. Osmanlı devletini temsilen Enver Paşa ve Bahattin Şakir gibi isimler katılırken, Anadolu’daki ulusal kurtuluş, mücadelesini temsilen de İbrahim Tali Öngören ve Şevket Süreyya Aydemir gibi temsilciler geliyordu. Türk dünyasının tanıdığı bazı yazar, düşünce adamı ve siyasetçiler de Bakü Kurultayı’nda Türk delegasyonu içerisinde yer almışlardır. Avrupa emperyalizmine karşı Rusya’da gerçekleşen devrimin bir benzerinin, Anadolu’daki Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında gerçekleşmesi, doğal olarak Ankara ile Moskova’yı yakınlaştırmıştır. Bu çerçevede, Bakü Kurultayı’na katılan delegeler içerisinde Ankara’ya yakın olanlar daha etkili olmuşlar. Enver Paşa gibi imparatorluğun batışında önemli rolleri olan siyasetçilere ise, Kurultay’da fazla ilgi gösterilmemiştir. O savaşı kaybeden İttihatçılar prestijlerini yitirirken, ulusal bir kurtuluşu başarıya ulaştıran Kemalistler daha da öne çıkıyorlardı.

Sovyet devrimi sonrasında ilk doğu halkları kurultayı Moskova’da toplanmış ama bundan istenen sonuç elde edilemeyince, bu kez Kafkasya’nın merkezi olan Bakü’de ikinci bir Doğu Halkları Kurultayı daha iyi bir organizasyon ile gerçekleştirilmiştir. Azerbaycan Sosyalist Cumhuriyeti’nin o dönemdeki başkanı olan Neriman Nerimanov’un Mustafa Kemal’e olan hayranlığı da Anadolu hareketinin temsilcilerinin Bakü’de daha etkili olmalarına yardımcı olmuştur. Moskova’da bir grup Enver Paşa aracılığı ile Anadolu’yu yönlendirmeye çalışırken, Azerbaycan’ın Anadolu hareketinin yanında yer alması ve ilk büyükelçiliği Ankara’da açmasıyla beraber Türk devletinin Azerbaycan da daha etkili bir konuma geldiği görülmektedir. Bu aşamada Mustafa Kemal Lenin’e mektup yazarak Avrupalı emperyalistlere karşı dayanışma ve işbirliği talebinde bulunması da, Türk-Sovyet işbirliğinin önünü açmıştır. Lenin’de Mustafa Kemal’in emperyalistlere karşı savaşımının desteklenmesi gerektiğini açıkça dile getirmiştir.

Bolşevikler Bakü Kurultayı’nın toplanmasıyla, Doğu halklarının desteğinin kendi arkalarında olduğunu bütün dünyaya göstermek istediler. Ayrıca Doğu halklarını sosyalist bir çizgiye çekmek ve böylece sosyalist devrimi bütün Asya’ya yaymak için çaba gösterdiler. Enver Paşa ile İslâm dünyasına, Kemalist hareket ile de Türk dünyasına yeni bir açılım yapmak istediler. Batı ülkelerinden gelen sosyalist partilerin Batı’nın emperyalist devletlerinin etkisiyle hareket etmeye başlamaları üzerine Sovyet yönetimi Doğu halklarını arkasına alarak Batılı sosyalistlere karşı yeni bir çıkış yapma fırsatını elde etti. Bakü kentinin sahip olduğu jeopolitik konumu Türk ve Müslüman halklarla buluşabilmek için bir istasyon olarak gören Bolşevikler, kendi yönetimleri altında bir Doğu Birliği’ne giden yolu açmak istemişlerdir. Çöken Rus Çarlığı’nın yerine gene Rus egemenliğinde bir ideolojik imparatorluk Asya topraklarında örgütlenirken, bütün Doğu halklarının böylesine bir yeni siyasal yapılanma içerisinde yer almaları Bakü Kurultayı ile gerçekleştirilmek istenmiştir. Sultan Galiyev ve arkadaşlarının Orta Asya ve Ural-Altay kökenli Türklerle Müslümanları bir araya getiren bir Müslüman Ural-Altay devletinin önünün kesilebilmesi için de Bakü Kurultayı, Bolşevik yönetimi tarafından kullanılmıştır. Kurultay sonrasında Sultan Galiyev hareketinin önü kesilerek, Moskova merkezli federasyona Ural-Altay halkları dahil edilmemişlerdir.

