VATAN POSTASI
Yaşamımızı Savunmak Üzere,Duygu,Düşünce ve Davranış Birliğini Gerçekleştirmek İçin Varız.

ALAMOS GOLD, KAZ DAĞLARINDAN DEFOL…

Bilge bir dağdır Kaz Dağı (İda). Bir Anadolu güzeli, doğa anıtı.
Her dönemde kutsal sayılmış tanrılar orağı… Çocuk gözleri gibi temiz,
yeni doğmuş taylar gibi kıpır kıpır sularla seslenir dünyaya… “Bol
pınarlı İda´dır” bir adı: Mıhlı, Şarlak, Şahin Deresi / Bir kayadan
duman duman / On yedi metre atlayan / Sutüven… Bu kez para babalarının
sinsi saldırısı… Çanakkale kahramanı Koca Seyit´in, Edremit, Kaymakamı
Hamdi Bey´in, Borazan Çavuş´un, efelerin savunduğu yerlere
saldırıyorlar. Altın arayıcı barbarlar insanlık ekinine, sanatına;
tanrılar otağı Kaz Dağı´na, zeytine, yaşama saldırıyorlar. Hâlâ tahta at
kurnazlıkları… Koca Bir Troya dünya Ne zaman insan olacak insan…”
M. Başaran

ALAMOS GOLD, KAZ DAĞLARINDAN DEFOL…


Madenlerin oluşumunda hiçbir sınıfın ya da kişinin emeği yoktur,
insanlığın ortak değerleridir. Bu nedenle bugünkü kuşağın olduğu gibi
gelecek kuşakların da hakkı bulunmaktadır. Madenler, milyonlarca yılda
oluşan ve tüketildiğinde yenilenemeyen kaynaklardır. Bu nedenle çok iyi
planlanarak hayatın devamlılığı ve evrensel ihtiyaçlar doğrultusunda
kullanımları oldukça önemlidir.


Buna karşılık, Türkiye ise, kelimenin tam anlamı ile bir “sömürge
madenciliği” sürecinden geçiyor. Daha önceki yıllarda, Bergama
köylülerinin direnişini, devlet-şirket işbirliği ile bastıranlar,
Bergama kapısı açıldıktan sonra ülkemizin dört bir yanında altın
madenciliği için çalışmaları başlattılar.


Bu büyük talan ve yıkımın yöneldiği en önemli yörelerimizden birisi
de Kaz Dağları’dır. Kaz Dağları, Balıkesir ile Çanakkale il sınırları
içerisinde yer alır. Kaz Dağları’nın Edremit Körfezi’ne bakan 21 bin 300
hektarlık kısmı, 1993 yılında Milli Park ilan edilmiştir. Endemik,
jeolojik, kültürel, mitolojik ve arkeolojik açıdan dünyanın en değerli
bölgelerinden birisidir. Antik çağda “Bin pınarlı İda” da denilen Kaz
Dağları önemli bir su zenginliğine de sahiptir. DSİ verilerine göre, Kaz
Dağları, yılda 1.3 milyar metreküplük su verimliliğiyle yüzlerce dereyi
ve su kaynağını beslemektedir. Su fakiri bir ülke olan Türkiye’de ve
küresel ısınmanın su kaynaklarının önemini kat be kat arttırdığı
günümüzde bu miktar çok önemli bir potansiyeldir.


Kazdağı, yer şekli olarak bir dağ olmasının yanı sıra çevresinde yer
alan diğer dağlar, platolar ve ovalarla birlikte doğal-coğrafi
özelliklerin bir bütünlük gösterdiği yöre kavramıyla
değerlendirildiğinde, 380.000 hektarlık bir alanı kapsar. Yani, Kaz
Dağları aslında bir jeolojik sistemin adıdır. Edremit Körfezi, Bayramiç,
Yenice ve Ezine ovaları da Kaz Dağları’nın içindedir. Kaz Dağları işte
bu geniş bölgede yerüstü ve yer altı su kaynaklarını oluşturan, besleyen
ve onların sürekliliğini sağlayan, barındırdığı bitkilerle,
hayvanlarla, temiz havasıyla ve sularıyla can verdiği tarım ve
hayvancılık alanlarıyla yüzyıllardır tüm yörenin yaşam kaynağı olmuştur.


Bölgedeki 258.190 hektarı bulan orman örtüsü, çağımızın en önemli
sorunlarından küresel ısınmanın nedeni olan fazla karbondioksiti emerek
(516.380 ton CO2/yıl) küresel ısınmanın olumsuz etkilerini azaltır. Fotosentez sonucu üretilen oksijen (375.400 ton O2/yıl)
ise yöreyi oksijen bolluğu açısından dünyanın en zengin yerlerinden
biri haline getirmektedir. Kaz Dağları, İsviçre Alplerinden sonra
dünyada en fazla oksijen üreten yer olarak da bilinir.


Sermaye, her alanda uyguladığı yıkım ve yok etme politikalarını AKP
eliyle acımasızca hayata geçirmektedir. Kaz Dağlarından,
Cerattepe’ye, Alpu’dan Murat Dağına, Akkuyu’dan İnceburun’a vb. yaşam
alanlarımızı talan etmekte, kâr uğruna yok etmektedir. İnsanlığın ortak
değerleri, bir avuç insanın çıkarı için tahrip edilmektedir.


Kaz Dağları’ndaki talanı ve doğa tahribatını önleyebilecek tek güç,
öznesi yöre halkından oluşan ve onlarla birlikte mücadele veren tüm
muhalefet direnişidir. Bugün, konunun tekniği ve bilimi üzerinden
söylemler geliştirmek, mücadele sürecini bunlara göre değerlendirmek
zamanı değildir. Hepimiz için önemli olan konunun ahlaksal boyutudur.
Bir başka deyişle tüm canlılara ve doğal yaşama karşı tavırdır…


Kapitalist sistemin seyirci kaldığı çevre felaketlerinin insanlık
için yakın tehlike içerdiği bilinmelidir. Doğanın kendisini yenileme
sürecinin yüzyılları aldığı düşünülürse, çevre tahribatları genel ve
evrensel bir tehdittir.


Tüm bu tehlike ve tehditlerin arkasında olan, yerli / yabancı sermaye
grupları ve onların işbirlikçileri, sermayenin emperyalist örgütleri
olarak hayatı yok ediyorlar.


KESK ve bağlı sendikalarımız olarak doğamıza ve tarihimize sahip
çıkmaya devam edeceğiz. Bunun için verilen mücadelenin asli unsuru
olacak yaşlısı, genci, kadını, erkeği ile; doğasına, yaylasına,
ormanına, suyuna sahip çıkanlarla omuz omuza mücadele edeceğiz.


Yağma ve talana karşı; toprağına ve geleceğine sahip çıkan halkımızın yanındayız…


Kaz Dağlarına, Çocuklarımızın Geleceğine Dokunmayın…



ESM
MERKEZ YÖNETİM KURULU

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorumlar