VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

BURJUVA TOPLUMUNDA PARANIN GÜCÜ

0 69

İnsanın duyguları, tutkuları, vb., yalnızca
dar anlamda antropolojik tanımlamalar olarak kalmayıp da,

Karl Marx

aynı zamanda
insan yaradılışının gerçekten varlıkbilimsel (ontolojik) olumlamalarıysa
ve yalnızca nesneyi duyularıyla algıladıkları için olumlanıyorlarsa, demek
ki:


(1) Olumlama tarzları hiçbir zaman aynı
ve eşit olamaz; tersine, olumlamanın farklı tarzı varoluşlarının, hayatlarının
ayrı özelliğini meydana getirir; nesnenin onlar için varolduğu tarz, doyumlarının
karakteristik tarzıdır.


(2) Duyusal olumlama, bağımsız şekliyle
nesnenin (yeme, içme, bir nesne üzerine çalışma, vb.) dolaysız olarak
yok edilmesi olduğunda, bu, nesnenin olumlanmasıdır.


(3) İnsan ve duyguları, vb. insani olduğu
sürece, nesnenin başkası tarafından olumlanması da aynı şekilde onun kendi
doyumudur.


(4) Endüstri gelişinceye kadar, yani özel
mülkiyet ortaya çıkıncaya kadar, insan tutkularının varlıkbilimsel özelliği
ne insanlığını ne de bütünlüğünü gerçekleştirebilir; böylece insanın bilimi
de insanın pratik etkinliğiyle kendini kurmasının ürünüdür.


(5) Yabancılaşmadan bağımsız olarak özel
mülkiyet duygusu, gerek tad alınacak nesne, gerekse etkinliğin nesnesi
olarak, insan için özsel nesnelerin varoluşudur.


Dolayısıyla para, her şeyi satın alabilme
özelliğine, bütün nesneleri kendine mal edinme özelliğine sahip olduğu
için, en yüksek mülklenme nesnesidir. Özelliğinin evrenselliği, varlığının
her şeye kadir olmasıdır; dolayısıyla her şeyden güçlü bir varlık olarak
görünür. Para, gereksemeyle nesne, insanın hayatıyla besini arasındaki
aracıdır. Ama benim hayatımın bana sağladıklarını, başka insanların varoluşları
da sağlar bana. Benim için öteki insandır.


” Vay canına! Eller de,
ayaklar da, gerçekten

Baş da ayrıca, eril güçler de, hepsi senin.

Ama yeni yeni almaya başladığım zevkler,

Daha mı az benim oluyor bu yüzden?

Diyelim ki altı yörük at var ahırımda,

Benim olmuyor mu güçleri bu atların?

Gidiyorum dörtnala, en eksiksizi insanların,

Sanki yirmi dört bacağım varmışçasına.”

(Goethe: Faust-Mephistopheles. (1)


Shakespeare Atina’lı Timon’da şöyle yazıyor:


“Altın! Sarı, pırıl pırıl, halis altın!
Yok tanrılar…

Şu kadarı yeter bunun çevirmeye karayı aka; eğriyi doğruya,

Kötüyü iyiye; soysuzu soyluya; kocamışı gence; yüreksizi yiğide.

……İşte, bu

Rahiplerinizi, kölelerinizi çeker alır elinizden;

Koca adamların yastıklarını alır başlarının altından;

Bu sarı köle

Bağlar, çözer dinleri; günahkarı kutsar;

Cüzzamlıya bile taptırır insanı; alır hırsızı,

Ünvan verir, nişan verir, şan verir,

Oturtur senatörle yan yana: budur

Kocamış dulu yeniden gelin eden;

Hastanenin, çıbanlarını görse kusacağı kadını

Allar pullar da bu, ilk yazına kavuşturur.

Çekil karşımdan, kahrolası çamur ,

İnsanlığın orta malı orospu, sen,

Ulusları birbirine düşüren.”(2)


Ve daha ilerde:


“Sen ey kral katili, ve ayıran

Piçinden babayı! Sen kirlettin parlaklığınla

Hymen’in tertemiz yatağını! Sen Cesur Mars!

Sen her dem taze, sevimli, zarif zampara,

Yanağının pembeliğiyle eritirsin sen

Diana’nın kucağındaki kutsal karıları!

Olmayacakları birbirine yaklaştırıp

Öpüştüren onları! Her dilde konuşup

Her anlamda laf eden, sen göze görünür tanrı!