Doğu Halkları Kurultayı’nda Konuşulanlar

Sovyetler Birliği’nin temsilcisi Zinovyev’in açış konuşması ile başlayan Bakü Kurultayı’nda sosyalist enternasyonal adına Kari Radek ve Macar devriminin öncüsü Bela Kun ilk söz alan delegeler olmuşlardır. Azerbaycan ve Bakü’de sosyalist rejimin kuruluşu dile getirilerek, İngilizlerin desteğindeki Menşeviklere karşı bir söylem ilk toplantıda öne çıkartılmıştır. Kapitalist emperyalizme ve sömürüye karşı çıkılması gerektiği dile getirilerek Doğu ve Batı halkları arasında uluslararası bir dayanışma düzeninin kurulması istenmiştir. Doğu halklarının kardeşçe birliğinin sağlanmasının dünya barışına hizmet edeceği ifâde edilmiştir. Avrupa’nın sosyalist partilerinden gelen temsilcilerinde söz alarak destekledikleri Doğu Halkları Kurultayı kapitalist emperyalizme karşı halkların mücadelesinde yeni bir aşama olarak öne çıkıyordu. Birinci oturumun açılışını yapan Azerbaycan Devleti Başkanı Narimanof, Doğu halklarını sermaye yönetiminin zulmünden korumak üzere böylesine bir toplantı düzenlediklerini açıklamıştır. İnsanın insan tarafından sömürülmesine son varmak isteyen bir yaklaşımla Doğu halklarının bir araya getirildiği açılışta dile getirilmiş, Asya’nın milyonlarca köylüsü uyandırılarak sömürgeciliğe karşı bir mücadelenin örgütlenmesine çalışılmıştır. Geri kalmış Doğu halklarının geliştirilmesi, uyandırılarak dünya ile bütünleştirilmesinin hedeflendiği gene bu doğrultuda ifâde edilmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki genel durum ortaya konulduktan, yeni dünya düzeninin nasıl kurulması gerektiği, Doğu halklarının temsilcilerinin hepsine söz verilerek görüşleri alınmış, böylece geniş bir katılım hedeflenmiştir.

Avrupa ülkelerinin emperyalist saldırılarına karşı Asya kıtasında ciddî bir direnişin örgütlenmesi gerektiği dile getirilirken, bu doğrultuda Sovyetler Birliği’nin öncülüğü isteniyordu. Sovyetler Birliği temsilcisi, İngiliz ve Fransız emperyalizmlerine karşı Doğu halklarının kutsal bir savaş başlatmalarını talep ediyordu. Sovyet temsilcisi Radek’in Osmanlı coğrafyası olan Yakın Doğu bölgesi için hazırlamış olduğu rapor okunmuş, bu alanda İngiltere ile Rusya arasında bir hegemonya mücadelesi olduğu açıklanmıştır. Yakın Doğu için Almanya’nın da çekişmeye kalkışması Birinci Dünya Savaşı ile beraber sona ermiş, Osmanlı topraklarının parçalanmasında savaş galipleri olan İngiltere ve Fransa daha etkili bir konumda olmuşlardır. İngiliz emperyalizminin zaferi ile Yakın Doğu toprakları Batılı emperyal güçlerinin denetimi altına girmiş oluyordu. Ortadoğu petrolleri Türklerin elinden alınarak İngiliz ve Fransızlara verilmiş, böylece Almanya devre dışı bırakılmıştı. SSCB temsilcisi Kari Radek kurultaya sunmuş olduğu raporunda savaşla beraber ortaya çıkan bütün değişiklikleri delegelere anlatıyordu. Emperyalizmin dayattığı ekonomik yıkım sömürgelerde direnişlere yol açıyor ve bu aşamada Rusya’da Sovyet devrimi gerçekleşerek Doğu’nun ezilen halklarına bir umut oluyordu. Bütün dünyanın başkaldıran halkları ile Doğu ülkelerinin toplumlarının Sovyetler Birliği’nin öncülüğünde bir antiemperyalist mücadeleye girişmelerinin kaçınılmazlığı ortaya çıkıyordu.

Azerbaycan’ın sosyalist yönetim başkanı Nerimanof, Enver Paşa’nın Azerbaycan’ı Rus emperyalizminden kurtararak Alman emperyalizmine teslim etmek istemesini bir türlü anlayamadıklarını bu yaklaşımı ters bulduklarını anlatarak, Azerbaycan’ın Türk ve Alman emperyalizminin adamlarından temizlendiğini kurultaya açıklıyordu. Kurultaya katılan Enver Paşa bu açıklamalar üzerine çok zor durumda kalıyordu. Nerimanof, Enver Paşa’ya karşı çıkarken, Mustafa Kemal yönetimine sempatik bakıyor ve ilk büyükelçiliği Ankara’da açan ülke sosyalist Azerbaycan oluyordu. Türkiye’nin hiç bir zaman emperyalist bir politika izlemediği ve her zaman için kendi ülkesine korumak üzere savaşlara girdiği gene bir başka delege tarafından kurultayda dile getirilmiştir. Avrupa sermayesine dayanan Batı emperyalizminin Doğu halklarını ezmek istediği anlatılırken, Osmanlı Devleti’nin buna karşı çıkmak için savaşa girdiği söylenmiştir. Doğu ülkelerinin çalışan halk kitlelerinin içinde bulundukları çıkmazdan nasıl kurtulacakları konuşulurken, Türkleri ve Müslümanların mücadeleleri sürekli olarak dile getirilmiştir. Batı’nın saldırganlığına karşı çıkmak ve yenilmemek için Sovyetler Birliği’nin çatısı altında toplanılması ve Sovyet iktidarının desteklenmesi gerektiği kurultay da anlatılmıştır. Sovyet iktidarının en doğal müttefikinin Doğu’nun çalışan halk kitleleri olacağı, Moskova’dan delegeler tarafından ifâde edilirken, kurultay tam bir Sovyetler Birliği destekleme ortamına dönüştürülmüştür. Sovyetler Birliği’nde başlayan sosyalist devrimin bütün Doğu ülkelerine yayılması ve dünya halklarının bir dünya sosyalist devletinin çatısı altında bir araya gelebilmeleri için mücadele yapılması istenmiştir.

