AKP’NİN SINIFTA KALAN EKONOMİ KARNESİ VE ‘TORBA YASA’NIN GETİRDİKLERİ

Yazar İbrahim Utku Nar   
Yaptığı sosyolojik araştırmalarla tanınan, Aralık ayındaki kurultayla birlikte CHP PM Üyesi seçilen Prof. Binnaz Toprak’ın geçtiğimiz günlerde HaberTürk gazetesine vermiş olduğu röportajın bir kısmında AKP’nin ekonomi politikalarına dair söylediği sözler tartışmalara kapı araladı.

Özellikle 2001 krizi sonrası, IMF tarafından batmakta olan geminin can simidi olma iddiasıyla Türkiye’ye “Süper Bakan” sıfatıyla yollanan (!) Kemal Derviş’in önderliğinde hazırlanan plan ve program dahilinde, ticari ve mali konularda yapılan bir takım köklü değişiklikler ve meşhur “15 günde 15 yasa” gibi uygulamaları devam ettirmesi sebebiyle AKP’nin bu konuda ve kriz döneminde başarılı bir sınav verdiğini düşünen Binnaz Toprak’ın söyledikleri malasef gerçeği yansıtmamaktadır. Gerçekte,  Derviş’in hazırlamış olduğu Neo-Liberal iktisadi politikaları devam ettiren ve daha da radikalleştiren AKP’nin ekonomi karnesi zayıflarla doludur.
Spekülatif hareketlere endeksli sıcak para akışı yani yüksek faizli yabancı sermaye giriş-çıkışlarına dayalı finansal politikaların uygulayıcısı olan AKP’nin, özellikle ilk iktidar döneminde konjonktüründe lehine işlemesiyle elde etmiş olduğu %7’lik bir orana dayanan sanal büyüme endeksi gözleri yanıltmamalıdır. Özelleştirmelerden gelen geliri de hesaba kattığımızda bu ekonomik göstergelerin niteliği daha da açık bir hale geliyor. İstihdamın ve toplumsal refahın iktisadi yönden artmadığı bir ekonomik program, bu yönetim şeklinden rant sağlayan azınlık için kutsansa da, toplumun geniş bir kısmını oluşturan ve emeğini satarak hayatını idame ettirmeye çalışan yığınlar için olumlu duygular uyandırmamaktadır.
Bunun dışında uzun bir süredir uygulanmakta olan düşük kurlu dövize dayanan para politikasının, özellikle Çin gibi ülkelerden ara malı ithalatını arttırması ve imalat sanayinde üretilen bir ürünün yüzde 70’lik kısmının bu ithal ara girdilerden oluşturulması, cari açığın sürekli yüksek bir oranda seyretmesine neden olan en önemli etkenlerden birisidir. İmalat sanayinde kullanılan bu ithal ara girdiler, yurtiçi üretim kapasitesini önemli ölçüde azaltmakta ve dolayısıyla  istihdam konusunda büyük sıkıntı yaratmaktadır. Merkez Bankası’nın açıkladığı cari işlemler hesabına göre, 2010’un Ocak-Kasım dönemlerinde cari açık yüzde 277,1 artışla 41 milyar 630 milyon dolara ulaştı. Kasım ayında da cari açık bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 225 artış gösterdi ve 5 milyar 933 milyon dolar olarak hesaplandı.
Gümrük birliği antlaşmasından dolayı AB tedarikçisi konumumuzun devam etmesi de ihracat konusunda büyük sıkıntılara neden olmaktadır. İhracatımızın neredeyse yarıya yakınını AB ülkelerine yani Merkez Ülke olarak adlandırılan bu ülkelere yapmaktayız. Küresel krizin en çok etkilediği kıta olan Avrupa’da yaşanan ekonomik bunalım ise, finansal piyasaları sert bir şekilde vurduğu gibi daha sonra reel sektöründe bu krizden hissedilir bir şekilde etkilenmesine yol açtı. Piyasalarda yaşanan nakit sıkıntısı ve talebin düşmesi gibi etkenler ihracatımızı önemli ölçüde geriletti.
