8 Mart’a Doğru Kara Fatma, Madam Roland, Rose Lacombe ve Olympe De Gauges’i Hatırlayalım

200738102240.kara-fatma
… 1878 yılında Erzurum’da dünyaya gelir. Balkan Harbi’nde eşi Derviş Erden’le birlikte Edirne’de, düşman işgali altında olan ‘Yanık Kışla’da bulunur, askerlik hayatını birlikte paylaşır. Cihan Harbi’nde kendi ailesinden 9- 10 kadınla birlikte Kafkas Cephesi’ne gider. Mütareke yıllarında ise binbaşı eşi Derviş Bey’in ölümü üzerine Erzurum’a oradan da Sivas’a Mustafa Kemal’in yanına gider. Burada bir müfreze kurar. Daha sonra Mustafa Kemal tarafından görevli olarak 9 yaşındaki kızı Fatma ile birlikte İstanbul’a gönderilir. Burada gizli teşkilatla birleşerek Anadolu’ya silah ve adam kaçırma gibi faaliyetlerde bulunur…
Madam Roland, Rose Lacombe ve Olympe de Gauges

“(O), 1793’te Konvent, insan haklarını (les droits de l’homme) ilan ettiğinde, bunların yalnızca erkek hakları olduğunu hemen anladı. Olympe de Gouges, Rose Lacombe ve başkalarıyla birlikte, onun karşısında 17 maddelik ‘Kadın Hakları’nı çıkardı, bunu 1793’de, bugün de hâlâ geçerliliği olan uzun açıklamalara dayandırarak Paris Komünü’ne sundu; içinde zamana uygun düşen şu cümle geçiyordu: ‘Kadının idam sehpasına çıkma hakkı varsa, kürsüye çıkma hakkı da olmalıdır.’ Olympe de Gouges’in talepleri yerine getirilmedi. Buna karşılık, kadının gerektiğinde idam sehpasına çıkmak zorunda kalmasına atıfı, kanlı bir onay buldu. Bir yanda kadın haklarını savunması, öte yanda Konvent’in zorbalıklarına karşı mücadelesi nedeniyle Konvent’e, idam sehpası için yeterli olgunlukta göründü; ve aynı yılın 3 Kasım’ında başı düştü. Beş gün sonra Madam Roland’ın da başı gitti. İkisi de kahramanlar gibi öldüler. Ölümlerinden kısa süre önce, 30 Ekim 1793’de Konvent kadın düşmanı zihniyetini, tüm kadın derneklerini kapatarak göstermişti ve daha sonra, kadınlar kendilerine karşı yapılan haksızlığa karşı protestoyu sürdürünce, Konvent’i ve resmi toplantıları ziyaret etmelerini yasaklayacak ve onlara asi muamelesi yapacak kadar ileri gitti.” (August Bebel, Kadın ve Sosyalizm, s. 302-303, İnter Yay.)

Fransız İhtilalinden sonra 1793 yılında Fransa Meclisi “Erkeklerin Haklarını” ilan edince ihtilal için mücadele veren Madam Roland, Rose Lacombe ve Olympe de Gauges gibi devrimci kadınlar bir tepki olarak 17 maddeden oluşan bir bildiri yayınladılar ve buna “Kadın Hakları Bildirgesi” adını verdiler. Rose la Lacombe 20 Ekim 1793’te, Paris Komününde Kadın Hakları Bildirgesi’ni şu sözlerle savundu:

“Kadın özgür doğar ve erkeklerle eşit haklara sahip olur. Kanunlar önünde eşit olan bütün erkek ve kadın vatandaşlar, hiçbir ayrıma uğramaksızın bütün yüksek mevkilere ve kamu görevlerine eşit olarak kabul edilebilirler…. Kadınlar Uyanınız”…


İSTİKLAL harbimizde çok sayıda kişisel kahramanımız var.