Kurultay’a İstanbul merkezli Osmanlı Devleti adına katılan Enver Paşa ile Ankara merkezli Türk devleti adına katılan İbrahim Tali Öngören dördüncü oturumda söz alarak birbiri ardı sıra konuşma haklarını kullanmışlardır. Enver Paşa konuşmasında, Batı emperyalizmine karşı bu toplantıya düzenleyen üçüncü enternasyonale teşekkür ederek söze başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin emperyalizme karşı direnmek için savaşa girdiğini, bağımsızlığa korumak için Almanlarla işbirliği yaptıklarını, emperyalistlerin orduların Osmanlı topraklarından kovmak için mücadele ettiklerini, Azerbaycan’da istemeden yanlış bir konuma düştüklerini, bütün emperyalist devletlerden nefret ettiklerini, çalışmadan zengin olanlara karşı çıkılması gerektiğini, savaşın en kötü anlarında Ruslarla beraber hareket etmek istediklerini, emperyalistlerle olan boğuşmadan yenik çıktıklarını ama umutlarını yitirmediklerini, Sovyetler Birliği’nin öncülüğünde Batılı emperyalistlere karşı mücadeleye devam edilmesi gerektiğini, bu kurultayın yenilenlere ve ezilenlere yeni bir umut verdiğini, Doğu halklarının kendi adlarına kendi gelecekleri ile ilgili kararları gene kendilerinin vermeleri gerektiğini, halkların mutluluğu için savaşlara karşı çıkılması gerektiğini, eski Osmanlı ülkelerindeki devrimci örgütleri kendisinin temsil ettiğini, mücadelenin uzun olacağını ama zaferin mutlaka ezilenlerin birliği ile sağlanacağını söyleyerek kürsüden inmiştir.

Ankara hükümeti adına söz alan İbrahim Tali Öngören ise, dünya emperyalizminin Türkiye dört yıl içinde tam bir tükenişe götürdüğünü, Türk köylüsünün kendi düzenini korumak üzere eline silâh aldığını Anadolu halkı iç ve dış nedenler başkaldırmak zorunda kaldığını, batıdan Yunan, doğudan ise Ermeni saldırıları yüzünden Türk köylüsünün savaşmak ve kendi düzenini korumak zorunda kaldığını, İngiliz ve Fransızların Anadolu madenlerine göz diktiklerini, bunun üzerine bütün Anadolu halkının örgütlenerek kutsal bir kurtuluş savaşına kalkıştıklarını, Anadolu hareketinin asla bir burjuvaziye dayanmadığını ama yoksul köylü hareketi olarak geliştiğini, her türlü sömürüye karşı Anadolu devrimcilerinin kararlı bir biçimde dillendiklerini, Moskova’ya gönderilen heyet ile Sovyetler Birliği ile yakın ilişkiler kurulma istendiğini, Anadolu’nun uygarlığa dönük yürüyüşünde son evladı ayakta kalana kadar savaşacağının kesin olduğu, Sovyetler Birliği’nin desteğinin Anadolu hareketinin başarıya ulaşmasına yardımcı olacağını, Anadolu devrimcilerinin sonuna kadar emperyalizme direneceğini, ülkedeki hainlere karşı savaşılacağını, Sovyet Rusya’nın Anadolu halkına kurtuluş için elini uzattığını, Anadolu halkının son evlâdı ölene kadar bağımsızlığını korumaya kararlı olduğunu, Sovyet Rusya’nın öncülüğündeki Doğu halklarının devrimci dayanışması içinde Anadolu halkının yer alacağını kurultay üyelerine açıklamıştır. Bu iki konuşma üzerine kurultay başkanlık divanı bir oylama yaparak şu kararları almıştır: İngiliz ve Fransız emperyalizmlerine karşı Türk kurtuluş savaşının desteklenmesi, Anadolu hareketinin yalnızca emperyalistle karşı değil ama içerideki sömürüye karşı da korunarak ezilen işçi ve köylere sahip çıkılması gerektiği ve bu doğrultuda Türkiye’deki ulusal devrimci hareketin sonuna kadar desteklenmesi gerektiği karar altına alınmıştır. Böylece Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yürütülmekte olan Ulusal Kurtuluş Savaşı bir halk hareketi olarak Bakü Doğu Halkları Kurultayı tarafından desteklenmiş ve bu kararlar dünya kamuoyuna bu doğrultuda açıklanmıştır. Ulusal kurtuluşçu bir hareket olarak Türk Ulusal Savaşı, Doğu halklarının tam desteğine kurultay kararı ile sahip olmuştur.

