Avrupa Nasıl Avrupa Oldu? Bir Doğal Seçilim Hikayesi!

Yazar:Ezgi AltınışıkAvrupa-Nasil-Avrupa-Oldu-Bir-Dogal-Secilim-Hikayesi

Çoğumuz Avrupa’yı çok uzun zamandır beyaz insanların atalarının evi olarak görsek de durum aslında pek öyle değil. Science Magazin’den Ann Gibson’un, Amerikan Fiziki Antropologlar Birliği’nin 84. Yıllık Toplantısı’nda sunulan bir çalışmaya dayandırdığı haberinde, soluk benizlilik, uzun boyluluk, yetişkinlerin sütü sindirmesi gibi özelliklerin kıtanın tamamına kısa bir süre önce yayıldığını anlatılıyor. Çalışmanın sonuçları modern Avrupalıların 8 bin yıl önce yaşamış atalarına çok da benzemediklerini gösteriyor.

Daha önce yapılan bir çalışmada, Avrupa’nın tamamını temsil eden arkeolojik alanlardan alınan 83 bireye ait örneklerle yapılan DNA analizlerinin ilk sonuçları bu yıl yayınlanmıştı. Harvard merkezli uluslararası bir ekip tarafından yapılan çalışmanın ilk sonuçlarına göre, günümüz Avrupa toplumu 8 bin yılı aşkın süre önce, birbirinden ayrı göçlerle Avrupa’ya gelen en az üç avcı-toplayıcı ve çiftçi toplumun karışmasıyla oluştuğu tespit edilmişti. Çalışma ayrıca, Hint-Avrupa dillerinin, yaklaşık 4500 yıl önce Karadeniz’in kuzeyindeki steplerden Yamnaya köylülerinin kitlesel göçüyle Avrupa’ya gelmiş olabileceğini göstermişti.
Şu sıralar, söz konusu ekip elde ettikleri verileri karşılaştırarak çalışmayı derinleştiriyor. Geçtiğimiz 8 bin yıl içinde Avrupa’ya hızla yayılan ve güçlü doğal seçilim baskısı altındaki genler dikkat çekici sonuçlar sunuyor. Harvard Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı Iain Mathieson, antik Avrupa genomları ile 1000 Genom Projesi’nde elde edilen verileri karşılaştırarak deri rengi ve beslenmeyle ilgili beş tane gen tespit etti.
İlk olarak Avrupa’daki avcı-toplayıcıların 8 bin yıl önce sütü sindiremediği belirlendi. Süt şekerini (laktoz) sindirmeyi sağlayan LCT geninin ayrıca, yaklaşık 7800 yıl önce Yakın Doğu’dan göç eden çiftçiler ile yaklaşık 4800 yıl önce steplerden göç eden çiftçi toplum Yamnaya köylülerinde de bulunmadığı saptandı. Bu sonuç şu anlama geliyor: Avrupa’daki avcı-toplayıcılar gibi Avrupa’ya sonradan gelen çiftçiler de sütü sindiremiyordu. Hatta 4300 yıl öncesine kadar Kıta’da süt sindirilemiyordu.
Güçlü bir doğal seçilim baskısına maruz kalan diğer bir özellik olan soluk benizlilik ise yine yakın bir zaman önce ortaya çıktı. 100 bin yıl öncesine kadar tüm insanlığın atalarının yurdu olan Afrika’da, yüksek oranda güneşe maruz toplumlar için koyu deri rengi avantaj sağlıyordu. Afrika’dan çıkan insan toplumları, Avrupa’ya geldiklerinde hala koyu deri rengine sahiplerdi. Peki bugüne gelene kadar ne değişti?
Ekip, son 8 bin yılda derinin daha açık renk olmasına sebep olan mutasyonlar taşıyan üç farklı gen buldu. Ancak İspanya, Lüksemburg ve Macaristan’da 8500 yıl önce yaşamış avcı-toplayıcıların iki gendeki (SLC24A5 ve SLC45A2) soluk benizliliğe sebep olan mutasyonları taşımadığı tespit edildi. Dolayısıyla bu bireylerin koyu renk deriye sahip oldukları kanıtlanmış oldu. Ancak daha kuzeye gidildikçe, açık deri renginin az miktardaki güneş ışığına karşı avantaj sağladığı İsveç’in kuzeyinde 7700 yıl önce yaşamış olan yedi birey, her iki gendeki mutasyonları da taşıyorlardı. Tüm bunlar, kuzeyde yaşayan avcı-toplayıcıların soluk benizli ve mavi gözlü, Orta ve Güney Avrupalıların koyu renkli deriye sahip olduklarını ortaya koyuyor.
Hikâye 12 bin yıl önce tarım ve hayvancılığın Yakın Doğu’da keşfinin ardından, Yakın Doğulu çiftçilerin Güney ve Orta Avrupa’ya gelmesiyle daha karmaşık bir hal alıyor. Yakın Doğulu çiftçiler Avrupa’ya geldiklerinde hali hazırda açık deri rengini kodlayan her iki mutasyonu da taşıyorlardı. Bu genlerden biri (SLC24A5) avcı-toplayıcılarla birleşmeleri sonucu tüm dünyaya yayılırken, diğeri (SLC45A2) 5800 yıl öncesine kadar oldukça az görülüyordu.
Yine doğal seçilim baskısına yüksek oranda maruz kalan uzun boyluluk ise birçok genin etkileşimiyle ortaya çıkan karmaşık bir özellik. Bu özelliği kodlayan birkaç gen çeşidinin Kuzey ve Orta Avrupa’da 8 bin yıl önce ortaya çıktığı ve 4800 yıl önce başlayan step göçleriyle toplumdaki oranını arttırdığı aynı çalışmada gösterildi.
Çalışmanın önemli sürprizlerinden biri, bağışıklık sistemi ile ilgili yoğun seçilime uğramış herhangi bir genin bulunamamış olması. Bu durum, tarımın gelişmesinden sonra, nüfusun yoğunlaşması ve besin kaynaklarının tektipleşmesi sonucu hastalıkların arttığını öngören hipoteze karşı çıkıyor.
Yapılan çalışmada genlerin neden bu kadar yoğun doğal seçilime uğramış olduğu belirtilmemiş. Ancak Amerikan Fiziki Antropologlar Birliği’nin toplantısında çalışmanın posterini inceleyen Pensilvanya Eyalet Üniversitesi’nden paleoantropolog Nina Jablonski’ye göre, kuzey enlemlerde yaşayan bireyler D vitamini sentezlemek için gereken UV’yi yeterli miktarda alamıyorlardı. Dolayısıyla doğal seçilim iki farklı genetik çözüm buldu: Soluk benizliler, az miktardaki UV ışınları daha etkili kullanıyorlardı ve D vitamini sentezleyebiliyorlardı. Bir diğer çözüm ise süt şekeri olan laktozun sindirimi sayesinde bireyler, doğal olarak sütte bulunan D vitaminini kullanmaya başladılar. Yine aynı üniversiteden antropogenetikçi George Perry, insanların beslenme biçimi ve yaşadıkları ortama uyumunun genetik potansiyeli nasıl değiştirdiğine dikkat çekiyor ve ekliyor: “Şimdi, seçilimin nasıl çalıştığına dair çok daha detaylı bir resim elde ettik.”
İlgili makale: Mathieson v.d., 2015, bioRxiv, Eight thousand years of natural selection in Europe, http://dx.doi.org/10.1101/016477
Haber kaynağı: Ann Gibbons, 2 Nisan 2015, Science News, news.sciencemag.org/archaeology/2015/04/how-europeans-evolved-white-skin
Kaynak:bilimsol