Bunların öyküleri bugüne kadar çok yazılıp anlatıldı. Ama bir ‘Kara Fatma’ Fatma Seher var ki hepsinden ayrı. Hâlâ yazılıp anlatılsa bitecek cinsten değil. ‘Kara Fatma’ İstiklâl Harbimizin en simgesel kahramanı. Ailece İstiklâl Harbi’ne katılırlar ve birçok cephede büyük başarılar gösterirler.

Üsteğmen rütbesiyle emekli olan ‘Kara Fatma’, kendisine bağlanan emekli maaşını da hayır kurumuna bağışlar. 1933 yılında ise yoksulluktan İstanbul’da Rus manastırına sığınır. 1955 yılında öldüğünde ise yine yoksuldur. Tıpkı aynı dönem silah arkadaşlığı yapan ‘Kartallı Kâzım’ gibi…

1878 yılında Erzurum’da dünyaya gelir. Balkan Harbi’nde eşi Derviş Erden’le birlikte Edirne’de, düşman işgali altında olan ‘Yanık Kışla’da bulunur, askerlik hayatını birlikte paylaşır. Cihan Harbi’nde kendi ailesinden 9-10 kadınla birlikte Kafkas Cephesi’ne gider. Mütareke yıllarında ise binbaşı eşi Derviş Bey’in ölümü üzerine Erzurum’a oradan da Sivas’a Mustafa Kemal’in yanına gider. Burada bir müfreze kurar. Daha sonra Mustafa Kemal tarafından görevli olarak 9 yaşındaki kızı Fatma ile birlikte İstanbul’a gönderilir. Burada gizli teşkilatla birleşerek silah ve adam kaçırma gibi faaliyetlerde bulunur.

Daha sonra kaçarak İzmit’e gelir. Burada müfrezesi 480 kişiyi bulur. Yanına kardeşi Süleyman’ı da alır, İzmit’in işgali sırasında Yunanlıların eline düşer ve 19 gün işkenceli esaretten sonra Yunanlı nöbetçiyi öldürerek kaçar. I. İnönü, II. İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz’a katılır. Kendi deyimiyle bugüne kadar müfrezesinde 43 kadına karşı 700 erkek askeri vardır. Kadınlardan 28’i şehit olur. Kendisi de birçok kez yaralanır. Çavuşluk rütbesiyle işe başlayan Fatma Hanım, en son Üsteğmen rütbesiyle emekli olur. Büyük Zafer’in coşkusunu yaşar. Ömrü boyunca bu coşkuyu unutmaz. Kendisine bağlanan maaşı, “Vatanının büyük kurtarıcısı Ebedî Şef‘in lâyık olmadığım büyük iltifâtı beni son derece sevindirmiştir. Esasen bütün emel ve arzum, yapmış olduğum hizmetten hiçbir menfaat beklemiyorum. Bu itibarla taltif edilmiş olduğum rütbenin mukabilinde verilecek maaşımı Kızılay’a terk etmekle son vazifemi yaptım” diyerek Kızılay’a bağışlar. Uzun yıllar izini kaybettirir. Bu sırada -bir çatışmada iki elini ve akli dengesini kaybeden- kızının çocuğuna sahiplenir. Ona uzun yılar didinerek bakmaya çalışır. İstanbul’daki Rus manastırına sığınır. Burada kendisi yerde yatarken torununu tahta yatakta yatırır.

RUS MANASTIRINDA

Zamanın ünlü mecmuası Yedigün, ‘Kara Fatma’yı İstanbul Galata’daki Rus manastırında bulur. Onunla mülakat yapar. Mekki Sait Bey, bu mülakatı derginin 9 Ağustos 1933 tarihli sayısında yayımlatır. Sararmış dergi arşivlerinde kalan bu mülakatı ilk defa burada yayımlıyoruz. Çünkü ‘Kara Fatma’nın biyografisini yazanlar bu bilgiyi bilmiyor. Hatta “1923-44 yılları arasındaki hayatını aydınlatıcı malzemeyi henüz elde etmiş değiliz” diyorlar.