Kurultay’da uluslararası gelişmeler ve son durum, milliyetler ve sömürgelerin durumları, sömürgecilik karcısında milliyetler sorunu, Doğu ülkelerinde Sovyet yönetimlerinin kurulması, Sovyetler Birliği’nde sosyalist iktidarın kurulması üzerine ortaya çıkan sorunlar, Doğu ülkelerinde tarım ve endüstri faaliyetlerinin örgütlenmesi ile ilgili konular, Batı ülkelerinin işçi ve çalışan kesimlerine dönük konular ayrı ayrı başlıklar hâlinde ele alınmış ve çeşitli oturumlarda tartışılarak bu konularla ilgi kararlar alınmıştır. Kurultay’ın kapanış oturumunda bütün Doğu halklarına yönelik olarak bir bildiri karar altına alınmıştır. Bu bildiri incelendi zaman; dört yıllık dünya savaşı sonunda halk kitlelerinin yıkama mâruz kaldığı, büyük savaşın Avrupa’da olmasına rağmen Asya ülkeleri üzerinden Doğu halklarını da büyük zararlara uğrattığı, İngiliz ve Fransız ordularının bütün dünya ülkelerinde saldırılarla halkların telef olmasına neden oldukları, Türklerin elinden vatanlarının alınarak başka ülkelere ve halklara verildiği, Türklerin kendilerini yok sayan barış koşullarını hiçbir biçimde kabul etmedikleri, İngilizlerin Türklere yaptıkları kötü muamelelerin Doğu halklarına örnek olması gerektiği, İran halkına esir muamelesi yapıldığı, İngilizlerin Doğu halklarını baskı altına almak için Japonya’ya işbirlikçi bir ülke olarak seçtiği, Doğu halklarının geri kalması ve sömürülmesi ile İngilizlerin bütün dünyada egemenlik kuracağı, gaddar ve istilacı İngiliz emperyalizminin bütün Doğu halklarını yok etmeye yöneldiği, Doğu halklarının kendilerini emperyalizmin sömürüsünden kurtarabilmek içi bir araya gelmeleri gerektiği, Sovyetler Birliği’nin öncülüğünde bütün doğu halklarının Batı emperyalizmine karşı birleşerek karşı koymaları gerektiği, İngiliz istilacılarına karşı Doğu’nun bütün ülkelerinin ve halklarının ortak bir mücadele ile ayağa kalkmaları gerektiği, Doğu’nun mazlum halklarının birlikteliği ile Batı emperyalizminin haksız düzeninin yıkılabileceği gibi konular dünya kamuoyuna açıklanmıştır. Sovyet devriminin bütün dünyaya yayılması gibi bir arayış döneminde gündeme gelen Bakü Doğu Halkları Kurultayı’nda Doğu’nun bütün halklarının Sovyetler Birliği’nin arkasında ve çatış altında birleşmesinin hedeflendiği anlaşılıyordu. Birinci Dünya Savaşı’nı yarattığı büyük yıkım böylesine bir tepkiyi davet ediyordu.

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında bulunan petrolün geleceğin dünyasında ana enerji kaynağı olarak gündeme gelmesi üzerine, Avrupa’nın bütün emperyal devletleri gözlerini Kafkasya ve Hazar bölgesine dikmişlerdi. Hazar bölgesinin ana merkezi konumundaki Bakü bu yüzden bütün dikkatlerin toplandığı kent konumuna gelmişti. Ön Asya gücü olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması üzerine Orta Asya yolları açılıyor ve dünyanın ana karasına, merkezî coğrafyadan İngiltere ve Fransa gibi Avrupa’nın iki azılı emperyal gücü girmeye çalışırken, Almanya ve İtalya’da bu iki gücü izleyerek Hazar bölgesinde geleceğe dönük bir hegemonya alanı oluşturmak istiyorlardı. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun Ortadoğu topraklarının İngiltere ve Fransa tarafından paylaşılması üzerine Almanya ve İtalya Kafkaslara gelmek ve bu bölgede üs edinerek geleceğin petrol ve enerji coğrafyasında daha etkili bir konuma gelebilmek için mücadele ediyorlardı. Ne var ki, Sovyetler Birliği’nin ABD destekli Bakü Doğu Halkları Kurultayı, bu bölge halklarını uyandırarak, Sovyet emperyalizminin kuyruğuna takıyor ve bu yoldan Avrupalı emperyalistlerin Avrasya bölgesinin ana merkezî olan Hazar alanına girmelerini önlüyordu. Geleceğin dünya devleti olmaya hazırlanan ABD’nin hem Sovyet devrimini desteklemesi hem de finanse ettiği Kızıl Ordu aracılı ile Hazar coğrafyasını Avrupalı güçlere kapatması, yirminci yüzyılın ana çekişme gündemini belirliyordu.