Sen, yürek yakan, düşün,

Kölen insan baş kaldırıyor; kullan gücünü,

Birbirine ver onları, öyle ki hayvanlar

Yeryüzünde imparatorluk kursun.”(3)


Ne güzel anlatıyor Shakespeare paranın özünü.
Bunu anlamak için, Goethe’den alınan bölümü çözümleyerek işe başlamalıyız.


Para yoluyla elde edebileceğim şey, satın
alabildiğim, yani paranın bana satın alabildiği şey, paranın sahibi olarak,
ben kendimim. Gücüm, paranın gücü kadar büyük. Paranın nitelikleri para
sahibi olarak benim niteliklerim ve potansiyelimdir. Ne olduğum ve ne
yapabileceğim, bu durumda, benim bireyselliğim tarafından belirlenmiş
olmuyor. Çirkinim ben, ama en güzel kadını satın alabilirim. Demek ki
çirkin değilim, çünkü çirkinliğin etkisi, iticiliği, para karşısında yok
oluyor. Ben-bireysel yaradılışıma göre-topalım: ama para bana yirmi dört
bacak veriyor; öyleyse topal değilim. Ben kötü, namussuz, her türlü alçaklığı
yapabilecek, kafasız bir adamım, ama saygı gösterilir paraya-dolayısıyla
sahibine de. En iyi şey paradır, dolayısıyla sahibi de iyidir: para benim
dürüstlükten uzaklaşma zahmetine girmemi önlüyor, onun için dürüst sayılıyorum.
Kafasızın biriyim ben, ama madem para her şeyin gerçek ruhu, para sahibi
hiç ruhsuz olabilir mi? Üstelik para sahibi en akıllı kişileri de satın
alabilir; insan, akıllılardan daha güçlü olunca onlardan daha akıllı olması
da gerekmez mi? Ben ki, para sayesinde, insan yüreğinin isteyebileceği
her şeyi yapabilirim, bütün insan erdemlerine sahip değil miyim? Bu durumda
para benim bütün yeteneksizliklerimi karşıtlarına dönüştürmüyor mu?


Beni insan hayatına bağlayan, beni topluma,
doğaya, insana bağlayan şey para olduğuna göre, bütün bağların bağı değil
mi para? Böylelikle aynı zaman da ayrılmanın da evrensel aracı değil mi?
Bir araya getirmenin gerçek aracı olduğu kadar, asıl ayrılma akımı da
odur, toplumun galvano-kimyasal gücüdür.


Shakespeare paranın iki özelliğini öncelikle
vurguluyor:


(1) Bütün insani ve doğal nitelikleri karşıtına
çevirebilen göze görünür tanrı, nesnelerin evrensel dönüştürücüsü ve değiştiricisidir;
“olmayacakları birbirine yaklaştırır.”


(2) Evrensel orospu, insanların ve ulusların
pezevengidir.


Bütün insani ve doğal nitelikleri dönüştürmek
ve değiştirmek, olanaksızlıkları birleştirmek-paranın tanrısal gücü, insan
türünün yabancılaşmış, yalıtılmış (tecrit edilmiş), dışlaştırılmış özelliği
oluşunda yatar. Para, insanlığın yabancılaşmış yeteneğidir.


Bir insan olarak yapamadığımı, yani, bütün
bireysel yetilerimin başaramadığı şeyi, para sayesinde yapabilirim. Onun
için para bu yetilerimin her birini aslında olmadığı bir şey yapar, yani
onu karşıtına dönüştürür.


Acıkmış, yemek istiyorsam ya da yürümeye
gücüm yetmediği için arabaya binmek istiyorsam, para yemeği de sağlar
bana arabayı da, yani, isteklerimi imgelem (muhayyile) dünyasından dönüştürür,
onları düşünülmüş, imgelenmiş, istenmiş varoluşlarından gerçek duyusal
varoluşlarına çevirir, imgelemden hayata, imgelenen varlık durumundan
gerçek varlık durumuna aktarır. Bunun gerçekleştirilmesinde para gerçek
yaratıcı güçtür.


Parası olmayanlarda da vardır istek, ama
onların isteği benim, bir üçüncü kişinin üzerinde hiçbir etkisi olmayan
bir imgelem ürünüdür; bu isteğin varoluşu yoktur, bu yüzden gerçekdışı,
hedefsizdir benim için. Paraya dayanan etkili istekle benim gereksemelerime,
tutkularıma, dileklerime dayanan etkisiz istek arasındaki ayrım, varlık
ile düşünme’nin, yalnız benim içimde varolan düşüncelerle, benim dışımda
benim için varolan gerçek nesne biçimindeki düşüncelerin arasındaki ayrımdır.