YOKSUL ve GURURLU

‘Kara Fatma’nın odasına girdiğimiz dakikadan beri yanımızdan ayrılmayan küçük Valântin, adeta kulağımıza fısıldar gibi:

  • Vaziyeti çok fena! Dedi, acaba niçin bir iş bulmuyor da sağa sola çatıyor!

Kara Fatma öfkelendi:
– Sen çekilsene bakalım odana!.. Bizi biraz yalnız bırak.. Belki aramızda konuşacak şeylerimiz var…

Sonra bize döndü:
– Canım dedi.. Biz kendi aramızda dertleşeceğiz… Bunun burada işi ne?.. Ben babasına cephede kurşun atmışım, kızı burada bana lâkırdı atıyor…

  • Sinirlenme canım, dedik… Çocuk bu, kusuruna bakılır mı?..
  • Ne olursa olsun, ben bunlara halimi belli etmek istemiyorum. Hatta başka yerde eşyalarım olduğunu, torunlarımı sağlam yetişsinler diye tahta üstünde yatırdığımı söylüyorum. İşten bahsediyor… İş bulamıyorum ki.. Kapıcılık kolculuk bulsam.. çöpçülüğe de razıyım. Kızımla torunlarıma bakayım…
  • Kaç yaşındasın?
  • 55 yaşındayım. Askere 24 yaşında girdim. Seferberlikte Kars, Kâğızman, Bayazıt taraflarında çalıştım. 275 kişilik bir çetenin reisi idim. İstiklâl Harbi’nde Garp Cephesi’nin hemen her tarafında bulundum. Bereket Alakaya taarruzunda, sonra Düzce’de eşkıya ile müsademede, Sivrihisar’da, bir de Değirmendere’de yaralandım. Bunlardan başka ufak tefek çizikler sıyrıklar da var, onları saymıyorum. Kızımın parmaklarını da şarapnel kesti. Zavallı şimdi yarı deli bir vaziyettedir.
    Yetimleri bana kaldı. Çalıştığım müddetçe âmirlerimin takdirlerini kazandım. Bütün sefaletimi unutturan, beni yaşatan bu İstiklâl madalyasıdır, açım ama şerefliyim!

Kadıncağız ağlamaya başladı:
– Bazen çocukların elinden tutuyor; “Şu yetimler aç kalmış, ölecekler” diye torunlarım olduğumu sezdirmeden, onlar için yardım toplamaya çıkıyorum, ne yapayım, siz söyleyin!

  • Şimdi nerede çocuklar?

  • Sokaktalar.. Birazdan gelirler, birinin elinde yüz para, ötekinin avucunda altmış para:
  • “Al nine, derler… Açsın… Vallahi biz de içinden hiçbir şey harcamadık, olduğu gibi sana getirdik. Bir çay pişiremez misin bunlarla… Ekmek batırıp ta beraber yiyelim.”

  • Ah, ah… Onlara doğru dürüst birer dilim ekmek bile yediremiyorum…

  • Matbaaya dönüyorum… Vakit öğle… İnsan acıkınca taze ekmek ne güzel kokuyor… Hay var olun Tophane fırıncıları! Ne pişkin, ne kabarık, ne beyaz, ne mis kokulu ekmekler çıkartıyorsunuz!.. Hem de 6 kuruşa ha!..

    Eğer günahı büyükse, varsın Kara Fatma çeksin, ona zırnık bile vermeyin isterseniz, fakat ey Türkiye’nin en has ve en lezzetli ekmeğini pişiren, iyi kalpli Tophane fırıncıları! Bayatından bir okka somunla, iki yavruyu dilenmekten bari siz kurtarınız!