Sovyetler Sonrası Durum

Kafkasya’nın yüksek sıra dağlarının oluşturduğu Kafkas seddi Rusya’nın güneye inmesini önleyebilmek için batılı güçler tarafından gündeme getirilen bir öneri idi. Özellikle İngiltere, Bolşeviklere karşı desteklediği Menşeviklerin Gürcistan üzerinde üslenmelerini örgütlemiş ve her an bir Menşevik harekâtının Kafkasya üzerinden Bolşeviklerin alternatifi olarak Rusya topraklarına girebilmesi için kendisine bağlı bir Menşevik yönetimi Gürcistan’da iktidara getirmişti. İngiltere’nin Kafkasya’ya girmesini izleyen Fransa’da kendi ülkesinde barındırdığı büyük Ermeni diasporasının desteği ile bir Taşnak iktidarının Ermenistan’da işbaşına gelmesini sağlamıştı. İngiltere Menşeviklerle Gürcistan’ı kontrol ederken, Fransa’da Taşnak örgütü aracılığı ile Ermenistan’da kendi iktidarını oluşturmuştu. Sovyet Rusya bu durumdan fazlasıyla rahatsız olmuştu, özellikle Almanya destekli Osmanlı ordusunun da Azerbaycan’a girmesi üzerine, dünya devleti ve ABD bu durumdan fazlasıyla rahatsız olmuş ve hemen Sovyetler Birliği’ne güçlü bir destek sağlanarak Kızıl Ordu’nun Kafkasya seferi örgütlenerek, Kuzey Kafkasya tam olarak Sovyet egemenliğine alınmış, Güney Kafkasya ülkelerindeki Almanya, İngiltere ve Fransa yapılanmalarına son verilerek hepsi Sovyetler Birliği çatısı altında bir konfederasyon düzenine doğru yönlendirilmiştir. Kızıl Ordu’nun Kafkas seddini geçerek Güney Kafkasya ülkelerini hegemonya altına alması sonrasında, Bakü Kurultayı toplanabilmiştir. Avrupalı sömürgecileri devre dışı bırakın ABD-SSCB ittifakı, Bakü Kurultayı ile, bu bölgede yaşayan Doğu halklarını Sovyet devrimi yönüne çekmişlerdir. Bu aşamadan sonra Sovyetler Birliği’nin demir perdesi çekilmiş ve Türkiye’nin Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan ile olan sınırlarının tamamı Türkiye ile Sovyetler Birliği sınırına dönüşmüştür. Bakü Kurultayı tam bu dönüşümün orta yerinde gerçekleşen bir örgütlenme olarak bütün Kafkasya’yı Sovyet hegemonyasına açmış, İran ve Türkiye’yi bölgeden uzak tutarken, Avrupalı emperyalistleri geldikleri yere geri göndererek, gelecekte Hazar bölgesini Sovyet sonrası dönem için Amerika’ya ve Amerika üzerinden Siyonist dünya devletine rezerv bölge olarak hazır tutmuştur.

Birinci Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen Sovyet devrimi kurulmuş olan Sovyetler Birliği yetmiş beş yıllık bir zaman dilimi sonrasında dağılmak durumunda kalmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılması ürerine serbest kalan Orta Asya, Güney Kafkasya ve Baltık ülkeleri yeni yapılanmalara doğru yönelmişler ve dış dünyaya açılarak Batılı ülkelerle her türlü ekonomik ve siyasi ilişkilere girmişlerdir. İki kutuplu dünyadan tek kutuplu bir düzene geçiş küreselleşme olgusu ile beraber ortaya çıkınca, ABD emperyalizmi öncülüğünde Batılı ve sermayeci güçler eski Sovyet hinterlandına girerek bu bölgedeki ülkeleri yeniden sömürgeleştirme çabası içerisine girmişlerdir. Eski Sovyet ülkeleri ile beraber Varşova Paktı üyesi olan diğer sosyalist devletler de dışa açılmayla beraber Batı emperyalizminin ağır baskıları altına sürüklenmişler ve hızla sömürgeleşerek Sovyetler Birliği döneminden daha yoksul ve geri bir duruma düşürülmüşlerdir. Sovyetler Birliği’nin kurucusu olan Rusya Federasyonu beş yıl içerisinde hızla toparlanarak güçlenince yeniden dışa açılmış ve eski Sovyet Cumhuriyetleri ile beraber sınır komşusu olan eski sosyalist ülkeleri yakın çevre olarak gördüğünü ve bu doğrultuda bu ülkelerle kendi çıkarları doğrultusunda yakından ilgileneceğini bütün dünyaya ilân etmiştir.

Sovyetler Birliği’ni bir ideolojik imparatorluk olarak sosyalizm düşüncesi üzerine oturtmuş olan Rusya devleti, küreselleşme döneminde yeniden toparlandıktan sonra hem bir ulus devlet hem de kendi sınırları içerisinde yer alan büyük ülkelerin oluşturduğu dev bir federasyon olarak yeni dünya düzeni içerisinde kendisine yer aramaya başlamıştır. Yakın Çevre Doktrini çerçevesinden bu ülkeleri teker teker kendine çeken Rusya, eski Sovyet Cumhuriyetleri’ni gene kendisinin merkezinde yer aldığı Bağımsız Devletler Topluluğu adı altında bölgesel bir gevşek konfederasyona yönlendirmiştir. Ne var ki, dışa açılan eski Sovyet Cumhuriyetleri’nin yoğun bir Amerikan ve Avrupa saldırısıyla karşı karşıya kalması üzerine eskisi gibi sıkı bir beraberliği Rusya kendi çıkarları doğrultusunda oluşturamamış ve bu devletler emperyal güçlerin hegemonya çekişme alanı olarak yeni dönemde dünya gündemindeki yerlerini almışlardır. Balkanlar’da başlayan çekişmeler daha sonraları Kafkaslara yayılmış ve buradan da Orta Asya’ya geçmiştir. Süper güç ABD tam bu aşamada bir Avrasya stratejisi uygulayarak, dünyanın merkezî coğrafyasını ele geçirmeye yönelmiştir. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar olan bölgede ABD at koştururken, bölgenin merkezî ülkesi olarak Türkiye’yi çok yönlü olarak kullanabilmenin çabası içerisine girmiştir. Özellikle eski Osmanlı hinterlandında İsrail ile beraber hegemonya oluşturmak isteyen ABD’nin Türkiye Cumhuriyeti devletini merkezî ülke ve güç olarak kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya kalkıştığı görülmektedir. Avrupa Birliği ve Rusya’ya karşı Balkanlar’da üstünlük sağlamaya çalışırken eski Osmanlı birikimi doğrultusunda Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne karşı sahaya süren ABD ve İsrail ikilisi, Ortadoğu’da İsrail’i rahatlatmak üzere gene Yeni Osmanlı misyonu ile Türkiye’yi kendi çıkarlarına alet etmeye kalkışmışlar, Ortadoğu ve Kafkaslar’da hegemonya kurarken, Irak ve İran’a karşı da Türkiye’yi bir cephe ülkesi ve daha da ileri giderek bir savaş ortağı olarak kullanmak istemişlerdir. Bu doğrultuda Türkiye sürekli olarak İran, Irak ve Suriye ile karşı karşıya getirilerek, İsrail ve ABD’nin çıkarlara doğrultusunda komşuları savaştırılmak üzere her türlü kışkırtma ve provokasyona mâruz bırakılmıştır.

