Vatan Postası
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

Bir müzik dehasının başarı öyküsü: Celil Refik Kaya

image

Görüşme: Ege Yeşil

Celil Refik Kaya 1991 yılının Kasım ayında doğdu. Sanatkar bir aile ve aile çevresi içinde yetişti. Babası rebap ustası Mehmet Refik Kaya, amcası neyzen Ahmet Kaya olan Kaya, ilk gitar derslerini 6 yaşında, gençliğinde klasik gitar çalan babasından almaya başladı. Sonra ki eğitim serüvenini sıralamak ise gerçekten güç.

Kimler yok ki eğitim hayatında… Raffi Arslanyan, David Russel… Röportaj’a başlamadan önce, Celil ile ilgili henüz 6 yaşındayken Bach’ın “1. Lavta Süiti’nin Bourrée” bölümünü kendi kendine çaldığı anekdotunu da paylaşmam gerek. Çünkü Celil, sohbetinden ve müzikal geçmişinden anladığım kadarıyla aynı zamanda bir dahi. Ki bu sıfatı ona layık gören ilk kişi ben değilim. Onun için çok fazla insan aynı tabiri kullanmakta. Geçtiğimiz günlerde İndiana Üniversitesi’nin düzenlediği ve tüm dünyadan gitaristlerin büyük bir ilgiyle takip ettiği Uluslararası Klasik Gitar Yarışması’nda birinci oldu. Henüz 23 yaşında olmasına rağmen şaşırtıcı bir diskografiye sahip. Şimdi ABD’de öğrenim görüyor ve oldukça yoğun bir konser programına sahip. Devamını o anlatsın…

Çok gençsin ve çok fazla konser deneyimin var. Neredeyse bir ömre sığdırılabilecek kadar da çok başarıya sahipsin. Bunun tek sırrı sıkı bir çalışma programı olamaz öyle değil mi?

Hayatta başarı dediğimiz kelime bazen emeklerimizin karşılığını almak demektir. Bunun için de yetenek, şans ve çalışma gereklidir. Yetenek, özellikle sanatçılar için başarının temel yapı taşıdır. Tarih boyunca, yaşarken başarıları takdir edilmiş çoğu ressamın, müzisyenin ya da yazarın şanslı olduklarını ve doğru zamanda, doğru yerde olduklarını görüyoruz. Tabi Türkiye koşullarında sanat ile uğraşmanın zorluğunu, sanatçı bir aileden geldiğim için çok daha iyi idrak ettim. Başarımın çoğunu müzisyen, heykeltıraş ve ressam olan babama borçluyum. Heykeltıraş ve takı tasarımcısı olan anneme de bir o kadar. İkisi de sanatla yaşamanın zorluklarını çok iyi biliyorlar. Babam Türkiye’nin en büyük rebab ustası olup, gençliğinde klasik gitar çalmış. Onun klasik gitara olan ilgisi ve benim daha küçük yaşlarda gitarın sesine adeta âşık oluşum her şeyin başlangıcı oldu. Dolayısıyla yeteneğimi fark edip beni yönlendiren babam olmuştur. Daha çok küçük yaşlarda babam beni çevresiyle tanıştırıp bana bir ortam yaratmakla beraber Avrupa’daki çeşitli yarışma ve festivallere götürdü. En önemlisi enstrümanıma duyduğum sevgi hiçbir zorlama olmadan bir çalışma disiplininin oluşması ile birlikte başarının kapılarını açtı. Bunun en büyük etkenlerinden birinin de aile olduğunu düşünüyorum. Özellikle klasik müziği meslek olarak seçenler için mesleki farkındalık ve ciddiyet küçüklükten verilmeli. Diğer önemli konu ise azimle sonuna kadar devam etmek. Çünkü azim ile çalışan insanın hayalleri vardır, kimseyi dinlemez, olmaz diyenlerin yüzünü kara çıkartır. O hayaller ona çalışma azmi verip istediği hedefe götürür. Diğerleri yolu yarıda bırakırken… Başarı bir anlık gelebilir ya da bir hayat boyu sürebilir, ya da elli sene sonra da gelebilir. O yüzden tutkunu olduğumuz iş ne olursa olsun, onu en iyi şekilde yapmamız bizi başarıya götürecektir.

Şu an ABD’desin. Türk olduğunu gururla söylüyorsun. Amerika’da yaşayan Türk bir müzisyenin bu kadar başarılı olması orada nasıl karşılanıyor?