    TEKRAR MAAŞ BAĞLANDI

    Kara Fatma’nın yoksulluk içindeki yaşamı uzun yıllar sürer. Bu sıkıntısı üzerine zamanın Kars mebusu Tezer Taşkıran ve Rize mebusu İzzet Akçal tarafından “İstanbul’da bir kulübede yaşamakta ve büyük bir sefalet içinde kıvranmaktadır” şeklinde önerge TBMM’ne verilir. 17 Şubat 1954 günü bu önerge kabul edilir ve Fatma Hanım’a 170 lira maaş bağlanır.
    Ancak bu aylıklı yaşam kısa sürer. Fatma Hanım memleketi Erzurum’a geri döner. Ve burada 1955 yılında (ay ve yılını bile bilen yok) hayata veda eder. Tıpkı diğer silah arkadaşları gibi…

    Herkes ‘Kara Fatma’nın kahramanlıklarını bilir de bu acı öyküsünü bilmez. İstanbul’un Anadolu yakasına büyük bir Fatih heykeli dikeceklermiş. Karşısına da aynı boyutlarda ‘Kara Fatma’ heykeli dikseler acaba fazla mı olur?

    Hey gidi hortumlanan Türkiye hey!..

    Ercan DOLAPÇI

    (Kaynaklar:
    1-Feziye Abdullah Tansel, İstiklâl Harbi’nde Mücahit Kadınlarımız, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, 1988.
    2- Niyazi Ahmet Banoğlu, “Kara Fatmalar”, Tarih Coğrafya Dünyası, 1 Mayıs 1959, c.1, Sayı: 2.
    3- H.M., “Kahraman Fatma”, Devrin Yazarlarının Kaleminden Milli Mücadele ve Gazi Mustafa Kemal, c.2, Kültür Bakanlığı
    Yayınları, Ankara, 1992.
    4- Türk Ansiklopedisi, c.21, Milli Eğitim Basımevi, Ankara, 1974.
    5- Mekki Sait, “Kara Fatma Rus Manastırında”, Yedigün, 9 Ağustos 1933, Sayı: 22, s.10- 12.
    6- Semyen İvanoviç Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları, Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.,
    İstanbul, 1997)
    (Hürriyet, Yalçın Bayer)
    image

    image
    Kara Fatma ile ilgili diğer haber ve yazıları tıklayın
    http://www.hfalbayrak.com/erzurum/kara_fatma.php

    Madam Roland, Rose Lacombe ve Olympe de Gauges
    image
    Fransız İhtilalinden sonra 1793 yılında Fransa Meclisi “Erkeklerin Haklarını” ilan edince ihtilal için mücadele veren Madam Roland, Rose Lacombe ve Olympe de Gauges gibi devrimci kadınlar bir tepki olarak 17 maddeden oluşan bir bildiri yayınladılar ve buna “Kadın Hakları Bildirgesi” adını verdiler. Rose la Lacombe 20 Ekim 1793’te, Paris Komününde Kadın Hakları Bildirgesini şu sözlerle savundu:
    “Kadın özgür doğar ve erkeklerle eşit haklara sahip olur. Kanunlar önünde eşit olan bütün erkek ve kadın vatandaşlar, hiçbir ayrıma uğramaksızın bütün yüksek mevkilere ve kamu görevlerine eşit olarak kabul edilebilirler…. Kadınlar Uyanınız”…

    Rönesans’la birlikte büyük bir özgürlük akımı oluşmuşken kadınla erkeğin arasında daha fazla eşitlik olabileceği düşünülüyordu. Ancak yine kadın hak ve özgürlükleri konusunda ciddi bir atılım yapılamadı ve ilk satırlarda temas ettiğimiz Fransız İhtilali’ne kadar hiçbir gelişme olmadı.

    Kadınlar 1789 yılında başlatılan ihtilal hareketi içinde aktif roller üstlendiler. Mevcut yasalar gereği oy verme hakları yoktu ve devrimci örgütlerin çoğuna kadın oldukları için kabul edilmiyorlardı. Önlerine çekilen bu kalın setleri aşmak için kadınlar kendi örgütlerini kurdular. Paris’te ve 30 kadarı taşrada kurulmuş olan “Devrimci, Cumhuriyetçi Kadın Yurttaşlar Kulübü” böyle kurulmuştu.(4)