Türkiye’yi savaşa sokamayan ABD Irak batağına saplanıp kalmış, gene hiç ilgisi olmayan bir biçimde NATO üzerinden Türk ordusunu Afganistan’da Rusya ve Çin’e karşı sahaya sürebilmenin çabası içine girmiş ve bu doğrultuda Türkiye’deki kendi denetimindeki Amerikan mandacısı siyasal kadroları kullanmaya çalışmıştır. Yahudilerin kutsal rüyası olan Büyük İsrail İmparatorluğu’nun oluşturulması doğrultusunda dünya devletinin planlarına uygun bir biçimde Avrasya hegemonyasına kalkışan ABD, bu coğrafyada kendisine rakip olabilecek Avrupa Birliği, Almanya, Rusya, Çin, Hindistan ve İran gibi büyük siyasal güçlere karşı NATO üzerinden Türkiye’yi bir cephe ülkesi gibi kullanabilmenin arayışı içinde olmuştur. Özellikle Balkanlar’da Avrupa Birliği ile Rusya’ya ve Almanya’ya karşı, Kafkaslar’da İran ile Rusya ve Çin’e karşı, Orta Asya’da gene Rusya, Çin ve Hindistan’a karşı Türk varlığını ve birikimini yeni bir dünya devleti oluşturabilme doğrultusunda yönlendirmeye çalışmıştır. Merkezî coğrafyada Osmanlı gücünün eksikliğini Türkiye ile tamamlayarak, Rusya’nın yeniden Kafkasya, Orta Asya ve Balkanlar’da etkili olmasını önlemek istemiştir. Son zamanlarda enerji nakil hatlarının geçtiği Karadeniz bölgesinde de benzeri bir aktif çabayı sürdüren ABD, Boğazlar’a yerleşerek Türkiye’yi Rus hegemonyasına karşı Karadeniz’de de kullanabilmenin girişimlerini sürdürmüştür.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması üzerine Batı emperyalizmi adına Avrupalı ülkeler Hazar bölgesine girerken, Kızıl Ordu tarafından durdurulmuşlar ve Bakü Kurultayı ile Doğu halkları ABD destekli bir biçimde Sovyetler Birliği’nin denetimi altına alınmışlardır. Aradan geçen bir yüzyıl sonra bu kez de Sovyet İmparatorluğu dağılırken bu kez Batı emperyalizmi adına Amerikan gücü Ortadoğu’ya girmiş ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Yahudi devleti ile işbirliği içinde yeniden bir Hazar’a giriş denemesi yapılmaktadır. Bugün İngiltere, Fransa ve Almanya yerine Amerika ve İsrail ikilisi, Hazar’a giriş denemesi yapmakta, bu doğrultuda Irak’ta bir askerî varlığı İran’a yönlendirmekte, Gürcistan ve Azerbaycan’da kendine bağlı kukla yönetimler oluşturmakta ve bölgenin sınır komşusu olan Türkiye’yi ise açıkça İran, Çin ve Rusya’ya karşı bir cephe ülkesi konumuna sürüklemektedir Kafkas seddi ile Transkafkasya’dan geri tutulmak istenen Rusya, Türkistan Federasyonu ile bölgeye uzak tutulmak istenen Çin, İran’a yönelik saldırı süreci içinde kendiliğinden bir Hazar savaşının tarafları konumuna sürüklenirken; ABD, Türkiye’yi bölgenin sınır komşusu olarak açıkça cephe ülkesi olmaya doğru zorlamakta ve bu doğrultuda NATO yapılanmasını kullanarak, bir savunma ve güvenlik örgütü olarak kurulmuş olan NATO’yu açıkça bir saldırı ve hegemonya kuruluşu hâline dönüştürmektedir. Selçuklu ve Osmanlı gibi iki büyük imparatorluğun ve bin yıllık devlet geleneğinin bu bölgedeki temsilcisi olan Türkiye gibi güçlü bir devletin ABD emperyalizmi ile İsrail Siyonizmi’ne alet edilmek istenmesi gerçekten son derece düşündürücü bir durum yaramaktadır. Türkiye’nin müttefiki olduğunu öne süren ABD ve İsrail ikilisini bu ülkeyi kendi emperyal çıkarları uğruna bir üçüncü dünya savaşınaa ve yok olmaya sürüklemeleri karşısında bütün Türkiye ve bölge ülkeleri şaşkınlıklarını saklayamamaktadırlar. Hegemonya rüzgârının başlarını döndürdüğü emperyalistler ile Siyonistlerin böylesini bir durumu dikkate almamaları da kendi gerçek niyetlerini açıkça, ortaya koymakta ve bir üçüncü dünya savaşı tehlikesiyle beraber her türlü kıyamet senaryosunu devreye sokmaktadır.