Amerikalıların genel olarak Türkler hakkında pek bir fikirleri yok diyebilirim. Türkiye’den kim ile tanışırlarsa bütün Türkiye’yi o şekilde genelliyorlar. Mesela Türkiye’den iyi bir müzisyeni dinleyen Amerikalılar, Türkiye’deki müzik okullarının çok iyi olup herkesin olağanüstü seviyede enstrüman çaldığını düşünebiliyorlar. Aşmamız gereken nokta Türkiye’nin bir Orta Doğu ülkesi olarak görülmesi. Türkiye’yi Avrupa olarak gören Amerikalıların yanında Orta Doğu olarak tanımlayanlar da çok fazla. Kıtalar ile olan bir problemden ziyade, kültürel bir yanlış anlaşılmadır bu bence. Çünkü Türkiye binlerce yıldır Asya’nın, Orta Doğu’nun ve Avrupa kültürlerinin bir arada kaynaştıkları özel bir ülke. Sizin karakteriniz ya da tutumlarınız ne ise Türkiye’yi de o şekilde tanıtıyorsunuz. O yüzden olabildiğince bilgili, donanımlı ve hareketlerimizde dikkatli olmamız gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de yapılacak her yanlış, birçok ülkede yankı buluyor. Bir milletin kültür, bilim ve sanatla gelişeceğine inanıyorum ve milletlerin seviyelerinin bilim, kültür ve sanatta ne kadar ileri olduklarıyla anlaşılabileceğini düşünüyorum. O yüzden bizden çıkacak bir müzisyen, besteci, bilim insanı, yazar bütün dünyaya hizmette olacağından, Türkiye’nin portresi tamamen değişecektir. Burada bazen bir kişi milyonları temsil edebiliyor. Türkiye sanat okulları bakımından kuvvetli bir ülke olmasına karşın, konser imkanları olmadığından çoğu yetenek çürüyüp gidebiliyor. Bizden şanslı olanlar Avrupa’ya ve Amerika’ya, sanatlarının değer göreceği yerlere gidiyorlar. Çünkü sanatın milliyeti ve milliyete aidiyeti olamaz. Sanat bütün insanlığa aittir. Çünkü bütün insanların hisleri ortaktır.

Kıskanılan birisin. Henüz 12 yaşında senin için ”geleceğin en parlak müzisyenlerinden biri olacak” deniyordu. Yaşamı başarılarla dolu biri olarak Türkiye’deki gitaristlere söylemek istediğin ve genç gitaristlere önerebileceğin şeyler var mı?

Türkiye’deki gitaristlere söylemek istediklerim, kendilerini ve dünyayı daha çok tanımaları. Önce kendilerini tanıyıp ne istediklerini bilmeleri ve dünyayı anlamak için çaba sarf etmeleri olacaktır.  Bizim hep yaptığımız hatalardan biri kıskançlıktır. Kendim için değil de genel olarak konuşacak olursam, bizde her zaman yabancı müzisyenler daha fazla kıymet görür. Bugün yurtdışına giden, gitmeyen harika müzisyenlerimiz, bestecilerimiz, ressamlarımız, heykeltıraşlarımız ve aydınlarımız, kısacası işlerinde çok iyi olan binlerce insanımız var. Sanatçılarımızı ön plana çıkarmalıyız ki genç sanatçılarda şevk olsun. Türkiyeli gitaristler ve genç meslektaşlarımın hayranlık duydukları yabancı müzisyenler gibi olabileceklerini, hatta daha bile iyi olabileceklerini söylüyorum. Ama bunun için şansınız olması, işinize ömrünüzü adamanız ve çok çalışmak gibi fedakarlıklar gerek. Genç müzisyenlerin, bilhassa iyi ustalardan istifade etmeleri gerektiği kanaatindeyim. Amerika’dan örnek verecek olursak, ilk ustalık dersimi New York Queens College’da, elli yaşında ve otuz senelik öğretmenlik deneyimi olan bir gitar hocasının daveti üzerine verdim. Bunun gibi daha birçokları olmasına rağmen, bizde bazen bunlar göz ardı edilebiliyor. Amerika’daki çoğu arkadaşımın benden ders aldıklarını hatırlıyorum. Çünkü kıskançlık diye bir olgu neredeyse yok. Aksine kendimi daha çok nasıl geliştirebilirim kaygısı var ve bunu yaparken, o kişinin ustalığına bakılıyor. O yüzden genç meslektaşlarımın mümkün olduğunca yurt dışına çıkması, oradaki müzik ortamını görmeleri ve özümsemeleri taraftarıyım. Bazı Avrupalı sanatçıların kıskanç ve ırkçı tavırlarına karşı Amerikalı sanatçılar arkadaşça ve komplekssiz şekilde yaklaşıyor. Bunları kendi tecrübelerime dayanarak söylüyorum. Benim için anahtar fikir, yaptığımız işlere hedefler koyup ısrarlıca devam etmek, insanlarla iyi ilişkiler kurmak ve çok çalışmaktır. İnsanlığa küçük ya da büyük, faydalı ne bırakabilirsek, insan olarak bir o kadar kaliteli yaşamışız demektir.

Kaynak:ilerihaber.org

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul Oku