    Devrimin teorisyenlerinden Marki de Concordet 1790 yılında “ Kadınların tam yurtdaşlığa kabulü” başlıklı yazısında kadınlar için eşit eğitim olanaklarının dışında eşit haklar istedi. Dile getirdiği ilkeler çok açık ve çok çarpıcı idi. “ Ya insan ırkının hiçbir üyesinin, hiçbir gerçek hakkı yoktur, ya da hepsi aynı haklara sahiptirler. Dini, rengi, cinsiyeti ne olursa olsun bir başkasının hakları hakkında oy kullanan kişi, gerçekte kendi haklarını tehlikeye atar” (5)

    Concordet’in bu çıkışından sonra erkek çocukların, kız çocuklar karşısındaki miras öncelikleri kaldırılıp, bu alanda eşitlik ilkesi benimsendi. 1792’de yasalarda boşanma hakkı tanındı. Ancak Cocordet’in giyotinle idam edilmesinden sonra önerileri unutuldu. İhtilal dönemine bir bütün olarak bakıldığı zaman “Devrim ancak evlatlarının yarısını tanımıştı” diyebiliriz. Devrim sonrasında Kadın Hakları konusunda verdikleri ölümcül mücadelelerle dikkati çeken kadınlar arasında özellikle Olympe de Gauges, Theorigne de Mericourt ve Claire Lacombe saygın bir mevkie sahiptirler.

    Olympe de Gauges 1791 Eylülünde yayınladığı “Kadın ve Kadın Yurdaş Hakları Bildirisi”nde isteklerini şöyle belirtmektedir. “Haklar bakımından özgür ve
    image
    erkeklerle eşit doğan kadınlar, erkeklerin toplumda çekip ellerinden aldıkları doğal haklarından yararlanmalıdırlar. Kadınlar bütün haklarını elde etmedikleri sürece devrim tamamlanmış olmayacaktır.

    Bildirinin onuncu maddesinde de şu ünlü sözü söyleyecektir.” “ İdam sehpasına çıkma hakkı olan kadının kürsüye de çıkma hakkı olmalıdır. Sonradan Jirondenler saflarına katılan Olympe de Gauges, Robespiyer ve Mara hakkında çok sert eleştiriler kaleme aldı. 1792 yılı Aralık ayında Konvansiyon’un karşısına XVI Louis’in savunucusu olarak dikildi. Onu kral olarak hatalı buluyorsa da insan olarak bulmuyordu. Aykırı fikirlerinden dolayı 20 Temmuz 1793’te tutuklandı, 2 Kasımda ölüme mahkûm edildi ve bir gün sonra giyotine gönderildi. Yıllarca peşinde koştuğu kürsüye çıkma hakkı kendisinden esirgenmişti ama sehpaya çıkma “hakkı” esirgenmedi.(6)

    Onunla birlikte yayınladıkları “Kadınların Hakları” Belgesine imza atan mücadele arkadaşı Rose Lacomb’un kadın hakları konusunda Meclise açtığı savaş da başarısızlıkla sonuçlandı ve Bayan Lacomb’un da başı sehpada giyotinle uçuruldu.(7)

    Sehpada can veren kadın savaşçılardan biri de Madam Roland’dı (1754–1793). Okumaya, araştırmaya çok meraklı bir kişiliğe sahipti. Kısa yaşamının son dönemlerinde Kadın ve insan hakları yönünden çok önemli görüşler sergiledi. 1793 yılında diğer arkadaşları gibi o da sehpaya götürülürken söylediği şu sözler yıllarca hafızalardan silinmedi: “ Ey özgürlük senin adına ne cinayetler işleniyor.”
    image

    vatanpostasi.org

    DİPNOTLAR:
    (4) Server Tanilli: Fransız Devriminden Portreler, s.229–230 ( İstanbul–1995)
    (5) Necla Arat: Feminizmin ABCsi, s.24–25 (Simavi Yayınları)
    (6) Serpil Çakır: Osmanlı Kadın Hareketi, s.13 (İstanbul–1944) ;S.Tanilli, s.232; N.Bensadon, s.41–42
    (7) N.Arat, s.25

    Dr. M. Galip Baysan