Turuncu devrimlerle Rusya’yı kendi arka bahçesinde çevrelemek isteyen ABD’nin Latin Amerika kıtasında kontrolü yitirmesi on bin kilometre öteden dünyanın merkezini tam olarak ele geçiremeyeceğini açıkça göstermektedir. Kendi arka bahçesini koruyamayan ABD emperyalizminin Rusya ya da Çin gibi dev ülkelerin arka bahçelerinde etkili olmasını beklemek bir hayaldir. Ukrayna ve Gürcistan’da yaşananlar bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Ukrayna’daki Soros destekli turuncu devrim geri teperken bir ABD vatandaşı ve militanı olan Saakaşvili yönetimindeki Gürcistan turuncu devrimi de ters tepmiştir. Bu aşamada Rusya’nın her iki komşusu üzerindeki baskı ve etkisini artırdığı görülmektedir. ABD’nin NATO’yu bir Amerikan hegemonya örgütü olarak Doğu’ya doğru genişletme çabalarına rağmen, Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO dışı kalması bu iki ülke üzerinde ABD ve Rusya arasında ciddî bir çekişme ortamı yaratmıştır. Gürcistan’da tam bu aşamada gündeme gelen Abhazya ve Güney Osetya sorunları, yeni bir soğuk savaş çekişmenin ürünleridir. Bu aşamada bu gibi sorunlara çözüm üretilmezse yarın Rusya ya da ABD’nin bir üçüncü dünya savaşı başlatmasına elverişli bir ortam yaratılmış olmaktadır. Rusya ve ABD yeniden soğuk savaş döneminde olduğu gibi müdahale etme şansını elde etmektedirler. Böylesine bir durum da üçüncü dünya savaşının Hazar bölgesinde gündeme gelmesini sağlayacak tehlikeli bir ortamı yaratmaktadır.

Sonuç: Yeni Krizde Türkiye Ne Yapmalı?

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, birinci Bakü Kurultayına temsilci göndererek Doğu halkları ve ülkeleriyle emperyalizme karşı bir dayanışma içine girmeyi uygun görmüştü. Bu doğrultuda Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasını Rusya ile dostluk ve İran ile ortaklık esasına oturtmuştur. Doğu halklarının hamisi olarak ortaya çıkan Sovyetler Birliği’nin daha sonraları bir karşı kutup olarak Batı emperyalizmine karşı yeni bir Sovyet emperyalizmini örgütlemesi gerçeği karşısında Atatürk Sovyet dostluğu ile bu durumu dengelemeğe çalışmış ama, İkinci Dünya Savaşı öncesinde muhtemel bir Sovyet yayılmacılığına karşı da Güney Kafkasya ve Ortadoğu’da İran ile ortaklığa dayanan bir Sadabat Paktı’nı gündeme getirmiştir. Kemalist dış politika Rus dostluğu, İran ortaklığı ile gelişirken dünyaya açık olarak Batılı ülkelerle de dengeli ilişkileri gerçekleştirmeye önem vermiştir. İran ile oluşturulan ortaklığa bölge ülkeleri dahil edilerek, Sovyet ve Batı emperyalizmlerinin tehditlerine karşı, Kafkasya ve Ortadoğu’da bir bölgesel güvenlik örgütlenmesi kurulmak istenmiştir. İran Şahı ile Afgan Kralı bu doğrultudan Türkiye’ye gelerek Atatürk’ü ziyaret etmişler ve bu bölgede bir güvenlik ittifakının arayışı içinde olmuşlardır.