Son açıklanan verilere göre ‘İŞSİZLİĞİN BOYUTU’ ve Torba Yasa Tasarısı
TUİK’in 2010 Eylül-Ekim-Kasım dönemini kapsayan TUİK Hanehalkı İşgücü Anketi sonuçlarına göre ise işsizlik oranı geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre % 1.8’lik düşüşle % 11.2 oldu. DİSK-Ar’ın daha analitik ve nesnel veriler eşliğinde yaptığı analizlere göre ise bu rakam gözümüzü aldatmamalı. Keza Ekim 2010 dönemi içinde işe başlamaya hazır olup iş aramayanların dahil edildiği geniş tanımlı işsizlik oranı % 17.3 olurken, eksik ve yetersiz istihdam edilenlerle bu oran % 21.3’ü bulmaktadır ve işsiz sayısı kriz öncesi dönem olan EKİM 2007’ye göre 536 bin kişi daha fazladır. Kayıt-dışı istihdam edilenlerin sayısı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre 188 bin daha artarken, 2007 Ekim döneminden bugüne kadar ise bu sayı 503 Bin kişi artarak, 9 milyon 966 bine ulaşmıştır.
İşsizliğin boyutları bunlarla sınırlı olmamakla birlikte, şu an da milyonlarca çalışanı yakından ilgilendiren “Torba Yasa Tasarısı’nda” var olanlara da kısaca değinmekte fayda var.
-Kıdem tazminatının ortadan kaldırılması,
-Bölgesel asgari ücret sistemini getirilmesi ve Asgari ücrette uygulanan yaş sınırını 16’dan 18’e çıkartılarak binlerce çalışanın mağdur edilmesi,
-Kamu sektörüne özel sektörden uzman vb. sıfatıyla bürokrat atanarak, Kamu’nun piyasaya daha açık hale getirilmesi,
-İşsizlik fonunun çeşitli sebeplerden dolayı kullanım hakkı olan %30’luk oranın %50’e çıkartılarak, zaten esas amacından çok farklı amaçlar doğrultusunda kullanılan bu fonun daha da işlevsiz hale getirilmesi,
“Çağrı üzerine çalışma, evden çalışma ve uzaktan çalışma” gibi esnek istihdam biçimlerinin daha da yaygınlaştırılarak güvencesiz,açık sömürünün ve kayıt-dışılığın önünün açılması,
-Kamu çalışanlarına grev yasağının sürdürülmesi,
-Mahalli idarelerde çalışan ihtiyaç fazlası olarak görülen işçilerin, taşradaki kurumlara aktarılması ve onların hak kaybına uğratılması,
-Daha çok genç işçileri ilgilendiren “Deneme süreli iş sözleşmesi” başlığıyla düzenlenen ve ilk defa işe girenler için geçerli olan  2 aylık deneme süresinin 4 aya çıkartılması.Böylece bu deneme süresi içinde her türlü sömürüye tabi tutulan ve güvencesi olmadan çalıştırılan genç işçilerin, işverenin 2 dudağı arasında olan kaderlerinin daha da kötü bir hale getirilmesi vb…
Sözde “Kamu alacaklarını yeniden düzenleme” adına oluşturulması düşünülen ve birbirinden alakasız her türlü yasanın ve yönetmeliğin bir araya sokuşturularak hazırlandığı bu “Torba Yasa Tasarısı” yukarıda da görüldüğü üzere esnekleştirmenin, kayıt-dışılığın, güvencesizleştirmenin ve her türlü sömürünün önünü daha da açmaktadır. İktidara geldiklerinden bugüne kadar başarıyla uyguladıkları(!) Neo-Liberal politikalar sayesinde, emek kesiminin her türlü sosyal, siyasal ve ekonomik hakkını budayan AKP’nin, sıradan bir düzen partisinden öte bir projenin kısa ve uzun vadede bir ayağı olması, mevcut konumunun farklı bir şekilde sorgulanmasına neden olmaktadır. Özellikle Amerika’nın, Ortadoğu’nun kaotik ortamında ve özellikle İran tehdidine ve Radikal İslam’a karşı bir emniyet sübabı olarak gördüğü Türkiye’ye AKP eliyle  biçtiği rol  bir hayli önem arz etmektedirEkonomik altyapısı Neo-Liberalizm, siyasi ve hukuki üstyapısı Ilımlı İslam’a dayanan bir rol-model olması amaçlanan Türkiye’nin götürülmek istendiği konum emekçi halkımızın aleyhine işleyen bir konumdur. Alev yerine dönen Arap Dünyası’ndaki gelişmeleri yakından incelersek özellikle Tunus ve Mısır’da siyasi iktidarları deviren isyanların ana nedenini sosyo-ekonomik geri kalmışlık oluşturmaktadır. Bu isyanların ne şekilde bir sonuç vereceği ve Türkiye’ye nasıl yansımalarının olacağını şu an için kestirmek zor olsa da, Arap Dünyası ve Ortadoğu’daki birçok dengenin değişeceği öngörülmektedir.