ALİ FAYAD: BİZİM ZAFERİMİZ DÜNYANIN TÜM LANETLİLERİNİN ZAFERİDİR

Yazar Hizbullah Siyasi Büro Üyesi Ali Fayad İle Söyleşi
 

İsrail ordusu karşısındaki zaferinizin en önemli sonucu ne oldu?

İsrail ordusu karşısında direnişin kazandığı zaferin ilk sonucu, Amerika’nın Ortadoğu projelerinin başarısızlığa uğraması oldu. İsrail saldırısının yeni bir Ortadoğu yaratacağını söyleyen Condoleeza Rice, planlarını tekrar gözden geçirmek zorunda kaldı. Hizbullah’ın zaferi sadece Lübnan’da değil tüm Ortadoğu coğrafyasında yeni bir dönemin kapılarını açtı. Ortaya,Amerikan üstünlüğünü, İsrail işgalini ve BM gibi uluslararası unsurların egemenliğini kabul etmeyenlerin modeli çıktı. Bu, aynı zamanda Amerika’nın bize karşı yürüttüğü savaşın özgürlük ve demokrasiyi kurtarma savaşı olduğu yönündeki propagandanın da bir reddi anlamına gelmektedir. Bu iddia doğru değildir. Bizim zaferimiz yeryüzünün tüm lanetlilerinin, Venezüella’nın, Latin Amerika’nın, Arap dünyasının, Filistin’in, Irak’ın, Lübnan’ın ve “halklar, silah kuşanmış büyük güçleri yenebilirler” diyen herkesin zaferidir.

Hizbullah dini bir direniş örgütü müdür? Kimliğini anlatır mısınız?

Hizbullah, öncelikle bir ulusal kurtuluş hareketi olarak, İsrail tarafından işgal edilen bölgelerin kurtuluşu için hareket eden bir örgüttür. Lübnan’ı 50 yıldır süren İsrail saldırılarına karşı korumaya çalışan ulusal bir kurtuluş hareketiyiz. Öncelikle hümanist sonra milliyetçi sonra İslamcı bir bakış açısına sahip ulusal direniş ve kurtuluş hareketiyiz. Büyük “İslam aleminin” bir parçasıyız ve aşağılanan İslam dünyasının acılarını hissediyoruz. İsrail işgalinin yarattığı durum yüzünden acı çeken Arap dünyasının bir parçasıyız. Bu yüzden öncelikle ulusal kurtuluş hareketi, sonra hümanist, Arap ve İslamcı sıfatlarını sırasıyla kabul ediyoruz.

İkinci olarak, hesaplardan ve cemaat aidiyetlerinden arınmış bir Lübnan devletinin kurulmasını arzu ediyoruz. Yurttaşların dinlerinden, cemaat bağlarından ya da siyasi kimliklerinden bağımsız olarak yasalar karşısında eşit olacağı bir devlet kurmak istiyoruz. Demokratik, kurumsal bir hukuk devleti istiyoruz. Toplumsal adaleti yansıtacak bir devlet istiyoruz. Yurttaşların hayatını ve ülke topraklarındaki egemenliği koruyabilecek bir devlet istiyoruz. Dini bir yönetim kurmak istemiyoruz. Lübnan çok karmaşık bir ülke; burada hem Hıristiyanlar hem de Müslümanlar yaşıyor. Müslümanlar ve Hıristiyanlar kendi içlerinde de farklı mezheplere bölünmüş durumdalar. Lübnan’da 18 aşiretin varlığını biliyoruz; Lübnan çoğul bir toplum yapısına sahip. Biz, İslam dünyası için model oluşturabilecek bir Lübnan devleti istiyoruz. Farklı cemaatler ve mezheplerle beraber yaşayabileceğimizi göstermek istiyoruz.

Solla ilişkilerinizi anlatabilir misiniz?

Marksistler Lübnan’da bizim müttefikimizdir. Lübnan Komünist Partisi ve genel olarak sol, müttefikimizdir. Onlarla ideolojik bir farklılığımız var; bizim kendi inançlarımız, onların kendi inançları var. Bu noktada ayrışıyoruz ama tarihin bu noktasında bu, önemsiz bir ayrışma noktası. Bizim için bugün en önemli soru şudur: Amerikalılara karşı mısın, taraf mı? Tüm dünyanın ezilenleriyle birlikte misin, değil misin? Dünyanın paylaşılması ve zenginlerle fakirler arasındaki farkın artmasından yana mısın değil misin? Şu anda ideolojik ya da dini bir ayrışmaya karşıyız; kutuplaşmanın Hıristiyanlarla Müslümanlar, inananlarla Marksistler arasında olmasını istemiyoruz. Bugün bilmemiz gereken, Amerikan işgaline karşı olunup olunmadığı; kimin direniş taraftarı, kimin direnişe karşı olduğu; kimin işgale taraftar, kimin karşıt olduğu; kimin vahşi küreselleşmeye karşı koyduğu ve bunu kanıtladığıdır. Açıklıkla söylüyorum: Direnişe katılan Marksistler bizimle aynı çizgidedir ve direnişe katılmayan Müslümanlar ya da işgal güçleriyle birlikte hareket edenler bizden değildir.

Bizim, sadece toplumsal yapılanma anlamında Şii özelliğimiz vardır. Bu özelliğin dini nedenleri vardır ve ülkemizin tarihiyle ilişkilidir. Ama bizim direnişimiz dini bir direniş değil, ulusal bir direniştir. Siyasal projemiz de ulusal karakterlidir. Bir din ile diğeri arasında, Sünni ya da Şii olmak arasında ayrım yapmıyoruz. Ekonomik olarak, özelleştirme politikaları konusunda şartlarımız var ve fiyatların artmasını engellemek için daha derinlikli araştırmalar yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Lübnan’da ekonomi yönetimi için devletin daha çok rol oynaması gerektiğini düşünüyoruz. Politik ve ekonomik programımızın anti-neoliberal bir program olduğunu tekrar ediyor ve vurguluyorum.

Komünist Parti’nin programını okudum ve politik bakış açılarıyla bizimki arasında pek bir fark olmadığını fark ettim. Elbette programımızın Marksist ya da sosyalist bir program olduğunu söyleyemem. Batılı kriterlere göre, dünya görüşümüzün sosyal demokrat olduğunu, yani serbest kapitalist rejim altında ama güçlü ve müdahaleci, pazar ile devlet arasıda dengeleyici bir devlet modelinden yana olduğumuzu söyleyebilirim. Özelleştirmelere ve devletin rolünün azalmasına karşıyız.

Hizbullah’la İran arasındaki ilişki nedir?

Öncelikle belirtmek isterim ki hiçbir kararımızı Lübnan dışında almıyoruz; ama bu bizim İran yandaşı olmamızı engellemiyor. Küresel sömürgeciliğe ve işgal hareketlerine karşı direnişte İran lider konumundadır. İran 25 yıldır Lübnan halkının yanında yer alır. İsrailliler evlerimizi, fabrikalarımız, bölgelerimizi yerle bir ettiğinde onları tekrar kurmamızda bize İran yardım etmiştir. Şimdi güney Lübnan’a giderseniz, İranlıların köprü, yol ve hastane yapımındaki yardımlarını görebilirsiniz. Amerikalılara bakın. Her tür silah açısından Amerika İsrail’i destekliyor ve bu yıl İsrail’e yapılan askeri yardımların tutarı 3 milyar doları geçti. Peki toplumsal, ekonomik ve eğitim alanında ya da kalkınma alanında İran’dan yardım almamız neden olumsuz bir şey olsun? İran Lübnan’ın, tüm Lübnan halkının ve Hizbullah’ın da dostudur. Ancak bu bizim bağımsız kararlar almamızı engellemez. Siyasetimizi biz kendimiz belirleriz. Karar alırken rehberimiz Lübnan’ın ulusal çıkarlarıdır.

Televizyon kanalı Al Manar’ın mücadelenizdeki yeri nedir?

Al Manar, direnişi destekleyen bağımsız sivil bir kurumdur. Toplumumuzda asla medyanın önemini ve değerini yadsımamak gerek. Bu son yıllarda Al Manar ikinci büyük Arap kanalı oldu. Bu açıdan bakıldığında Al Manar bizim mücadelemize yardım etmekte ve direnişi korumak için önemli bir rol üstlenmektedir. Bu, Amerikalıların Al Manar’ı terörist bir yapılanma olarak sınıflandırmasını da açıklamaktadır.

Filistin konusunda konumunuz nedir?

Filistin coğrafyasının ve Filistin’in ekonomik olanaklarının, iki ülkeli bir yapıya imkan verebileceğini düşünmüyorum. Farklı aşiretlerden Filistinliler; Yahudi, Müslüman ya da Hıristiyan olsun, hepsi için tek bir devlet yapılandırılmalıdır. Bu coğrafyanın evladı olan Filistinlilerin bu devlet altında yaşama ve buraya dönme hakkı vardır. Siyasi rejimi belirlemesi gerekenler de onlardır. Sonra devlet, devlete ilişkin tüm güvenlik konusunu ve bu ülkede yaşayanların geleceği konusunu ele almalıdır. Bize göre, Filistin’de istikrar, tüm yurttaşların dinlerinden, Yahudi, Müslüman ya da Hıristiyan olmalarından bağımsız olarak yasa karşısında eşit olacakları tek bir devletin kurulmasına bağlıdır.

Venezüella Başkanı Hugo Chavez ile Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah arasında özel bir bağlantı var mı?

Milyonlarca kişinin önünde Chavez’den bahsettiğinde Hasan Nasrallah, Venezüella başkanına “Chavez Kardeş” diye hitap etmişti. Chavez’in bize çok yakın olduğunu, bizim yol arkadaşımız olduğunu hissediyoruz. Sanki bizimle onun arasında uzun bir ortak mücadele tarihi varmış ya da onun silahı bizim silahımızmış gibi… Onu seviyor ve ona saygı duyuyoruz ve onunla geliştirebileceğimiz ilişki modelinin solla İslam arasında kurulacak ilişki için bir model teşkil edebileceğini düşünüyoruz.

Hıristiyan cemaatinden Aoun, Hizbullah’la ittifakta. Bu ittifakı nasıl değerlendiriyorsunuz?

General Aoun’la bizim aramızda bir ittifak vardır ve bu ittifak, Lübnan’ın istikrarının geleceğidir. Bu ittifak, Lübnan’daki en önemli iki gücün ittifakıdır. Bizim bakış açımızdan yaklaşıldığında bu iki hareket, Aoun ve Hizbullah, gerçek bir hukuk devleti kurabilecek iki harekettir. Aoun, Lübnan’da bizim başkan olarak görmek isteyeceğimiz bir siyasi kişiliktir. Gerçek bir bağımsızlık ve gerçek bir egemenlik için mücadele eden, tüm Lübnanlıların hizmetinde önemli bir görev üstlenebilecek bir kişidir.

24 Eylül 2007

[Europe Solidaire Sans Frontieres’teki Fransızca orijinalinden Melike Işık tarafından çevrilmiştir]