Geziye çıkacak param yoksa bir gereksemem
de, yani, maddeleşmiş gerçek bir geziye çıkma gereksemem de yoktur. Bilimsel
çalışmaya yatkın bir yeteneğim varsa, ama yeterli param yoksa, o zaman
hiç çalışma yeteneğim, yani gerçek ve etkili bir yeteneğim yok demektir.
Öte yandan, gerçekten hiç bilimsel çalışma yeteneğim yoksa, ama gerekli
istek ve param varsa, demek ki etkili benim yeteneğim. İnsan olarak insandan
ve insan toplumu olarak toplumdan doğmayan, evrensel bir dışsal araç ve
yeti olarak para, imgelemi gerçekliğe, gerçekliği de boş bir imgelem ürününe
çevirebilme gücüne sahiptir; aynı şekilde, gerçek kusurları ve fantezileri,
yani yalnızca bireyin imgeleminde varolan gerçekten güçsüz yetileri, gerçek
yeti ve yeteneklere dönüştürebildiği gibi, gerçek insani ve doğal yetileri
de katıksızca soyut fikirlere, dolayısıyla kusurlara, acı veren fantezilere
dönüştürebilir.


Böylece, bu karakteristiğiyle, genel olarak
bireysellikleri dönüştüren, onları kendi karşıtları yapan, kendi özellikleri
yerine çelişik özelliklerle donatan şey paradır.


Bu dönüştürücü güç olarak, bireye karşı,
toplumsal bağlara ve öz olma iddiasında bulunan başka bağlara karşı gösterir
kendini. Sadakatı sadakatsızlığa, sevgiyi nefrete, nefreti sevgiye, iyiliği
kötülüğe, kötülüğü iyiliğe, serfi lorda, lordu serfe, saçmayı akla, aklı
saçmaya çevirir.


Etkin ve varolan değer kavramı olarak para
her şeyi değiştirdiğine ve dönüştürdüğüne göre, her şeyin evrensel değiştiricisi
ve dönüştürücüsü, dolayısıyla dönüştürülmüş dünya, bütün insani ve doğal
niteliklerin dönüştürücüsü ve değiştiricisidir.


Cesareti satın alabilen kişi, korkak da
olsa, cesurdur. Para, para sahibinin görüş açısından, belirli bir nitelik,
belirli bir şey, ya da insani yetilerle değil de bütün insani ve doğal
nesneler dünyası ile takas edildiğine göre, bazı özelliklerin yerine,
aralarında çelişik özellikler ve nesneler de bulunan, başka özellikler
koyar; olanaksızlıkların birleşmesini temsil eder, çelişik ögeleri kucaklaşmaya
zorlar.


İnsanı insan olarak, dünyayla ilişkilerini
de insani ilişkiler olarak kabul ederseniz, sevgiyi yalnız sevgiyle, güveni
yalnız güvenle, vb., değiştirebilirsiniz. Sanatın tadına varmak istiyorsanız,
sanat kültürü almış biri olmalısınız; başkalarını etkilemek istiyorsanız,
başkalarını gerçekten canlandıran ve yüreklendiren biri olmalısınız. İnsanla
-ve doğayla- ilişkilerinizin her biri, gerçek bireysel hayatınızın belirli
bir şekilde kendini göstermesi olmalı, isteminizin nesnesine uymalıdır.
Karşılığında sevgi uyandırmadan seviyorsanız, yani sevgi olarak sevginiz
karşılığında sevgi yaratmıyorsa, seven bir kişi olarak dışavurumunuzla
kendinizi sevilen bir kişi yapamıyorsanız, sevginiz güçsüzdür, bir talihsizliktir.
(halksahnesi.org)

NOTLAR

(1) Goethe, Faust, Bölüm 1.-Ed.

(2) Shakespeare, Atinalı Timon, Perde 4, Sahne 3. (Marx’ın alıntısı Schlegel-Tieck
çevirisinden.)-Ed.

(3) Aynı yerde.

1844
El Yazmaları, Haziran-1969, Çev: M. Belge

Vatan Postası Youtube ABONE OLmak için Tıklayınız

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et! Oku