İsrail ve ABD ikilisinin yeniden Kafkaslar’a girmek ve bu doğrultuda İran’a saldırmak gibi emperyalist bir girişimi gündeme getirmesi nedeniyle günümüzde ikinci bir Bakü Kurultayı’nın toplanmasının zamanı gelmiştir. Rusya’nın Kafkas seddinin güneyine inmeye yönelmesiyle, ABD’nin turuncu devri üzerinden Gürcistan ile Kafkasya’ya egemen olmaya yönelmesi ve İsrail’in de tam bu aşamada İran’a yönelik bir nükleer saldırıyı gerçekleştirmeye çalışmaları karşısında bölge ülkelerinin kendilerini koruma doğrultusunda yeni bir dayanışma ve güvenlik ittifakına gereksinme olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu kez Sovyetler Birliği gibi bir ideolojik imparatorluk olmadığı için Rusya kendi emperyalist planları doğrultusunda Doğu halklarının hamiliğine soyunamayacaktır. Artık bu bölgede Doğu halkları değil ama dünyanın merkezî coğrafyasında yer alan merkezi devletler barınmaktadır. Yirminci yüzyılın başlarında yıkılan imparatorluklar nedeniyle sahipsiz kalan Doğu halklarının himayesi artık söz konusu değildir ama Atlantik emperyalizmi ile İsrail Siyonizmi’ne karşı koymaya hazırlanan Rus emperyalizminin bölgede yer bir savaş ortamı yaratmasına karşı gene Türkiye ve İran ortaklığında yeni bir güvenlik ittifakının oluşturulması gerekmektedir. Yeni bir Sadakat Paktı’nı canlandıracak ikinci Bakü Kurultayı’nın İran-Azerbaycan ve Türkiye ortaklığında toplantıya çağırılması ve bu kurultaya merkezî coğrafyanın diğer devletleri olan Suriye, Irak ve Gürcistan’ın da katılmalara gerekmektedir. Böylece ABD’nin çekilmesinden sonra Irak’ın devlet bütünlüğüne komşuları sahip çıkacak, Gürcistan ve Azerbaycan gibi küçük ülkelerin ezilmeleri önlenecek, Türkiye ve İran’ın ABD ve İsrail çıkarları doğrultusunda, savaştırılmasına izin verilmeyecek, Rusya’nın yeni bir emperyalist güç olarak Kafkas seddinin kuzeyinden güneyine inmesi durdurulacaktır. İkinci Bakü Kurultayı da bütün bu üçüncü dünya savaşı çıkartabilecek tehlikeler ve tehditlerin önlenmesi saklanacağı gibi, bu bölgenin geleceğini güven altına alacak yeni bir Cento Örgütü’nün Merkezî Devletler İttifakı olarak kurulmasının da önü açılabilecektir.

Bakü, ikinci bir bölgesel kurultaya ev sahipliği yaparak, dünyanın merkezî coğrafyasının ana merkezi konumuna gelecektir. İran ve Türkiye gibi iki büyük ülke arasında köprü konumunda uzanan Azerbaycan birleştirici bir misyonu üstlenecek, Ankara ve Tahran arasında Bakü köprüsü kurulacaktır. Hazar bölgesinin gerçek merkezi olan Bakü böylece ikinci bir bölgesel ev sahipliği sonrasında oluşacak Merkezî Devletler Birliği’nin de başkenti konumuna gelecektir. Kafkasya ve Ortadoğu yakınlaşma böylesine bir bütünleşme ile sağlanacak ve gelecekte, Hazar bölgesinin merkezi olan Bakü belki de büyük bir Avrasya birlikteliğinin ana merkezi konumuna gelebilecektir. Rusya, Çin ve Hindistan gibi Avrasya’yı çevreleyen büyük siyasal güçlerin ve emperyalist devletlerin saldırılarına karşı Ön Asya ve Orta Asya ülkelerinin birlikteliğinden oluşabilecek bir Avrasya yapılanmasında Bakü gene Merkezi Devletler Birliği’nin başkenti olarak öne geçebilecektir. Hazar ve Sibirya bölgelerinde toplanmış olan enerji ve maden yataklarının dünyanın her bölgesine eşit olarak yönlendirilebilmesi için böylesine bir merkezî yapılanmaya şiddetle ihtiyaç bulunmaktadır.

Hâlen Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı ve D-8 ittifakı çerçevesinde beraber hareket etmekte olan bölge ülkelerinin bir Türkiye-İran ortaklığında ikinci Bakü kurultayına davet edilmeleri, Kafkasya’daki barış ve güvenlik ihtiyacının karşılanmasını da sağlayacaktır. Rusya’nın yeniden bir emperyalist kutup merkezi hâline gelmesi nedeniyle Rusya dışında kalan bölge ülkelerinin Türkiye-İran ortaklığında yeni bir dayanışma düzen ve güvenlik ittifakına çağırılmaları, dünya barışı açısından âcil ve zorunlu görünmektedir. Balkanizasyon’un Kafkaslar’a ve Ortadoğu’ya taşınmaması için küçük küçük yeni devletçiklerle bölge ülkelerinin istikrarsızlığa ve savaşlara sürüklenmemesi için ikinci Bakü Kurultayı’nın toplanmasında büyük yararlı olacaktır. Bölgeye İsrail ve ABD gibi Batılı emperyalistlerin girmesine ve Rusya’nın yeni bir emperyalist güç olarak müdahale etmesine karşı tek çıkar yol bölge ülkelerinin bir araya gelerek yeni bir bölgesel ittifak ve güvenlik örgütü kurmalarıdır. İkinci Bakü Kurultayı’nın toplanmasıyla başlayacak yeni barış süreci içinde, Merkezî Devletler Birliği tıpkı Avrupa Birliği gibi gündeme gelecek ve Azerbaycan’ın köprü olduğu bir yapıda İran ile Türkiye işbirliğinde kurulabilecektir. Eski Osmanlı ve Selçuklu ülkelerin biraraya gelmeleriyle, dünyanın merkezindeki otorite boşluğu doldurulacak ve böylece hiç bir emperyalist güç bu bölgeye girerek dünya barışını tehdit etmeyecektir, ABD güdümlü Kafkas İttifakı arayışlarının sonuçsuz kaldığı bir aşamada, Atatürk’ün gerçekçi Sadabat Paktı’nın devamı olacak böylesine bir arayış âcilen gerçekleştirilmelidir.

Kaynak:http://www.kemalistyaklasim.info/index.php/makaleler/prof-dr-an-l-cecen/424-ikinci-bakue-kurultayi-toplanmalidir

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku