VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

Alman basını ve Türkiye!

0 70

Yazar: Ahmet Arpad

“Türkiye’nin en son eleştirel gazetelerinden biri olan Cumhuriyet de artık susturuldu.“ Alman İkinci Kanalı ZDF 13 Mart 2019 akşamı „Türkiye ne kadar özgür?“ diye bir film yayınladı. Filmi hazırlayan televizyon gazetecisi Jörg Brase bir yıllık ZDF İstanbul Stüdyosu yöneticiliği görevinin ardından çalışma izni uzatılmadığı için geçen martta ülkemizi terk etti.

Ancak nasıl oldu bilinmez aradan daha birkaç gün geçmeden yeni çalışma iznini verdiler ve Brase İstanbul’a döndü. Gelir gelmez de 13 Mart akşamı, ZDF’in „Auslandsjournal“ programı yukarda adı geçen filmi yayınladı. Programa katılan Aydın Engin’in bilinen eleştrilerinin ardından Jörg Brase: „Cumhuriyet Gazetesi artık susturuldu“ açıklamasını yaptı. İlginçtir, Cumhuriyet’te geçen eylülde yönetim değiştiğinde de, başta Almanya’da olmak üzere batıda birçok gazete sözbirliği etmiş gibi şu haberi sayfalarına taşımıştı: „Türkiye’deki tek muhalif gazete Cumhuriyet, Erdoğan destekli karanlık, ekstrem nasyonalist ve ultra Kemalist bir darbe sonucu tasfiye edildi.“

Bu kadar çelişki dolu bir haberin altına gazeteciliğe yeni başlayan biri bile imza atmaz! 15 Eylül 2018 tarihli SABAH da şunlar yazmıştı: „Cumhuriyet gazetesinde geçtiğimiz hafta kapsamlı bir değişim gerçekleşti. Sol liberaller ile Kemalistler arasında bir süredir devam eden mücadeleyi Kemalist kanat kazandı.“ Eylül 2018’de başlayan çamur atma Mart 2019’da devam ediyor.

Kemalizme düşmanlık

“Günümüzde yapılması gereken Kemalist Cumhuriyetin hem din düşmanı, hem de Kürt düşmanı olduğu temasını gündeme getirip işlemektir.” Bu düşünce, Kurt Ziemke‘nin 1930 tarihli “Die Neue Türkei” kitabında yer alıyor… Aradan 70 yıl geçtikten sonra o günkü Alman Şarkiyat Enstitüsü Müdürü Udo Steinbach’ın: „Türkiye’de bir ‘ulus‘ yoktur. Türkiye, birbirleriyle boğazlaşan etnik ve dinsel kesimlerden oluşmaktadır.

Bunun suçlusu da sadece küçük bir kesimin söz sahibi olmak istemesinde yatar“, sözleri insanı, ‘acaba Kurt Ziemke’nin kafa yapısı yetmiş yıl sonra yeniden canlandırılmak mı isteniyor‘ diye düşündürmeden edemiyor. Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1998’de kuruluşunun 75. yılını kutlamaya hazırlanırken, Süddeutsche Zeitung’a İstanbul’dan yazan Wolfgang Koyld: „Lenin’in ve Tito’nun devletinden sonra, Türkiye Cumhuriyeti de artık ömrünün sonuna geldi“, kehanetinde bulunmuştu !

2000’li yılların başındaki bu yeni gelişmeler üzerine, dinci ve Kürtçü hareketlere destek, Kemalizme düşmanlık acaba Almanya’nın Türkiye’ye dönük örtülü politikasının özü mü, diye düşünmeye başlamıştık. Başbakan Ecevit o yıllarda çıktığı bir televizyon proramında: „Yabancılar Erbakan’a pek dokunmuyorlar, çoğunlukla beni eleştiriyorlar“ diye konuşmuştu.

“En iyi uyum asimilasyondur”

Yaklaşık 20 yıl öncesine kadar Türkiye’yle ilgili haberleri Atina’da yaşayan gazete ve televizyon muhabirleri geçerdi! Güneydoğuya ayak basmaktan ürken veya o kadar yolu gözü almayan Atina muhabirleri sürekli 2 bin km ötedeki Diyarbakır’dan, Hakkari’den haber yollar, eleştirel köşe yazıları kaleme alırdı.

Bu muhabirler Ankara ve İstanbul’a da uğramazdı. Aynı günlerde küreselleşmenin beraberinde getirdiği neo liberalizmin peşine takılan Avrupa’nın lokomotifi Almanya‘da ilk yabancı düşmanlığı olayları yaşanıyor, uyum sorunlarından söz ediliyordu. 1990’lu yıllarda Alman kökenli Ruslar, Rus Yahudileri, ülkeleri parçalanan Yugoslavlar, haritadan silinen Demokratk Alman Cumhuriyeti vatandaşları, evet yaklaşık 5 milyon insan kısa sürede Almanya’ya yerleşti!

İşte o yıllar ülkede uyum sorunlarının yaşandığı, yabancı düşmanlığının hızla arttığı süreçtir. 2001’de Avrupa Komisyonu: “Almanya‘daki yabancı düşmanlığı, ırkçılık, antisemitist düşünce ve hoşgörmezlik önemli bir sorun olarak kabul edilmelidir” sözleriyle Berlin‘in dikkatini çekti. Ancak o günlerdeki sosyal demokrat İçişleri Bakanı Otto Schilly’nin: “En iyi uyum asimilasyondur” açıklaması bütün ümitleri suya düşürdü. Bu değişimin altında en çok ezilen – hâlâ da ezilen – 1961‘den bu yana Almanya’da yaşayıp çalışan Türkler oldu. Yabancı düşmanlığı bir ahtapotun kolları gibi hızla ülkenin her köşesini sardı. Yabancıları sevmeyenlerin orduya, polise, anayasayı koruma örgütüne, siyasi partilere kadar sızdığı belgelendi.

Ancak insanımızın son 20 yılda yaşadığı zorluklarla ne Ankara hükümeti, ne de basınımız ilgilendi. Evleri, camileri, iş yerleri yanarken, insanlarımız öldürülürken Kohl ve Merkel hükümetlerinin yanısıra özgür Alman basını da ‘uyum sorunu’ ve ‘yabancı düşmanlığı‘nın üzerine hep sözümona gitti. Berlin hükümeti ve ülke basını Türkiye‘de aydınlar, gazeteciler Ergenekon davalarında sürünürken, yıllarca tutuklu kalırken de nedense seslerini çıkarmamıştı!

Cumhuriyet Gazetesi’nin Atatürk’ün laik, çağdalaşma devrimlerinin savuncusu olarak yoluna devam etmesi acaba niçin birilerini telaşa düşürdü? AB Sözcüsü Kati Piri, Cumhuriyet yöneticilerini: “Aşırı milliyetçi-faşistler“ olarak niteledi! Kemalizm’den ve Atatürk’ün batıya dönük devrimlerinden birileri niçin hâlâ korkuyor?


Kaynak: http://www.insanbu.com/Medya-Haberleri/769-alman-basini-ve-turkiye

Vatan Postası Youtube ABONE OLmak için Tıklayınız

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et! Oku