1970’den bu yana dünyadaki doğal yaşamın yarısı kayboldu

image
Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) ve diğer kuruluşlar tarafından nehir, kara ve denizlerde binlerce tür üzerinde yapılan araştırmalara göre, doğal yaşam, 1970 yılından bu yana yarı yarıya azaldı.

Bugüne kadar yapılan en geniş kapsamlı hayvan nüfusu çalışmasına göre, yeryüzü geçtiğimiz 40 yıl içerisinde doğal hayatının yarısını kaybederken, bu rakam daha önceki raporların çok daha üzerine çıktı.

Bu yeni kapsamlı çalışma, doğal yaşam grubu WWF, Londra Zooloji Topluluğu ve diğer kuruluşlarda çalışan bilim insanları tarafından gerçekleştirildi. Binlerce omurgalı hayvanın analizine dayanılarak yapılan araştırmaya göre, 1970 ve 2010 yılları arasında hayvan nüfusu yaklaşık olarak yüzde 52 düştü.

Bu düşüş gerek nehirler, gerek karada ve gerekse denizde görülürken, rapora göre doğal yaşamın yok edilmesi, ticari balık avı ve avlanmadan kaynaklanıyor. Hava şartlarındaki değişimin de bunda bir etken olduğuna inanılırken, bunun sonuçlarını ölçmenin daha zor olduğu belirtiliyor.

2012 yılında WWF tarafından yayınlanan bir önceki hayvan nüfusu analizi üzerine raporda, aynı dönem içerisinde doğal hayatın yüzde 28 düştüğü belirtilmişti. Bu en son rapor, bir öncekinden yüzde 15 daha fazla veri kullanmakla beraber, hem daha çok tropikal tür içeriyor hem de daha gelişmiş bir metodoloji kullanıyor.

Düşüşün boyutu şaşırttı

Londra Zooloji Topluluğu araştırmacılarından Robin Freeman, “Düşüşün boyutu bizi şaşırttı. Bunun anlamı doğal yaşamın çeşitliliğinin kaybına karşı verdiğimiz mücadelede çok verimli olamıyoruz” ifadelerini kullandı.

En hızlı düşüşler, 1970 yılından bu yana yüzde 76 kaybın yaşandığı nehir ve tatlı sularda meydana geldi. Her ne kadar doğal yaşam çeşitliliği hem ılıman iklimli hem de tropikal bölgelerde gerçekleşiyor olsa da, tropikal bölgelerdeki aşağı yönlü hareketlenme daha büyük.

En büyük kayıp Latin Amerika’da

Doğal hayattaki kaybın en büyüğü, memeliler, kuşlar, yırtıcılar ve balık türlerinin yüzde 83 düştüğü Latin Amerika’da gerçekleşti. Asya-Pasifik ise çok fazla geride değil.

Bu bulgular, WWF’nin üç bin hayvan türüne ait bin nüfus kalabalığına yoğunlaşarak hazırlanan Yaşayan Gezegen Endeksi’nden elde edilen bilgilerle hesaplanıyor.

WWF bu endeksi 1998 yılından bu yana tutuyor. Bu endeks, hayvan nüfuslarını tıpkı bir hisse endeksinin bir hisseyi takip ettiği gibi takip ediyor. Kaplan nüfusu gibi bazı durumlarda hayvan nüfusuna yönelik daha doğru rakamlar elde edilebilirken, kuşlar gibi bazı durumlarda ise bilim insanları kuş yuvaları gibi bazı göstergelere yoğunlaşıyor.

Konuya bu yaklaşımın bazı sınırlamaları da bulunuyor. Örneğin üç bin türe yönelik bir nüfus çalışması, yeryüzünün diğer bölümlerinde yaşayan binlerce diğer türü içeremediğinden, yalnızca kaba bir tahmin olarak kalabilir. Dr. Freeman, “Bu durum gelişme gösterebilmemiz için biraz alan veriyor bize” derken, endeksin daha güçlü olması için ileride daha fazla çeşit içerebileceğini dile getirdi.

Diğer hassas nokta ise yanlılık. Araştırmacılar, ulaşması daha kolay olduğu için sayısı düşen çeşitlere yoğunlaşmış olabilirler. Fakat bu hassas nokta en son araştırmada biraz daha ciddiye alınmış gibi; araştırmaya alınan üç bin çeşitin bazıları sabit bir nüfusa sahipti. Geriye kalanlardan bazıları düşüş gösterirken, bazıları da yükseliş gerçekleştirdi; fakat düşüşler yine de yükselişlerden oldukça fazlaydı.

2050 yılında nüfus 2.4 milyar artmış olacak

WWF aynı zamanda insanlığın sürdürülebilir yaşamda nasıl bir ilerleme gösterdiği konusunu da hesaplıyor. Yeryüzünün 2050 yılında 2.4 milyar kişi daha kalabalık olması beklenirken, gıda, su ve enerji ihtiyacının karşılanmasında zorluklar yaşanabilir.

Rapor, insanların kullandığı ekolojik mal ve hizmetler için gerekli alan anlamına gelen küresel bir “ekolojik ayak izi” hesaplıyor. Raporun sonucuna göre insanoğlunun şu an yaşadığı hızı devam ettirebilmesi için 1.5 dünya gerekiyor.

Rapor bu “aşırılığın” mümkün olduğunu söyleyerek, “Çünkü şu an ağaçları büyümeden kesebiliriz, okyanusların yenileyeceğinden daha çabuk balık avlayabiliriz veya atmosfere ormanların yenileyeceğinden daha çok karbon bırakabiliriz” ifadelerini kullanıyor. 1990’lı yıllarda insanlar bu alanların sınırına her ayın 9. günü itibariyle ulaşıyor.

WWF ABD’nin CEO’su Carter Roberts, “Bu bizim için çok sesli bir uyanma çağrısıdır. Doğal sermayemizi kaybettikçe insanlar kendilerini ve ailelerini besleyebilme yeteneklerini kaybediyor. Bu olduğu zaman da sorun yerel olmaktan çıkıp küresel bir sorun hâline geliyor” ifadelerini kullandı.

Gautam Naik
(The Wall Street Journal)